‘Zaman içinde bir zaman vardır! Kapısı, kendinde saklı başka bir zamana açılan...’Üçüncü bin yılın, ilk yüzyılının ikinci onyılının yarısındayız. Miladi zamana göre 2015 senesindeyiz. Üçüncü bin yılın başlarındayız. Birinci bin yılın, ikinci binyılın da başlangıç yılları ve sonları yaşandı. Biz yaşamadık, biz görmedik ama yaşayan, gören insanlar tarihe şerh düştü; yazılı, sözlü ve vesikalı olarak. Çoğu, zalim egemenler tarafından, pek azı, ezilenler tarafından. Olaylar, hikayeler savaşlar, buluşlar, insanın insanlaşma ve kurtuluş serüvenine dair nice yaşananlar, ortak hafızaya yazıldı. Bunlardan unutulmayanlar insanlığın vicdanında mahkum olmuş ve lanetlenmiş haksızlıklar, kıyamlar ve zulümlerdir.
Unutulmayanlar, bu zulümlere boyun eğmeyen direnen insanlardır. Denilir ki her bin yılın yani, her milenyumun ilk yüzyılına damgasını vuran gelişme, hadise, sonraki yüzyılları da etkisi altına alır. Üçüncü bin yılın ilk yüzyılına damgasını vuracak gelişme acaba ne olacak ya da olabilir? Bazı emareler, işaretler olsa da bu henüz belli değil. Ama birinci ve ikinci bin yılın ilk yüzyılına damgasını vuran gelişme için, yüzlerce doğru-yanlış tez öne sürülmüştür. Mesela; birinci bin yılın ilk yüzyılına damgasını vuran gelişme, Roma zulmüne ve onun lokal işbirlikçi yapısına karşı ortaya çıkan, İsailik midir? Ya da yine ikinci bin yılın ilk yüzyılına damgasını vuran 1071 Malazgirt meydan savaşı mıdır, yoksa İsailiğin artık zalimin hizmetine girmiş biçimi olan Vatika’nın 1097’deki çağrısı üzerine gerçekleşen, haçlı seferleri midir? Böyle bakıldığında faklı coğrafyalarda, zamanlarda ve biribirinden kopukmuş gibi gelişen olayların, zamanın ruhu diyalektiği yasasınca, nasıl da biribiriyle bağlantılı olduğu, birbirini beslediği, iç içe geliştiği veya savrulabildiği daya iyi anlaşılacaktır. Yani zaman ve diyalektik gelişme ve yine toplumsal gelişme arasında görülebilen ve görül-e-meyen, görülmesi için fizik şartların olgunlaşmasını bekleyen faktörlerin, dinamiklerin mekaniğini anlamanın ihmal edilemez önemi daha çok açığa çıkıyor.
İnsanlık suçları meşrulaştırılamaz
Milenyumda; ilk yüzyıl kadar, son yüzyıl da çok önemli oluyor. Bin yılın iyi kötü ve çözülmüş/çözülmemiş bakiyesini, sonraki bin yılın ilk yüzyılına devrediyor. 2015 yılındayız. Tam yüzyıl önceye gidersek, 1915 yılına ulaşırız. Yani 1. Dünya savaşının en yıkıcı, en ateşli dönemi. Koca bir Avrupa kıtası ve Ortadoğu, savaş merkezi. Tank ve uçak gibi silahlar henüz tam gelişmediğinden, insan merkezli, bol kimyasal gazlı mevzi savaşlarında onbinlerce insan yaşamını yitirmiştir. Ulus devlet çıkarları maskesi altında, egemenlerin iktidar, egoizim ve çıkar savaşı. Homojen tek tip ulus yaratma ırkçılığıyla, etnik arındırma katliamlar ve soykırımlı yıllar. 1915’de yani yüzyıl önce kadim Ermeni halkı, etnik arındırmaya uğratılmıştır.
