Sözlüğe baktım yine de yanlış yapmayayım diye. Ee ne de olsa 'insan oğlunun' en çok zorlandığı konulardan biri. Yüzleşme: 'Bir olayı ileri sürenle, inkar eden kimselerin yüz yüze gelerek sözlerini tekrarlamak' diyordu sözlük. Beğendim aslında bu açıklamayı. İki tarafa da sorumluluk yükleyen bir tanım. İleri sürenin de, inkar edeninde açık açık konuşması, doğruları söylemesi, verileri sunması gereken bir eylem. Yani korkulacak bir şey yok gibi. Ve toplumda sorunlar çoğunlukla yüzleşerek köklü çözümlere kavuşur. Konu ne olursa olsun yine de kalıcı çözümlere kapı aralayan bir edimdir. Çünkü yüzleşmek itiraf etmektir, içerde biriken kiri-pası dökmektir. Eğriyi doğrultmak, doğruyu sahiplenmektir. Yalanı-yanlışı düzeltmektir. Arınmak ve rahatlamaktır. Geri getirmeyeceklerine özeleştiri yapmak, ama geleceğe sağlam yürümektir. Çünkü geleceğe sağlam yürümek için bir niyet beyanıdır aynı zamanda. Bir daha aynı yanlışları, suçları yapmama kararlılığıdır.
Yüzleşme, bir güven ve güç göstergesidir. Kendisine güveni olanlar, aynı şeyi tekrar yapmayacaklarına güvenenler yüzleşebilir. Tabii ki güçlü birey, kurum veya devletler kendine güvenebilir. Bu güven ahlakı, vicdanı, adalet anlayışını barındırır. Yürek, vicdan ve irade de ister.
Yine yüzleşme yeni bir başlangıcı da ifade eder. Beraber yürümeninde ön şartıdır. Yüzleşme eşitlenme ve kendini aşmanın da ilk adımıdır. Karşının bir değer olduğunu kabul etmektir aynı zamanda. Yeni suç ve hatalarında önüne geçmek anlamına da gelir.
Ancak unutmamak gerekir ki; demokratik değer yargılarına sahip olanlar veya bu değer yargılarını kabul edenler bunu yapabilir. Yani eşitliği, özgürlüğü, adaleti ahlaki yaşam ilkeleri olarak kabul edenlerin işidir yüzleşmek. Ve özür dilemekten daha önemlidir.
Özür dilemek farkında olunmadan yapılan ve sonradan fark edilen suçlar ve yanlışlar için sarsıcı olabilir. Ancak bilerek yapılan suçlar ve yanlışlar için yeterli etkiyi yaratmaz. Önemlidir, ama eksiktir. Ancak yüzleşmek; yüreğini, aklını, bilincini, inancını sarsan bir durumdur. Sarıldığın gerçeklerin tuzla buz olması, bütün sığınakların yıkılması demektir.
Ve tabii ki en önemlisi bireyin, toplumun, kurum veya devletin kendi iç dinamikleri ve gönüllü olarak böylesi bir süreci yaşamalarıdır. En büyük acılara, öfkelere, yıkımlara sebep olmuş olaylarla yüzleşmek zordur, ama kalıcı sonuçlar doğurur. Yaraları iyleştirir. Acıları hafifletir, geçmişi geri getiremez ama geleceği kurtarır. Dolayısıyla önemlidir, gereklidir ve vazgeçilmezdir.
Ermeni, Süryani Soykırımın 100.yılında ve 21.yüzyılın başlangıcında yüzleşme çağrıları geç kalmış ama doğru çağrılardır. Yüzyıldır Türkiye toplumunun sırtına vurulmuş olan bu yük artık taşınamaz hale gelmiş. Kaldı ki Türkiye'de hiç bir halk ve inanç grubu bu inkar ve katliam geleneğinden kurtulmamıştır. Halklar arasında ki yabancılaşma derinleştikçe, seyircilerde artmıştır. Yani her kes neredeyse birbirinin katliamına seyirci pozisyonuna getirilmiştir. Peki ne adına? Teklik adına. Bu denli tekliğin hakim olduğu bir devlet ve iktidar geleneğine yine mevcut durum yetmiyor. Halen 'çok başlılıktan kurutulalım' deniliyor.
Ancak artık toplum bu yüklerden kurtulmak istiyor. Ülkenin değişik köşelerinden gelen itiraflar bundandır. Kimi sesli, kimi ürkek... ama toplum yüzleşiyor, konuşuyor, hissediyor ve hissettiriyor. Ermeni, Süryani, Alevi, Kürt katliamlarını daha güçlü bir şekilde kınıyor. Dipten gelen bir özeleştiri dalgası büyüyor. Geleceği birlikte kurmak, ortak yürümek istiyor. Çokluğun daha zengin, renkli ve neşeli olduğunu fark ediyor. Halen kimi kesimler direnç gösterse de bu rüzgardan kurtulamayacak.
Evet yüzleşmek 'insan oğulları' için zordur. Ancak imkansız değildir. Birbiriyle yüzleşen topluluklar seslerini birleştirdikçe, 'insan oğulları' da bu rüzgarın etkisine girecektir.