Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride karşı Strasbourg’da 161 gün boyunca süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemini sürdüren eylemcilerden Gülistan Çiya İke, Nurgül Başaran, Deniz Sürgüt, Ekrem Yapıcı, Kardo Bokani ve Mohamed Ghaderi eyleme ilişkin açıklamalarda bulundu. Eylemciler bugünden itibaren Öcalan’ı daha fazla sahiplenmek gerektiğine vurgu yaparken, tecritte gedik açılmasının topyekun bir direniş sonucu gerçekleştiğini kaydettiler.

 

HAZIRLAYAN / Barış BALSEÇER

 

Daha güçlü yürümeliyiz

   

200 gün önce Leyla Güven öncülüğünde başlayan “Tecridi kıralım, Faşizmi yıkalım, Kürdistanı özgürleştirelim“ hamlemiz 161‘inci gün itibariyle zafere ulaştı. Tabi 40 yıllık mücadele tarihimizin, en uzun direnişlerden biriydi.

Bir kişiyle başlayıp, zaman içerisinde kendisini örgütleyen bir eylem olduğunu söyleyebiliriz. Eylem herkesi kapsadı. Cezaevindeki arkadaşlarımız da açlık grevine girdi. Dışarıda ise yurtsever, demokrat, Kürt aktivistler, akademisyenler, gazeteciler her kesimden insan bu eyleme katıldı. Eylemin amacı önemliydi.

   

İmralı tecridi, 20 yıldır devam ediyor aslında. Tecrit dediğimiz bir sistemden bahsediyoruz, bir izolasyon sistemi. En son önderliğimiz avukatlarıyla, 27 Temmuz 2011 yılında görüşebilmişti. Türkiye kendi anayasası ve hukukunu da çiğnedi bu süreçte. Cezaevinde bulunan herkes gibi, Önderliğimizin de bu haklardan yararlanması gerekiyordu. Dolayısıyla bu durum, mutlak bir tecride dönüştü. Bu direnişin amacı da, bu tecridin kırılmasıydı. Gerçekten tarihi bir direnişti. Kadınlar öncülüğünde başladı ve toplumsallaşarak büyüdü. Kürdistan sınırlarını aştı.

Avrupa ve dünyanın birçok yerinden insanlar katıldı. Sadece bununla sınırlı kalmadı. Dostlarımız, çevremizdeki demokratlar, aydınlar, birçok kesim bu direnişe dahil oldu. Kapsayıcıydı ve amacı itibariyle çok anlamlıydı. Bu dönem içerisinde birçok ülkede yerelden genele, Önderlik gündemli bir tartışma açıldı. Uluslararası alanlarda Önderliğin özgürlüğünün gündeme gelmesinin, böyle bir zemine yayılmasının bizim için önemi büyük. Bu zeminin iyi değerlendirilmesi gerekiyor.

Önder Abdullah Öcalan daima “özgür” olduğunu söyledi. Ama fiziki özgürlük koşullarının sağlanması gerekiyor. Biz bu süreci bir mücadele süreci olarak görüyoruz. Bir çözüm süreci olarak görmüyoruz. Hukuki olarak var olan bir engel ortadan kalkmış oldu ama şunu biliyoruz ki, mücadelemiz büyüyerek devam edecek.  Karşı duruş güçlü olursa bu kapı açık kalabilir, bunu açıklamamızda da söyledik. Direniş ve mücadele Önderliğin özgürlüğüne dek sürecektir. Hamle içerisinde şehit düşen arkadaşlarımız oldu. Bedel ödedik, ağır bedellerdi. Arkadaşlarımız, fedai eylemlerde bulundu. Zindanlarda yedi arkadaşımız, Avrupa’dan iki arkadaşımız “fedai eylem” yaptı. Bunlar çok anlamlıydı ve hamlenin başarısı bu eylemlerle olmuştur. Arkadaşlarımız yaptıkları eylemlerle o gün zaferi müjdelediler. Direnişin zaferi arkadaşlarımızındır.

