Ressam Gülizar Kılıç, uzun yıllar resmi kurumlarda çalıştıktan sonra resim sanatına başlar. Onun için gri duvarlar arasında kararan ruhunu kurtarmanın yoluydu sanat. Öteden beri uğraştığı resim sanatını, aldığı eğitimlerle daha profesyonel bir kulvara taşıdı. Türkiye'nin birçok kentinde karma ve kişisel sergilere imza attı. Halepçe'den Roboskî'ye uzanan katliamlardan sosyal yaşamdaki yoksulluklara kadar rahatsız olduklarını derin duyarlılığı ve itirazının yüksekliği ile tuvale döküyor. Kılıç ile resim sanatı, itirazlarını ve yaşamını konuştuk.

Uzun yıllar resmi kurumlarda çalıştınız. Ardından sanata geçiş nasıl oldu? 

İnsan olmanın şansı ya da şansızlığı aklımız, duygularımızla birleştiği zaman, doğaya ve toplumsal olaylara ilişkin algımız yatkınlığımıza uygun potalara dökülmeye başlıyor. Bu işi yaparken kelimeler, kalemler, renkler, fırçalar sesler/notalar ve toprak aracılık ediyor.
Otoritenin en yoğun olduğu, politikanın her türünün acımasızca yapıldığı ve halka dikte edilen bir kurumda uzun yıllar çalıştım. Ruhum gri duvarlar arasında karardı, kendimi kurtarmanın yolu olarak sanatı seçtim. Sanatın her dalı yoğunlaşma istiyor. Resim hem yoğunlaşmayı gerektiriyor, hem de pahalı bir şey ama benim ruhum böyle arınıyordu ve duyarlılığımın derinliği ile itirazımın yüksekliğinin kesiştiği en sahici noktanın resim olduğunu fark ettim ve o yüzden resimle uğraşmayı tercih ettim. Ben de diğer arkadaşlarım gibi başka uğraşlar peşine düşebilirdim. Hatta yeni bir işler peşinde koşup, ekonomik olarak rahat yaşamayı seçebilirdim ama bu benim tercihimdi.

Resimlerinizde daha çok hayattan izlenimlerinizi aktarıyorsunuz...

Yaşadığım toplumda öylesine çelişkiler var ki bu çelişkilere, insanım diyen hiçkimse duyarsız kalamaz. İnsan yaşama gelmekle kendisine armağan edilmiştir ve bir insan yine ancak insanlığa armağan edilebilir. Varlığımızın belli bir zümreye ya da ırka armağan edildiği yıllardan beri kaç sanatçı yüreği aklının gördükleriyle kanamıştır bilemiyorum. Benim de izlediklerim ve gördüklerimden yüreğim kanıyor, Halepçe’den Roboskî'ye kadar uzanan kar, kış, yoksulluk ve bunun gibi, doğada, sosyal yaşamda, siyasette olan birçok şeyi ve de izlediğim en sahici ve haksız şeylere itirazımı resimlerle gün yüzüne çıkararak yapıyorum. Yani izlediklerimi...

İzleyenler resimlerinizdeki gölgenin ağırlığını merak ediyor. Sizin için ne ifade ediyor?

Resimde gölgenin önemi büyük. Gölge ışığın karşıtı ve ışık güzelliğin en önemli öğesi. Karşıtlıkları göstermenin en önemli yanı. Işık ve gölge, doğada sosyal yaşamda bu çelişkileri gözle görebilmek mümkün, elbette aklımızla duygularımızı birleştirdiğimizde çelişkiler daha da netleşiyor. Görme meselesi, algılama meselesi diyelim. Örneğin benim dert ettiklerimi başka birileri zevk haline getirebiliyor maalesef. Gölge ve ışık böyle bir şey... Ben gölge ve ışıkla kendime dert ettiklerimi ve itirazlarımı anlatmaya çalışıyorum. O yüzden ürettiklerimde hüzün de var, çözüm üretemediğimiz şeyler de.

