İyi ki tarih var, hafıza var. Hayatın tüm mağdurları var orda… Kokuşmuş aygıtların öncül ve ardılları var…

Devletin bölgede bir savaş yöntemi olarak devreye soktuğu cinayetlerde, faili meçhullerde sadece Kürtler katledilmedi. 1980’li yıllardan itibaren Süryanilere karşı da çok sayıda 'faili meçhul’ cinayet gerçekleştirildi.

Süryani köylerinin boşaltılmasını sağlamak amacıyla JİTEM eliyle gerçekleşen bu cinayetler Mardin ve ilçelerinde yoğun olarak yaşandı. Süryanilerin  fiziki kırımının yanı sıra, köylerinin boşaltılmasının ardından köylerdeki arazilere de devlet tarafından orman arazisi adı altında el konuldu.

Mardin Milletvekili Erol Dora'nın 80'li yıllardan başlayarak birçok Süryani vatandaşın katledildiği cinayetlere ilişkin olarak geçtiğimiz günlerde Meclis’e cinayetlerin aydınlatılması ve faillerin ortaya çıkarılması için araştırma önergesi sunmasının ardından konu yeniden gündeme geldi.

Süryaniler şimdi bu cinayetlerin aydınlatılmasını istiyor. Bu davalarda zaman aşımını asla kabul etmeyeceklerini belirten aileler JİTEM katillerinin cezalandırılmalarını ve gasp edilen topraklarının geri verilmesini istiyor. Aileler bu toprakların asıl sahiplerinin kendileri olduğunu söyleyerek, topraklarını asla bırakmayacaklarını ve geçmişin hesabını sormak için sonuna kadar mücadelelerini sürdüreceklerini belirtiyorlar haklı olarak.

***

Türkiye’de sadece Türk ve Müslüman isen vatandaşsındır. Hep kültürel bir sindirme ya da kimlik dayatma çabasında oldu bu devlet. Başkalarının kendisinden farklılıklarını kabul etmemek buna saygı duymamak ve bunu reddetmek üzerine kurdu paradigmalarını.

Tarihsel ve toplumsal gerçeklikten kopuk tartışmalar ve atışmalarla hiçbir sorun çözülmez. Tarihiyle yüzleşemedi, parazitlerinden arınamadı henüz bu ülke.

Sadece bir örnek olarak ifade edersek; İstanbul Barosu, 5 Nisan Avukatlar günü kutlamaları kapsamında her yıl Türk ırkçılığının duayenlerinden olan ve: "Türk, bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler" diyen ırkçı Mahmut Esat Bozkurt adına ödül verebiliyor.

Evet. "Avukatlar tarih boyunca köle kullanmadılar ancak efendileri de olmadı” ama – ilke sahibi aynı meslek sahiplerini tenzih ederek söylüyorum-kimileri hala ırkçı efendilerine hizmet edebiliyor.

***

"Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz" der Einstein. Türkiye hala sorunları yarattığı düzlemde düşünen, resmi, yapay ezberleri olan bir ülkedir... Filozofun dediği gibi kirli ayaklarının üstüne temiz çorap giyerek kendini temiz zannediyor.

Türkiye’de tekçi paradigma ve buna dayalı zihniyet; gerçekleştirdiği katliamları, vahşetleri kendi kahramanlık söylemleriyle kimi zaman kutsallaştırdı ya da en olmaz olayları sıradanlaştırdı, sıradan bir olaymış gibi yansıttı. Toplumda da böyle bir algının oluşmasını büyük ölçüde başardı ne yazık ki. Bu sayede geçmişiyle yüzleşmeyi, hesaplaşmayı değil, unutmayı, unutturmayı tercih etti. Ama bilinmelidir ki; geçmişin bütün hukuksuzluğunu belleğin unutkanlığına havale ederek demokratik bir yapı oluşturulamaz. Gerçek bir demokrasi ve onun iradesi, geçmişle yüzleşmek zorundadır.