Direnişe, geniş kapsamlı bir katılım oldu. Kürtler katıldı, dostlarımız katıldı. Elde ettiğimiz bu sonuç ile bir çözüm kapsının açılmasını istiyorsak, daha fazla çalışmalıyız. Direnenlerin ve halkımızın, sürecin takipçisi olacağına inanıyorum. Çünkü savaştığımız, mücadele ettiğimiz İmralı sistemi çok köklü ve adım adım bir direniş gerektiriyor. Daha güçlü yürümeliyiz. Önderliği daha fazla savunmalıyız. Önderliği paradigmasıyla, felsefesiyle daha güçlü benimsemeliyiz. Tecridin kırılması, Önderliği yaşamsallaştırmaktır. Bunlar olursa bir adım atmış olacağız. Herkese kutlu olsun. Ama yola devam, Önderliğin özgürlüğüne dek yola devam.

GÜLİSTAN ÇİYA İKE


Önderliğimize daha fazla sahip çıkmak zorundayız

     

2011 yılından beri Önderliğimiz üzerindeki tecridin kırılması amacıyla, 200 gün önce Leyla Güven arkadaşımızın öncülüğünde başlayan açlık grevi eylemi, tarihsel bir katılımla, büyük bir direnişe dönüştü. Eylemin talebi belliydi ve talep tecridin kırılmasıydı. Önderliğimizin sesini duyma temelindeydi. Son 11 yıldır özellikle Önderliğin tutsaklığı karşısında oluşan sessizlik ve yetersizliğimizden kaynaklı başlatılan bir eylemdi.

Bu eylem ile birlikte tekrardan vicdanlar uyandı, sokak eylemsellikleri güçlü bir noktaya ulaştı. Tecride karşı duyarlılık, belli düzeyde bir seviyeye ulaştı. Bu anlamda etkili bir eylemdi. Eylem, Önderlik üzerindeki tecride karşı devam eden suskunluğa, bir eleştiri ve de kendimizin de bir özeleştirisiydi. Eylem başlangıcının ilk zamanlarında da bir suskunluk hali vardı. Fakat eylemin 2’inci ayından itibaren gerek Avrupa’da, gerekse Kürdistan’da, bir eylemsellik süreci başladı. Özellikle Kürdistan’da anneler öncülüğünde bu başlatıldı. Ciddi bir emek, duyarlılık ve duruş sergilendi. Süreç içerisinde ise eylemimizin kazanımları oldu. Talebin ulaştığı geniş bir alan oluştu. Bir kamuoyu yarattı. Ama sonuca ulaşması için daha fazlası gerekiyordu. Bundan kaynaklı tutsak arkadaşlarımız karar alarak, ölüm orucu başlattılar. Sessizliğin kırılması ve eylemselliklerin büyümesi amacıyla 1982 Amed Zindan Direnişini örnek alarak bu eylemi gerçekleştirdiler. Açlık grevi elbette anlamlıydı fakat ölüm orucu tamamen net tavır ve duruştu. Gerek Türkiye gerekse uluslararası kamuoyunun sessizliği, gerçekleştirdikleri komplonun derinleştiğini de göstermişti. Zindanlarda başlayan açlık grevinde yer alan ilk gruptaki arkadaşlar, neredeyse şehadet sınırına gelmişlerdi. Arkadaşlarımız bedenlerini ortaya koyarak, bu şehadet durumunu ortadan kaldırmak istediler. Bu Önderliğe, yoldaşlığa olan bağlılığın gereğiydi. Bu sürecin açığa çıkardığı bir sonuç var. Önderlik ile yüz yüze görüşme sağlandı. Bu bir anlamda tecridin kısmen kırıldığı anlamına geliyor. Fakat bundan sonraki süreçte Türk devleti ve mevcut iktidarın tutumunu, doğru değerlendirmek gerekiyor. Önderliğimizin verdiği mesaj, bunun bir müzakere olmadığıdır. Madem böyle bir süreç ortada yok, bir iki görüşme ile sürecin bütünen aşılmadığı ortaya çıkıyor. Bir gedik açıldı ama bu elbette yeterli değildir. Başta biz eylemciler olmak üzere, halkımızın bu sürece ciddi yaklaşımına, mücadele yolu, yöntemi, tarzı belirlemesine ihtiyaç var. Çünkü Önderliğimiz hala cezaevinde.

