Doğubayazıt Belediyesi eski Eşbaşkanı Rohat Özbay: Binlerce insan, hepimiz bir çare sunmak uğruna bedenlerini açlığa yatırmıştır. Ses verelim ki o yüreğimiz sessizlikten çatlamasın.”
Tutak Belediyesi eski Eşbaşkanı Fırat Öztürk: Bizler de barışı, kardeşliği, adaleti ve demokrasiyi kendi hayatımızdan daha üstün tutuyor ve bunun için mücadele ediyoruz.
Saray Belediyesi eski Eşbaşkanı Abdulkadir Çalışkan: Bugün Kürt’e, zindan ve ölümden başka bir şey reva görülmüyor. Tecrit bir insanlık suçudur. Kamuoyu vicdanı duyarlı olsun.
Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki tutuklular, “Bedel ne olursa olsun bizler direneceğiz ve başarıyı getireceğiz” diyerek halka, “Ses verin sesimize, omuz verin omuzumuza ve korkuyu üzerinizden atın. Sokaklara akın” çağrısı yaptı.
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in cezaevinde 79. günden sonra Amed’deki evinde sürdürdüğü ve 149. gününde olan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde yayıldı. 16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan ve 36 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 111, 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 110, 26 Aralık’ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 101. gününde. 2 Ocak’ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 94, 5 Ocak’ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağın eylemi 91. gününde. 15 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi de 80. gününe girdi. Son olarak 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak; 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak; 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak; 29 Ocak’ta, bir cezaevinde 3 tutsak; 15 Şubat’ta da 8 tutsak daha eyleme katıldı. 1 Mart’tan itibaren tüm cezaevleri eyleme dahil oldu. HDP Milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç da Amed’de eylemdeler. Ayrıca Güney Kürdistan’ın Hewlêr kentinde HDP’li Nasır Yağız 136; Mexmûr’da İştar Kadın Meclisi Üyesi Fadile Tok, 76; Germiyan’da Herêm Mehmûd, 40 gündür eylemde. Açlık grevi eylemcilerinin tek talebi var; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması.
Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki tutsaklar adına mektup gönderen Emin Gurban ve Ahmet Hüseyin, herkesi açlık grevlerine ses olmaya çağırdı.
Kabul etmedik, etmeyeceğiz
“Öcalan bizim için yaşamdır. Yaşam bizim için Öcalan’dır. Öcalansız bir yaşam düşünmedik ve düşünmeyeceğiz. Öcalan bütün insanlık yaşamının değeridir. Öcalan üzerindeki tecrit bütün insanlık yaşamı üzerindeki tecrit demektir” diyen tutsaklar, Öcalan’ın esaretini hiçbir zaman kabul etmediklerini ve etmeyeceklerini belirtti.
Eriyorlar ama kararlılıkları artıyor
Tutsaklar, mektuplarına şöyle devam etti: “Bizim için Öcalan’ın özgürlüğü ve güvenliği en önemli çizgidir. Faşist Türk devleti 20 yıldır Öcalan üzerinde ağır bir tecrit uygulamaktadır. ‘Tecridi kıracağız, faşizmi gerileteceğiz ve Kürdistan’ı özgürleştireceğiz’ şiarıyla tüm Kürdistan’da ve ülke dışında direniş yürütülüyor. Bizler de özgürlük tutsakları bu adıma tarihi bir cevap olmak için 16 Aralık 2018’de yoldaşlarımız Mesut Atış, Sadettin Yaşar ve Turan Günana süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başlamışlardır. Yoldaşlarımız açlık grevindeler ve gözlerimizin önünde yavaş yavaş eriyorlar. Ağrıları çoğalıyor ve yaşamları tehlikeye giriyor. Ancak buna rağmen yoldaşlarımızın iradeleri, gönüllülükleri ve kararlıkları her geçen gün daha da artıyor.”
Faşizme korku salın
Kamuoyuna açlık grevleri konusunda duyarlılık çağrısı yapan tutsaklar, şunları ifade etti: “Böyle bir tarihi süreçte sessiz kalmayın. Ses verin sesimize. Omuz verin omuzumuza ve korkuyu üzerinizden atın, sokaklara akın. Özgürlük, onurlu bir yaşam için iradeli ve coşkulu bir şekilde bize destek olun. Kendi iradenizin gücüyle faşizmin içine korkuyu salın. Göreceksiniz ki faşizmin o kadar güçlü değildir. Bizler tekrarlıyoruz, onurlu yaşam olmadan yaşanmaz. Bedel ne olursa olsun bizler direneceğiz ve başarıyı getireceğiz.”
Eski eşbaşkanlar da eylemde
Yerlerine kayyum atandıktan sonra tutuklanan Saray Belediyesi eski Eşbaşkanı Abdulkadir Çalışkan, Tutak Belediyesi eski Eşbaşkanı Fırat Öztürk ve Doğubayazıt Belediyesi eski Eşbaşkanı Murat Rohat Özbay, 36 gündür tecride karşı açlık grevinde. Eşbaşkanlar, Meclis’in açlık grevlerine sessiz kalmasının kabul edilemez olduğunu belirtti.
Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde açlık grevinde bulunan 141 kişiden 3’ü, yerlerine kayyum atandıktan sonra rehin alınan Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) belediye eşbaşkanları. 1 Mart itibarıyla açlık grevine başlayan Saray Belediyesi eski Eşbaşkanı Abdulkadir Çalışkan, Tutak Belediyesi eski Eşbaşkanı Fırat Öztürk ve Doğubayazıt Belediye eski Eşbaşkanı M. Rohat Özbay, gönderdikleri mektupta kamuoyuna çağrı yaptı.
Demokratik kurumların görevi
Mektubunda açlık grevi eylemelerinin “bıçağın kemiğe dayanması” sonucunda başladığına dikkat çeken Saray Belediyesi eski Eşbaşkanı Abdulkadir Çalışkan, şunları belirtti: “Bunun sorumlusu meşruiyeti tartışılır olan bir ucube sistemi ülkemize dayatan tekçi rejimdir. Halkımız da iktidarın bu konudaki sorumluluğunun bilincindedir. Halkın iradesiyle seçilen Leyla Güven yoldaşımıza destek vermek için herkes elinden geleni yapmalıdır. Bugün Kürt’e, zindan ve ölümden başka bir şey reva görülmemektedir. En ufak bir demokratik eyleme bile tahammül edilmemektedir. Bu siyasi soykırımdan vazgeçmemiş, faşist siyasi kalıntıları şüphesiz ülkenin birliği ve demokratikleşmesine engel görüyoruz. Bu tecrit bir insanlık suçudur. Gerek İslam’ın gerekse de insanlığın tüm abidesini yerle yeksan eden bir anlayıştır. Kamuoyu vicdanını duyarlı olmaya çağırıyorum. Eylemcilerin çoğunun ciddi sağlık sorunları baş göstermiştir. Daha fazla can kaybı yaşanmaması için tüm demokratik kurum ve kuruluşlar görevlerini yerine getirmeli.”
Hukukun itibarını da kurtarmaya çalışıyoruz
Dünyanın bir insanlık suçuyla karşı karşıya olduğuna vurgu yapan Tutak Belediyesi eski Eşbaşkanı Fırat Öztürk de mektubunda şu ifadelere yer verdi: “Kuşkusuz hukuk devleti olmanın kriterleri vardır. Hukukun üstünlüğünün sağlandığı yerde demokrasi işler hale gelir. Fakat bugün gelinen noktaya baktığımızda hukuk ve adalet kavramları mahkeme salonlarında, duvarlarında asılı kalmış ruhsuz bir ibareden ibarettir. Oysaki adalet, insanların en temel dayanak noktasıdır. Adaletsizliğin hüküm sürdüğü bugünlerde bununla bağlantılı olan siyasi, ekonomik ve hukuki tıkanmaların önünü açma adına ülkemize demokratik bir katkı sağlamaya çalışan Leyla Güven’in eylemine destek vermek ve yaşanan hukuksuzluğa dikkat çekmek için biz de açlık grevindeyiz. Bu eylemle insani ve meşru taleplerin kabul görmesini talep ederken, aynı zamanda hukukun itibarını da kurtarmaya çalışıyoruz. Belki bugün iktidar ve minik ortağı bunu anlamıyor ama gelecek günler ne kadar haklı olduğumuzu gösterecektir. Seçim gündemini bir an önce rafa kaldırıp gerçek gündemimizde toplanmalıyız. Bir insanlık suçuyla karşı karşıyayız. Yaşam hakkı en kutsal haktır. Tüm hükümetler de bunu sağlamak zorundadır. Bu yüzden bu haklı talepler gözardı edilemez. Toplumun gerçek taleplerine kulak tıkayarak yöneticilik yapılamaz. Kaldı ki Leyla Güven TBMM üyesidir. Bu kurumun sessizliği de kabul edilebilir değildir. Bu noktada bizler de barışı, kardeşliği, adaleti ve demokrasiyi kendi hayatımızdan daha üstün tutuyor ve bunun için mücadele ediyoruz. Herkesi bu mücadeleye ses vermeye çağırıyoruz.”
Yüreğimiz sessizlikten çatlamasın
Mekansız ve sınırsız bir direnişin yaşandığına dikkat çeken Doğubayazıt Belediyesi eski Eşbaşkanı Murat Rohat Özbay ise mektubunda şunları kaydetti: “Bilindiği üzere insanlar mekana, doğaya ve zaman tabidirler. Hiçbir iktidar ve muktedir zamanın akışına mani olamayacağı gibi zamana çaldığı renk karadır. İktidarın karanlığıyla bezenmiş bu süreçte binlerce insan bedenlerini sırf güzellikler artsın diye, güneş aydınlansın diye açlığa yatırmıştır. Her ne kadar sınırlandırılmış bir mekanda olsalar da dirhem dirhem azalan bedenlerine rağmen sınırları anlamsız kılan bir direniş içerisindeler. Elbette zindanda olanların düşündüğü bir çaresizlik ve bu çaresizlikle köşeye sinmek değildir; bilakis çareler yaratmaktır. An itibariyle binlerce insan, hepimiz bir çare sunmak uğruna bedenlerini açlığa yatırmıştır. Bedenleriyle bizlere umut yaratmıştır. Bu umut kelebekleri karanlığın orta yerinde ışıldamaktadır. Şayet göğüs kafesimizde taşıdığımız şeye yürek diyorsak bu ışık huzmelerinin sesine ses verme zamanıdır. Ses verelim ki o yüreğimiz sessizlikten çatlamasın.”
VAN