“Yürümek” 1 Eylül 2012 tarihinde Uludere’den başlattığım “barış yürüyüşünün” Toroslar’dan sonraki kısmına tanıklık ediyor.
Yönetmenliğini Deniz Şengenç’in, Yapımcılığını Melek Ulagay’ın, Kurguyu Didem Pekün’ün yapığı belgesel, Nesra Gürbüz ve Çiğdem Mater’in kurucusu olduğu Ret filmin bir yıllık emeğinin güzel meyvesi.
Kimileri Gandhi ve Mao gibi yürüyüşleriyle yeni bir dönem başlatırlar. Kimileri küf odalarının karanlığından çıkmak için yollara açılır. Ben ise ölü bedenlerin ve köhne zorbalığın ağırlaştırdığı ruhumu hafifletmek için çıktım yola. Öncesinde kişisel bir yolculuk düşünmüştüm. Ancak yolun tek santimini bile tek yürümedim.
Yolda olduğumu duyanlar bana katıldı, kime rastladıysam yanıma aldım. Karadeniz’in sert erkek dünyasından gelen Serap, Kürt öldürmek isteğiyle askere gönüllü gidip komando olup PKK’ye esir düşen eski asker İbrahim, Diyarbakırlı sanatçı Evindar, Uğur Kaymaz’ın katlinin şahitlerinden Abdulhakim, militarizmin erkek odaklı olduğuna inanan Munzur ve müziğiyle zalimlere karşı özgürlük ve barış ezgilerini yaşamı boyunca mırıldayan İlkay Akkaya gibi yüzlerce kadın ve erkek bana yoldaşlık yaptılar.
Ankara’ya vardığımızda kırk yıllık bir savaş tarihi ile yüzleşmiştik. Bütün kaybettiklerimizi, kirlenmiş olanı gördük.
Ve bütün o kirlenmeye, kaybedilen onca şeye rağmen Urfa’da, Şırnak’ta, Aksaray’da, Kürt, Arap, Türk ve her dilden, milletten insanın bir arada yaşama umudunu gördüm.
Adımlarımızın sessizliğinde uğradığımız her insana barışı müjdeledik. Gördük ki köy evlerinin, şehir dükkanlarında barış sessizce korunmuş. Kuytu köşelere umudu gizlemişler. Bizler elli gün boyunca duygudan duyguya girdik. Sizler de bizler gibi filmi izlerken duygudan duyguya gireceksiniz; güleceksiniz, hüzünlenecek ve ağlayacaksınız.
Filmin yönetmeni Deniz Şengenç yürüyüşümüzün Toroslar’dan sonraki kısmında bizimle yürüdü. Ona kulak verelim: “Ülkede ender görülen bir sivil eylem gerçekleştirme kararı alınmıştı. Roboskî’den Ankara’ya barış talebi ile yürüyorlardı. Onların yanında olduğum süreçte bir kere daha yaşayarak öğrendim ki tanımak dokunmadan gerçekleşebilecek bir eylem değil. (…) Savaş ve barış çok ciddi meseleler. Ancak yol boyunca insanların mizahı hayatlarında yaşadığını gördük. Bizim isteyip istemememizden bağımsız olarak filmin içinde hep mizah öğeleri yer aldı. Çünkü her anımızda mizah vardı”.
1 Eylül Dünya Barış gününde yola çıktım. 1300 km. yürüdüm. Yolculuk 50 (elli) gün sürdü. 20 Ekim’de Ankara’ya vardım. Yolculuk ile savaş makinelerinin, üniformalıların yorgun düşürdüğü yollarda insan yüzlerine tanıklık etmek, onlara dokunmak, onlarla üzülmek, onlarla gülmek ve paylaşmak esas amacımdı.
“Ben yola kaybolmak için değil kendimi bulmak için çıkıyordum. (…) Otobüs, uçak yada tren seni olduğun yerden vardığın yere bir şekilde ışınlama şekliydi. Bir şehri en iyi tanıma yöntemi yürümektir, sokaklarını adımlamak. (…) Ve ben bir kere daha yollarda kendimi tanıdım, tanıdığım dokunduğum herkesle birlikte. Tüm yürüyüşçülerin ve destekçilerinin dokunuşlarını başkalarına da hissetirmek için bu filmi yaptım.” (Deniz Şengenç)
Gaston Bacheland, Mekanın Poetikası’nda, “yolun da kasları ve karşıt-kasları olduğundan kesinlikle emin oluyorum” diyor. Yolun aksiyonunda kesinlikle bir dinginlik olduğunu gördüm. Bu nedenle yol yormuyor. 1300 km. yürürken yorulmadım. Kırk yıllık savaşın yorgunluğunu attım, işkencelerde geçen günlerin açısından kurtuldum, hapishanelerde güçsüz düşen adalelerim güçlendiler.
Savaş yüzünden insanların ruhlarının kirletildiği bir coğrafyada arınmak önemliydi.
Hikaye toplayıcıları ve peygamberler yollardan toplarlar kelamlarını. Bizler yollarda barışı aradık, kirletilmiş onca şeye rağmen gördük ki göz göze geldiğimiz insanlarda, sarıldığımız bedenlerde, dokunduğumuz her kadın ve erkekte barış beklentisi ve umudu var.
“Yürümek” azmin, cesaretin ve emeğin eseridir. “Yürümek” ekim ayında Uluslararası Antalya Altın Portakal Festivali’nde olacak; ardından dünyanın başka diyarlarına uğrayacak.
YÜRÜMEK
İstanbul Beyoğlu sinemasında Ağustos 2013’te “Yürümek” belgeselinin Galası vardı.