Binyılların kültürü, dili, mirasi, otantiği, inancı, zenaatı ile birlikte; insanlık ailesinin, topraklarımızın ortak mirası, kadim Ermeni halkı yurtlarından, topraklarından, ocaklarından sürülerek katliama, soykırıma, etnik arındırmaya uğratılmıştır. İşte ikinci bin yılın son yüzyılının, üçüncü binyılın ilk yüzyılına devrettiği bakiyelerden biri; bu vahim, yürek acıtan insanlık suçudur. Hiçbir oportünist açıklama, manipülasyon, yalan, tehdit veya özür bu lanetle anılması gereken insanlık suçunu örtbas edemez, gölgeleyemez ve meşrulaştıramaz.
Devletlerin ortak suçu
İkinci mecliste, Türkçülük yapan Keresteciyanlar, günümüzde bu ırkçı zihniyete danışmanlık yapan Ermeniler olsa da, halkların kardeşliği sevdalısı devrimci-sosyalist Ermeniler, Paramazlar, Hırantlar, barış içinde bir arada yeni yaşamı gösteriyor. Bu arada belirtmek isterim ki ve inanıyorum ki; bu kadar acı tecrübeden sonra, Ermeni kardeşlerimiz de 7 Haziran seçimlerinde, tercihlerini Hrantlardan yana yani HDP’den yana yapacaklardır.
Ermeni halkımızın etnik arındırmasının yüzüncü yılındayız. Acılarını paylaşıyor, arındırmaya uğrayan masum ve mazlumların anısını yad ederim. Bu insanlık suçu sadece, ırkçılık hastalığına/tuzağına tutulmuş İttihat-Terakicilerin değil, Osmanlıyı türlü entrikalarla savaşa çeken, bozan ve yıkan müstemleke devletlerin de ortak suçudur. İkinci bin yılın, son yüzylının daha sonra 1945’de vuku bulacak olan 2. Dünya Savaşı bakiyesi ve bu iki büyük savaş arasında meydana gelen diğer olayları yazmak bu yazının sınırlarını aşar ve konusu değil. Mesela İspanya’da kanlı iç savaş olurken, İtalya’da ve Almanya’da faşizm iktidara gelirken, Türkiye’de Dersim Kürtleri katliamı gerçekleşmiştir.
HDP Yeni Yaşam projesi sunuyor
Demek ki ilk yüzyılını Melezgirt ve Haçlı Savaşları’yla açan ikinci binyıl; son yüzyılını 1. ve 2. Dünya Savaşları ve tek tip homojen ulus yaratma, ulus devlet çılgınlığı, etnik arındırma ve soykırımlarla kapatarak; yüzleşilmesi adaletle yapılmamış, kamu vicdanında aklanmamış ve çözülmemiş birçok meseleyi de üçüncü binyılın ilk yüzyılına devretmiştir. Bugün insanlık, ülkemiz ve bölgemiz çözülmemiş meselelerin yakıcı ateşinde kıvranmaktadır. Dolaysıyla anlaşılıyor ki, kim veya hangi güç, anlayış, meseleleri çözer ve kalıcı adaletli bir barışı sağlarsa, yüksek ihtimalle üçüncü binyılın ilkyüzyılına da damgasını vurur. HDP’nin Yeni Yaşam projesi ve sayın Öcalan’nın ‘Ortak Ortadoğu Evi’ perspektifi ‘Rojava Kadın Devrimi’ bunu müjdeliyor. Görülüyor ki, HDP’nin 7 Haziran’daki seçim zaferi, bunu daha da yakınlaştıracaktır. O halde ciddiyetle yapılması gereken görev; bir yandan her alanda mevcut kazanımları rehavete kapılmadan sağlamlaştırmak, kalıcı ve sarsılmaz haline getirmekse, bir yandan da Şengal ve Kobanê ruhu ve aşkıyla çalışmak ama çok çalışmaktır. Yüzyıl sonrayı daha yazmadım. O zaman Türkler, Kürtçe konuşacaklar, Kürtler, Ermenice…