Erdoğan’ın Haziran’da Diyarbekir’de AKP’nin kongresine katılması
haberleriyle birlikte, “AKP/Devlet Kürtler”i yeniden harekete geçtiler.
İlk belirlemelerden biri, İl Başkanı Halit Rıdvan, Erdoğan’ın “müjde”
vereceğini açıkladı.
Bu haber “Erdoğan’ın istenmeyen ve asker/polis güdümündeki” ziyaretinden birkaç gün önce revaçta olacak.
Şimdilerde revaçta olan haberlere gelince:
Kışanak, 500 BDP’li kadının cezaevlerinde olduğunu belirtti;
Leyla Zana, Federasyon talep edilmesi gerektiğini duyurdu;
BDP’li kadınlara Kürtçe savunma yasağı getirildi.
İsmail Beşikçi, “seçmeli Kürtçe derslerin Kürtler değil, Türkler için geçerli olması gerektiğini” hatırlattı.
Barzani, Eylül ayına kadar çözüm olmazsa, Güney Kürdistan’da, bağımsızlığa yol açacak bir referanduma gidileceğini ilan etti.
Erdoğan İtalya‘da Suriye’ye (özelde Güneybatı Kürdistan’ı işgal) için NATO’dan izin isteyeceğini açıkladı.
Ve Türkiye’deki “egemen medya”nın köşe yazarlarının tümüne yakını,
bağımsız Kürdistan’ın ayak sesini durdurmak için, “olağanüstü milli
görev” için yola koyuldular.
Çünkü, Kürtler’in bir devletinin olmasını istemeyenlerin devletleri vardır ve onların bu “ikazı” devlet ve silah gölgelidir.
Ve bunu, Kürtler’in kanıksamasını isterler. Eğer Kürtler kanıksamazsa,
onlara karanlık bir koridorun yolunu “kader” olarak tayin ederler.
Kürdistan’a gelince:
Her Kürdün yüreğinde bir Aslan yatar: Bağımsız Kürdistan.
Ve Kürt politikacıların diline bir Tilki dolanır: Bağmsızlıktan feragat;
bu siyaset piyasasının dilidir; karşıtlara ayar vermek içindir.
Kalıcı ve nihai olar, uğruna yola çıkılan yürektir.
Bundan dolayı da iki görüşü buraya aktarmak istiyorum:
Birincisi, başta Türkiye’de olmak üzere, gittiği ülkelerin birçoğunda
oradaki zindanlara mahkum edilen, zulasında birkaç hastalıkla dolaşan,
Botan’lı bir Kürt:
“Biz Bağımsız Kürdistan uğruna yola çıktık. Öyle olmasaydı, bir adım bile atmazdım”.
İkincisi, 18’inde dağa çıkan ve 14 yıl hapis yatan, Serhat’dan, usu diri kalmış bir “genç”:
Eğer onların devleti olmasaydı, askerleri Kürt kızlarına tecavüz ederler miydi?;
Eğer devletleri olmasaydı onlar, köylerimizi, zenginliklerimizi talan edip, ormanlarımızı yakarlar mıydı?;
Ve eğer onlar bir devletden yoksun olsaydılar, Pozantı’da çocuklarımızı rencide etmek için, hayasızlık eylerler miydi?;
Öyle olmasaydı, yürekli Kürt erkeklerine cezaevlerinde “pislik” yedirme “izni”ne sahip olurlar mıydı?;
Eğer bizim bir devletimiz olsaydı?..
Daha birçok örnek verdi.
Örneklediği “Liste”yi kısa kesiyorum.
Sonuçta, bedel ödeyenlerin ve politika pazarında söz söylemek mecburiyetinde kalmayanların konuşan yüreği bu.
Diğeri ise hesap kitaba dayanan dünyada sarfedilenler.
Yürekler ve düşünce kalıcıdır.
Politika yapanların bugün söylediklerinin yıllar sonra tam tersini
söylediklerine şahit olduklarını duyarsanız unutmayın: Önceden söylenen,
sonrakine ulaşmak içindir. Bunun en canlı örneği Mesut Barzani’dir.
Yürekteki aslan piyasadaki tilki