Şehitlerimiz oldu. Büyük bedel verdik. Zaferimizin mimarı olan, mücadelemizin meşalesi olan şehitlerimizin önünde saygıyla eğiliyorum. Anılarını mücadelemizle yaşatma sözünü veriyorum. Başta biz kadınlar, süreci sahiplenen annelerimiz, gençlerimiz, tüm toplum ciddi bir emek verdi. Ama bütün bu gelişmeler sürecin yeni başladığı anlamına geliyor. Yeni bir döneme giriyoruz. Dolayısıyla şimdi önümüzdeki yeni sürece kendimizi nasıl katacağımızı, eylemsellik düzeyimizi nasıl güçlendireceğiz noktasında, daha fazla bilinçlenme ve Önderliğimize sahip çıkmak zorundayız.Eylem süresinde başta tüm eylemci arkadaşlarımız olmak üzere, devletin kolluk güçlerinin saldırılarına maruz kalan, şiddetine uğrayan annelerimizin direnişi takdire şayandır. Biz ortadaki kazanımı onlara borçluyuz. Ayrıca Avrupa kitlemiz başta olmak üzere, Kürdistan ve Türkiye’de eylemsellikler gerçekleştiren, süreç boyunca emek veren halkımıza, sol-sosyalist ve devrimci bütün kesimlere, kadınlar ve gençlerimize herkese teşekkür ediyoruz. Basın, tertip komitesi ve gençler her gün yanımızdaydı. Farklı bir yoğunlaşmaları, farklı bir emekleri sözkonusuydu. Onlara özel selamlarımı yolluyorum. Hala da emek vermeye devam ediyorlar. Süreci hep beraber yürüttük. Mücadeleyi beraber sürdüreceğimizi de biliyorum.

Şunu da belirtmek istiyorum değerli bir emek süreciydi ama önemli olan bu sahiplenmenin arkasında çok daha güçlü şekilde durabilmektir. Mücadele devam ediyor.

NURGÜL BAŞARAN

 
 

Tecrit kırıldı ama bitmedi

   

Amacımız tecridin kırılmasıydı. Düşman bir aile ve avukat izniyle tecrit kırıldı algısı yaratmak istedi ama tecridin tümden bittiğini söyleyemeyiz. Tecrit kırıldı ama bitmedi. Açlık grevi yapanlar olarak bu sürecin takipçisi olacağız. İşimiz daha bitmedi. Önder Apo’nun özgürlüğü bizim için esastır. Açlık grevi sürecinde bizi yalnız bırakmayan annelere de teşekkür ediyorum. Açlık grevi süresi boyunca arkadaşlarda mide ağrısı, baş dönmesi gibi çeşitli sağlık sorunları baş göstermişti. Şimdi tedavi altındayız, tedavi bittikten sonra da dikkatli olmalıyız.

MOHAMED GHADERİ

 
 

Mücadele devam ediyor

   

Eylemde şehitlerimiz oldu, onun hüznü var. Açıklama yapacağımız gün erkenden kalktım. Son bir kaç gün aslında geç kalkıyordum. Amacımıza ulaşmıştık ama o sevinç yine de yoktu. Ayrıca Önder Apo, fiziki olarak hala özgür değildi. Bütün bunlar hüznümün nedeni. Ayrıca üzerimde anlam veremediğim bir ağırlık vardı son dönemde. Ağır bir süreç bekliyor bizi ve de halkımızı. Yıllardır varlık–yokluk savaşı üzerine sürdürülen bir siyaset var. Tabi bu Türk halkı için de böyle. Bu siyasetin zamanı doldu ve son demlerini yaşıyor. Çünkü bu siyasetin varlığı bizim parçalanmamızla mümkündü. Bizim bir araya gelişimiz ise onları yok olması anlamına geliyor. Benim açımdan eylemin birçok faydası oldu muhakkak. Yoğunlaşmalarım oldu ve kendimi tamamlama fırsatı yarattı. Üstüne gitmediğim eksikliklerimi görmemi sağladı. Direnişin öncüleri Bakur’da annelerimiz oldu. Annelerimiz son 2 ay büyük bir direniş ortaya koydu. Direnişlerini bir teşekkür asla karşılamayacaktır. Onların ortaya koyduğu duruş, büyük bir direnişti. Eylem bitti ama mücadele devam ediyor. Kişisel olarak şunu diyeyim, bundan sonraki süreçte mücadelemi daha ileriye taşımak için daha fedakarca çalışacağım.