İzleyici eserlerde hep sanatçıyı görmeye çalışır. Sizden ne kadarını taşıyor eserleriniz?
Sürekli vurguluyorum, kanımca, sanatın tek konusu değişmezi sanat değil; muhalifliğidir de. Şimdilerde sanat için tartışmalar yine aldı başını gidiyor. Yıktırılan heykel, üzeri örtülen nü resimleri, sanatın içine tükürmeler, kumandası değişecek şehir tiyatroları, sanatın muhafazakar olup olmama meselesi ve bunun gibi şeyler.
Muhafazakarlığın kelime anlamını dayanak alacak olursak evet; sanat insanın özünü ve itiraza dair sözünü daima korumak durumundadır, olsa olsa bu açıdan muhafazakardır ve de olmalıdır. Yoksa Picasso’nun Guernika’sıyla, Neruda’nın “sokaklar kan” şiiri ya da Nazım’ın dili aynı şeyi söyler miydi? Bana bunları siz yaptırdınız/yazdırdınız.
Bu anlamda baktığınızda tamamı olmasa da benim yaşadıklarımın, biriktirdiklerimin bir bölümü yansıyor resimlerime, ama en önemli yansımasının toplumsal olaylara, haksızlıklara muhalifliğimin yansıyor olması diye düşünüyorum.

Yaşadığınız ülkede sanatçılar ne kadar toplumsal sorunları dert ediniyor?
Dünyanın ve ülkemizin barışa duyduğu özlemin, giderek arttığı şu günlerde doğaya, yaşama, insana dair her meselede taraf olmak gerekiyor. Bu anlamda yaşadığımız topluma baktığımızda taraf olan sanatçıların yoğun olduğunu söylemek mümkün değil. Elbette duyarlı sanatçılar var, onların toplumsal gidişata itirazları da var. Ancak bu sanatçılar çoğunlukta değil. Başına poşu bağladı diye cezalandırılan, yol ortasında kasti vurup öldürülenlerin, yazdıklarından, yaptığı heykellerden dolayı cezalandırılanların yoğun olduğu bir ülkede nasıl olsun ki! Dediğim gibi; duyarlı olsa da bedel ödemeye hazır olmayan sanatçılarımız da muhalif sanatçılar da var ama yeterli değil.
Nasıl olsun ki! Evrensel kültürü ayaklar altına alan ve muhafazakar bir kültürü topluma dikte etmeye çalışan bir iktidar varken, yeter sayıda duyarlı sanatçı çıkması beklenemez. Ancak, yeterli olmasa da sesini duyuran, toplumsal direnişi bile örgütleyen azımsanmayacak sayıda yazar ve çizer de var. Bir kişi bile olsa duyarlı olan sanatçıları saygıyla selamlamak gerekir. Ben de onları buradan saygıyla selamlıyorum.
 
Türkiye'nin çeşitli kentlerinde bireysel ve karma sergilere imza attınız? Avrupa kentlerinde de resimlerinizi sergilemeyi düşünüyor musunuz?
Ben de her yerde ürettiklerimi sergilemek isterim elbette. Paylaşmak bir sanatçı için en önemli şey. Ancak, Avrupa’ya tabloları taşımak, uygun koşullar yaratmak oldukça zor benim için. Başta da söylemiştim resim zor ve pahalı bir uğraş, üretmek, taşımak sergilemek hem fiziki hem de ekonomik olarak zor. Teklif gelir, uygun koşullar olursa neden olmasın. Sevinçle sergilemeye katılırım.

Yaşamı nitelikli kılmak

Gülizar Kılıç, 1948 yılında Eskişehir’de doğdu. Orta öğrenimi ve yüksek öğrenimini Eskişehir’de tamamladı. Uzun yıllar Maliye Bakanlığı, Cumhuriyet Senatosu ve TBMM’nin çeşitli bölümlerinde çalıştı. Hayatı boyunca resimle uğraşmayı seven Kılıç, emekli olduktan sonra desen dersleri alır. Resim atölyelerinde çalışır. Birçok kişisel resim sergisi açan Gülizar Kılıç’ın resimleri izlenimci resimler olarak değerlendiriliyor.Takı tasarımı yapıyor. Çeşitli gazetelere makale ve denemeler yazıyor. "Yaşamı nitelikli kılmaya çalışıyorum" diyen Kılıç, bahçesinde sebze ve meyve yetiştiriyor.  


DENİZ BİLGİN