"Sesteki tehlike:

Bazen, konuşma sırasında
kendi sesimizin tınısı şaşırtır
ve hiç de kendi görüşümüze
karşılık düşmeyen
 iddialarda bulunmaya yöneltir  bizi."

Friedrich Nietzsche

Biraz konuşmak

İnsanın güzelliği sergilenebilinir bir durum. Bunu en iyi şiir bilir. Bazen şiir, şairin aynası gibi o güzellikleri gün ışığına çıkarır. Şiiri düşününce, şair okuyucunun gözünde bir gözlem olarak, silikliğin gerçekliği oluveriyor sanırsın ansızın. Çok mekanik sözler bunu izah edemeyebilir. Nedense son zamanlarda dilime dolanan bir söz, hep imdadıma yetişiyor. Şiir, şairi kurtarıyor ve bu yetmiyor gibi onu gözümde yüceltiyor. Oysa ben şairi şiirinden dolayı sevmek istemiyorum. Ama yanıldığımın farkını az geçmeden çözmek istiyorum. ''İyidir şair, onun özü bu şiirde olabilir mi'' sorusu bendeki uçuşan kuşkuları uzaklaştırmak istiyor! Nedense hep seviniyorum iyi şiirleri okuduğumda ve öpüyorum gizlice tüm iyi şairleri. Nasıl bir şeyse iyi olmak, görebildiklerimle uzaklaşmak, beni de iyi kılıyor. Keşke yazdıklarımızla iyi olmanın hesabını hep böyle yansıtabilsek diyorum. Düşünmek ne kadar sık dillenen bir kavram, insan neleri düşünür de neleri yazar… Oysaki yazmak yetmiyor bazen.  

Masa üstünde dağınık kelimeler

Uzun zaman oldu kalemden uzaklaşalı. Belki de aşktan, dostluklardan... Dilimden kalemime uzanan kelimeleri çaldılar. Hislerim bende deli bir düşünce ağı yaratıyor. Birileri beni boğuyor, hem de çok samimi biçimde karşımda gülerek. Çaresizlik iyi değil biliyorum ve içimden ben de gülüyorum. Ne yazık ki iyi ve kötü yan yana duyulmayan küfürlerle düşündüklerimizi gizliyor. Zaman öyle bir zaman ki, şaka gibi.

Belleği karanlığa üşüyen fotoğraf

Bitmiş, doğal olmayan merhabalar, yüzüme tüküren kelimeler, selamsız celat gibi. Kirlenmiş olduğumun habercisi şairliğim, öldürmek istiyor beni. Ölmüyorum ama binbir beter üzülerek, bir şeyleri özlüyorum. En garibi ise bunu kimseye anlatamıyorum. Kimse kimseyi dinlemiyor ve hatta önemsemiyor. Burada 'merhaba!' demenin ne anlamı olabilir ki? Hadi hep beraber üzülmenin karesinde kalıcı bir fotoğraf olalım. Nasıl olsa umursamıyor artık yükü ağır kelimeler, susan bakışlarda.

Dua gibi sarılmak şiire

Kendimi tüketiyorum sanki kelimelerin kendisi olarak. Beni kurtaran şairi okşayarak duruyorum. Şiirdir sevdiğim, düşünmek bir samimi gülüş kadar onunla yakınıma geliyor. Umutlanıyorum iyi şeylere… Beni kurtaran aslında sevdiğim şiir oluyor. Dua gibi sarılmak özlemlere, şiirin tanımı olabilir mi? Ya hakkını vermek şairin? Nasıl olmalı samimi şairin duygularında gülüşler görmek? Epey oldu, öldürüyoruz birer birer kurşun sıkmadan şairleri, şiir yazdığımızı sanarak… Omurgasız insan kılığında. Ne de olsa herkes birbirine benziyor, birbirine bakarak. Görmeden…

Kelimelerim çalınmış, aşklarım, dostluklarım, çocukluğum  

Çıplak şair, şiirle örtünüyor giyindiğini sanarak. Oysa cezasıdır giyinmiş hali (keşke yazmasaydım bunları diyorum). Kelimelerimi çaldılar, aşklarımı, dostluklarımı, çocukluğumu… Suçlusu benim, uyandıramıyorum kendimi, ne zor şeymiş başlamakla bitirmek arasındaki dengede kalmak. İyi kalmak belki, hep düşlediğimiz gibi, tarifi doğru yapılmış şairin, hayata dair felsefesinde sevinmek… Her şey şaka gibi ve ben yalancıktan gülümsemeye zorlanıyorum. İçim sızlıyor, gördüklerimi sınıyorum.
Çocukların gülen gözlerinden öpmek
Göremiyorum. Suskunluk çok acı, özlemek gibi... Bir çocuk ne kadar doğalsa yaşama dair, her şey o kadar özel ve duyarlı kılmalı çıplaklığını örtünen şairde. Ama öyle değil, çocuklar ölüyor. Suskunluk, alkış gibi cellatları öven, yeni, çok yeni küfürler üretiyor. Ne kadar çok bakıyoruz şair kimliğinde ölüme… Yazık demesini bile unutan çağın şairleri, ret kelimesinin uzağında durarak maymuna özeniyor… Aslında benziyor demek istemiştim. (Keşke yazmasaydım bunları diyorum.)

Yazmak yetmiyor bazen

Bir öfkeye doğru kayıyor kelimelerim, pişmanlığım oluyor şairliğim. Suskunluğumu bozan serseri bir şiir bekliyor kederim. Kurtarır mı beni bilmiyorum ama özüme hala sadık kalmak istiyorum. Gözlemlediklerim yalan olmasın diye, içimi sızlatan kuşkuları görerek ve anlayarak şaka gibi küfürlerden uzaklaşmak istiyorum. Beni anlayan, dokunsun gösteren kelimelere. Ilık ılık üşüyen çocukların gözlerinden öperek... Daha dündü. Öpseydik hep beraber en azından, o çocuklardan birinin gülüşünü, ölmezdi güne merhabalar. Kalırdı elimizde, yarına zenginliğimiz. 


Bomba, sofra, çatal, peynir ve şölene duran kravatlı
Bumm, bumm, bummm sesleri… Ötede ölüm yeni değil. Vuran da, vurulan da eskimedi. Yeni suskunluklar eklendi. Yeni sevinenler ve yarı acemi kafatasçılar. Sofralarda kadehler, kanla çınlayarak çoğaldı, çoğaldı… İlkel kafalar seviniyor, çağın doğasını hüzünlendirerek.

Kırılma noktası

Sefaletin ışıkları gecesini arıyor. İçimdeki şair, benle aynı kadehte içmekten çekiniyor. Sefalet akşamdan kalma bir şair. Her gece aynı sabaha doğru beklenen akşam, korkunç bir sığıntı. Kahroluyorum yoksullaşarak, bombalar düşerken… Ormanlarım külleniyor sefalete, bir kadeh daha ekleniyor sofraya alkışlar eşliğinde. Yarasın diyor gülerek, mürekkep yalamış zümreler…

Sürüden kopmak, birey olmak
Başa dönüyorum, düşünüyorum. Devam ediyor konuşmam... En azından şairler görse bunu, ucundan. Bunu diyorum, diyorum çünkü, üzülüyorum. (Keşke yazma gereği duymasaydım bunları!)