Gözlerimiz hep o merdivenin basamaklarına dönüyordu; o gelmiyordu. Söyleyeceklerimiz gözlerimizden uzaklaşıyordu. Aşk yalan mıydı sorusu, dudaklar arasından usulca kulaklara mırıltıyı taşıyordu; kimse duymuyordu... Başucumuzda fırıl fırıl dönen ve öten o serçe, hüzne hafiflerken, biz ağırlaşıyorduk. Ve gece uykusu gelen sarhoş bir karanlığa hazırlanıyordu. Biz hala bekliyorduk…

Kafka söyler misin, kimi bekliyoruz? Hazırlan gidelim Viyana Treni kalkmadan… Yalandan da beklenir mi umudun aşka büyüyen yalnızlığı! Olmaz be gözüm, aldanmayalım… Bak sana, bu bahçede kuşlar kanatlarını döküyor sabrın dikkatine. Gidelim, garip kalmanın anlamsızlığını şu serçe bile anladı. Hadi, hadi kalk…
Çaresizlik yan bakıyor bize Kafka, ne kadar da benzedim sana. Şu merdivene bakan sen, benim gözlerimle bakıyor sanki. Şimdi çok güzel bir kadın geliyor desem, ne diyeceksin bilmem ki? Gözlerini açarsın bilirim… Söyler misin Kafka, onun Milena mı yoksa Felice mi olmasını isterdin?
Şaşırdın değil mi, boş ver menekşe rengine içelim! Edası yan gelip yatan şu beklemelere... bir de!..
Bu umursanmaz, bu aşka büyüttüğün yalnızlık, ne kadar anlamlı bilmem ama, unutmak istediklerim senle korkularım oluyor be gözüm! Bazı hastalıklar bulaşıcıdır Kafka, bilirsin ki o zaman ölmek daha zordur. Kızma dostum, söyleceğim şu ki dünya yanıyor ve biz senle şu merdivenin basamaklarına, gözlerimizle mezarlar kazıyoruz. Utanıyorum desem Milena belirir mi dersin?
Suskunluğuna yan baktığımı sanma, biraz alıngansın biliyorum. Borges ve Einstein da söylemişti. Alışmak zor sana, aşka yemin etmek ve Milena’yı beklemek gibi…   
Kafka yorgunsun ama inadına kuş kanadı değmiş… Yine diyorum, ne işimiz var bu tenha ve ağlayan bahçede. Biz kaç defa yitirdik onları, farkında değil misin? Şu solan menekşe bana bakıyor ve ben solmasına tanık olmak istemiyorum. Kalk…