EKREM YAPICI

 
 

Gençlik Önderliğe bağlılığını ortaya koyacaktır

   

Aslında direnişin kendisi değil, direniş öncesi dönem bizim için zorlu bir süreçti. Hem halk olarak, hem Özgürlük Hareketi olarak Önderliğin sesini duymamak bizi çok zorlayan bir süreçti. Direniş bu anlamda nefes aldırdı. Cezaevindeki bir yoldaşın dediği gibi “bu süreçte biz ruhumuzu besledik”.

Sürekli vurguladığımız şey aynıydı, başarısı kesin olan bir eylem olduğunu belirttik. Bu temelde bir yaklaşım sergiledik ve kesin bir motivasyon ve inançla eylemimize başladık. Eylem amaca odaklıydı ve ancak Önderlik bu eylemin gidişatına karar verebilirdi. Önderlikten haber almak için eylemimize  başlamıştık. Eylemimizin 161’inci gününde bu haber gelmiş oldu. Bu direnişin bir boyutuydu. “Direniş sonlandı” şeklinde ele almıyoruz. Bunu yürüttük. Önderliğin de mesajının son paragrafında belirttiği gibi, kendisiyle sıkı bir mücadele ve onu anlama birlikteliği süreci başlıyor. Dolayısıyla şu an bunun sorumluluğu omuzlarımızdadır. Görüldü ki halkımız Önderliğine, Önderlik de halkına bağlıdır. Özgürlük isteyen her Kürt bireyin en temel hedefi “Önderliğin özgürlüğü” olmalıdır. Önderlikten gelen bir cümle bile bizleri bu kadar heyecanlandırıyorsa, Önder Apo’nun özgürlüğünü sağlayarak, onunla buluşmanın neler yaratacağını hayal bile edemiyorum. Elbette Önder Apo, yarattığı paradigma ve zihnen zaten özgür bir insandır. Ama fiziki olarak özgürlüğü, boynumuzun borcudur. Biz de bunun sözünü veriyoruz, “Önderliğimize daha fazla bağlı olacağız”.

Direnişin böyle bir sonuçlanması kimsede bir rehavet yaratmamalı. Asıl şimdi sorumluluklarımız artmıştır. Özellikle gençlik bu dönemin öncüsü olmalıdır. Çağrım öncelikle gençliğedir. Artık faşizmin korku duvarları yıkılmıştır. Gençlik için artık korku söz konusu olmamalı. Artık sözde değil özde, dinamik bir eylemlilik halinde olmalıyız. Gençlik Önderliğe bağlılığını güçlü bir şekilde ortaya koymalıdır. Önderliğin “Güçlü örgüt, güçlü eylem” cümlesini esas alarak, kendini var etmeli, halka da bu temelde moral kaynağı olmalıdır.

DENİZ SÜRGÜT

 
 

Halkımız direnişi sahiplendi

   

Önderliğimizle görüşmelerin sağlanması elbette eylemimizin değerli bir kazanımıdır. Bu aynı zamanda temel talebimizdi. Fakat Önderliğin özgür olmayışı ise daha güçlü bir mücadele ortaya koymamızı gerektiriyor.

Eylem uluslararası düzeyde bir kamuoyu yaratarak, Önderliğin paradigmasının ve felsefesinin uluslararası düzeyde görülmesini de sağladı. Ayrıca önemli bir direniş hattı oluşturdu. Özgürlük mücadelemiz bir çok yerdeki tarihsel direnişlerle devam ediyor. Eylemimiz de bu direnişlerden sadece biriydi. Bedel verildi, şehitlerimiz oldu. Şehitlerimizi minnetle anıyorum. Annelerimiz büyük bir direniş ortaya koydular. Onların direnişi sahiplenmeleri zaferi getirdi. Halkımız aynı zamanda direnişi sahiplendi. Avrupa’da yaşayan halkımız, gençlerimiz, dostlarımız eylemin parçası oldular. Gerek parlamenter olsun, gerekse Avrupa siyasetçileri olsun eylem boyunca bize desteklerini sunan, eylemimizi görünür kılan, temel talebimizi anlayarak Türk Devleti’nin insan hak ve özgürlüklerini gasp ettiğini dile getiren herkesi selamlıyorum. Asıl mücadelemiz yeni başlıyor. Bu da Önderliğimizin fiziki özgürlüğü sağlanıncaya ve Özgür Kürdistan’a ulaşıncaya kadar devam edecektir.

KARDO BOKANİ