
Modern edebiyatın en güçlü kalemlerinden biri olarak nitelendirilen Nobel Edebiyat Ödüllü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez, önceki gün (17 Nisan) 87 yaşında Meksika’nın başkenti Mexico City’de hayata gözlerini yumdu. Bir süredir zatürre tedavisi gören Marquez’in ölümü dünyada büyük yankı uyandırdı. Edebiyatta 'Büyülü Gerçekçilik' olarak anılan akımın en büyük temsilcilerinden olan Gabriel Garcia Marquez, 31 Mart tarihinde hastaneye kaldırılmıştı. Gabriel Garcia Marquez'e aşırı su kaybının yanı sıra akciğer ve idrar yolları iltihabı teşhisi konulmuş, bir süre hastanede gördüğü antibiyotik tedavisinin ardından taburcu edilmişti. Marquez önceki gün öğle saatlerinde Mexico City’deki evinde hayata gözlerini yumdu. Marquez’in ölümünün ardından ilk olarak Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos bir açıklama yaptı. Santos açıklamasında Marquez’in gelmiş geçmiş en büyük Kolombiyalı edebiyatçı olarak niitelendirdi. Marquez’in 30 yılı aşkın bir süredir yaşadığı Meksika’nın Devlet Başkanı Enrique Pena Nieto ise, Meksika adına çağın en büyük yazarlarından biri olan Marquez’in ölümünden duyduğu büyük üzüntüyü dile getirdi.
Ninesinden dinlediği masallar
Gabriel Garcia Marquez, yaralı, büyülü ve kadim coğrafyanın çocuğu olarak 1927 yılının 6 Mart günü, Kolombiya’nın küçük bir kasabasında, Aracataca’da dünyaya gelir. Çevresinde yaygın olarak kullanılan lakabı Gabo 'dur. Küçük yaşlarda anne ve babasının başka kente taşınması sonucu, anneannesi ve dedesi tarafından büyütülür. Dedesi entelektüel bir askerdir. Ninesi ise, ona çocukluk yıllarından itibaren unutulmaz masallar anlatan, belki de bu büyük edebiyat dehasının ilk beslendiği kaynağıdır. Marquez bu ilk gıdasını aldığı masalların ilerde yazacağı romanlarına 'büyülü gerçeklik' olarak nasıl yansıdığını 'Yüzyıllık Yalnızlık' romanını yazarken şöyle anlatır: ''Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım.''
'Dönüşüm’ dönüm noktası
Marquez, 19 yaşına geldiğinde Cartagena Üniversitesi’nde sonradan terk edeceği hukuk öğrenimi görür. Bir yandan da yerel gazetelerde muhabirlik yaparak gazetecilik hayatına başlar. Edebiyatla ilgilidir. Hemingway, Joyce, Dos Passos, Virgina Woolf ve William Faulkner okur, fakat onu asıl edebi olarak etkileyen Kafka'dır. Kafka'nın 'Dönüşüm'ü onun için tam bir dönüm noktasıdır. Kafka etkisini şöyle anlatır:“1947 yılıydı. On dokuz yaşındaydım. Hukuk fakültesinin birinci sınıfında öğrenciydim… İlk sayfadaki giriş cümlesini hatırlıyorum, 'Bir sabah sıkıntılı rüyalarından uyanan Gregor Samsa kendisini yatağın içinde devasa bir böceğe dönüşmüş bulur.' … Lanet Olsun! Okurken böyle mırıldandım kendi kendime, 'Bu doğru olamaz! Kimse böyle bir şeyin yapılabileceğini bana söylemedi! Demek olabiliyormuş! Öyleyse ben de yapabilirim! Lanet olsun! Benim büyükannem de böyle anlatırdı hikayelerini… En olmadık masalları sanki gerçekmiş gibi.”
Ve Marquez'in ilk eseri 'Bir Kayıp Denizci' 1955 yılında çalıştığı gazetesinde tefrika olarak yayımlanır. Bunu “Albaya Mektup Yok” (1961), Şer Saati (1962) ve büyük başyapıtı Yüzyıllık Yalnızlık (1967) izler. Macondo kasabası ile, kendi doğduğu kasabanın bir benzerini yaratır, Yüzyıllık Yalnızlık’ta. Jose Buendia soyunun yedi kuşağını anlatan masalımsı hikâye orada geçer. Romanını fantastik kurgular ve metaforlar eşliğinde sürdüren yazar, çocukluğunda kendisine sanki hepsi gerçekmiş gibi son derece ciddi bir yüzle olmadık hikayeler anlatan ninesinden aldığı ilhamla bir 'büyülü gerçekçiliği' okurlarına tanıştırır. Böylece ilk kez Kübalı romancı Alejo Carpentier'in adını koyduğu büyülü gerçekçilik, Latin Amerika'nın günlük hayatındaki fantastiği açığa çıkaranlar arasında özellikle Marquez'in elinde olağanüstü anlamlar ve biçimler kazanır.
İyi Kalpli Erendira (1972), Mavi Bir Köpeğin Gözleri (1972), Başkan Babamızın Sonbaharı (1975), Kırmızı Pazartesi (1981) yayımlanır. 1982 yılı onun edebiyat gücünün Nobel'le tescillendiği yıldır artık. 20. Yüzyıl Latin edebiyatını dünyaya duyurma görevini Arjantinli Cortazar, Perulu Vargas Llosa, Mersikalı Carlos Fuentes'le birlikte Kolombiyalı Gabriel Garcia Marquez üstlenir artık.
Daha sonra ise Kolera Günlerinde Aşk (1985), Labirentindeki General (1989) yayımlandı. Yazarın diğer kitapları arasında ise Sevgiden Öte Sürekli Ölüm, Aşk ve Öbür Cinler, Şili de Gizlice, On İki Gezici Öykü, Bir Kaçırılma Öyküsü ve Benim Hüzünlü Orospularım bulunuyor.
Tutkulu bir aşk öyküsünün anlatıldığı Kolera Günlerinde Aşk kitabı, 2007 yılında Mike Newell'in yönetmenliğinde Roland Harwood tarafından sinemaya uyarlandı.
Gabriel Garcia Marquez ölmeden önce tüm insanlığa bıraktığı Veda mektubunda ''Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim. Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkum ettiğini öğrendim. Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde… Artık ölebilir miyim?" diyerek aramızdan ayrıldı.
KÜLTÜR SERVİSİ