“Eylemin ölüm orucuna evrildiği bir süreçten geçiyoruz. Bu aynı zamanda kazanıma yaklaştığımızı gösteriyor. Şimdi tam da halklarımızın bu direniş etrafında kenetlenerek, son hamleleri gerçekleştirme aşamasında zaferi hızlandırmak adına yapabileceği çok şey var.”

SELMA AKKAYA / PARİS

AvEG-Kon üyesi Özkan Özdemir süresiz dönüşümsüz açlık grevini 56 gündür Paris ACTİT lokalinde sürdürüyor. Özdemir’e Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmenlerin yanı sıra Fransız siyasetçiler, sendikacılar ve demokratik kurumların da ziyaretleri devam ediyor. Özdemir ile iki ayı doldurmak üzere olan açlık grevi eylemi ve eylem etrafında sürdürülen diplomatik faaliyetler üzerine kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

İki aylık bir süreci doldurmak üzeresiniz, sağlık durumunuzda herhangi bir değişim söz konusu mu?

Sağlığımda ciddi bir sorunum yok şimdilik. 17 kilo kaybettim. Haftalık doktor kontrolü söz konusu. Rutin şeker, tansiyon vb ölçümler yapılıyor. Strasbourg’da bulunan doktor arkadaşlarla da bu bilgiler düzenli paylaşılıyor. 50’nci günleri aşmanın galiba etkisi halsizlik yoğunlaşmaya başladı. Düzenli sıvı alımı ve bu sıvı alımı çok olduğu için doğallığında tüketimi çok oluyor. Asıl olarak Leyla Güven ve devamında başlayanların sağlık durumu daha acil ve önem arz ediyor. Haber takibi yaparken de bu anlamda sürekli onların durumları konusunda bilgilere vakıf olmaya çalışıyorum. Benim sağlığım şu an iyi ve moralim de güçlüdür.

8 yıl sonra Sayın Öcalan ile avukatları görüştü. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Direniş daha öncesinde de belli kazanımlar elde etmişti. Mehmet Öcalan ziyareti, Leyla Güven’in serbest bırakılması bir kazanımdı. Dolayısıyla bütün bunların direnişin basıncı ve etkisiyle sağlandığını düşünüyorum. 8 yıl aradan sonra son yapılan ilk avukat görüşmesi de esas olarak merkezinde direniş var. AKP tarafından bunun İstanbul seçimlerinin iptali dönemine denk yapılması hesaplı olabilir ama işin özü direnişin kazanımıydı. AKP böyle amaçlarda güdebilir ama özü itibariyle direnişin kazanımıydı.

Direnişin yeni bir yol açtığını söyleyebilir miyiz?

Kamuoyunda seçim vb. gerekçeler üzerinden tartışma yürütüldü. Bizler çok iyi biliyoruz ki bu direnişin basıncıyla gerçekleşti. Hadi diyelim AKP seçimi hesapladı. Peki sormak gerekiyor o zaman CPT neden gitti! Eğer direnişin bir etkisi yoktu ise CPT’nin İstanbul seçimleriyle ilgili nasıl bir ilgisi olabilir! Bütün bu gelişmelerin direnişin sayesinde olduğunu biliyoruz ve bilmekte fayda var. Hükümetin hukuk dışı davranmaya devam ettiğini görüyoruz. Bu da bizde daha çok şunu güçlendirdi; devlet tecrit konusunda, direniş karşısında bir sıkışmışlık yaşıyor. Aslında bu direnişi çok küçük, birkaç görüşme ile acaba bitirebilir miyim, taktiksel olarak kamuoyunda bir yumuşama ve direnişi kırabilir miyim diye bir tüccar kafasıyla hareket ettiğini görüyoruz. Ama açıklamalardan görüldüğü üzere çok net ve kararlı bir direniş cevabı verilerek, tecrit bütünüyle ortadan kalkana kadar direniş devam edecek bu görüldü.

Eyleme başladığınız günden bu yana Paris’te eylemin etrafında nasıl bir diplomasi sürdürülüyor?

Öncelikle Avrupa’daki Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmen işçi ve emekçiler, Türkiye ve Kürdistan’daki siyasal gelişmelerle direkt alakalı. Orada yaşanan tüm saldırılar, katliamlar, buradakilerin de temel gündemi oldu. Geçmişte yürütülen açlık grevi ve ölüm oruçları örneğin 96, 2000 yılında yapılanlar gibi onların gündemi olmuştu. Ama bu dönem farklı oldu. Çünkü sadece tutsakların omuzlarına bırakılan bir direniş olmadı. Dışarıda da ayakları örüldü. Avrupa merkezlerinde yürütülen açlık grevleri bunun merkezini oluşturdu diyebiliriz, başta Strasbourg olmak üzere. Bu şöyle bir şey yarattı; dün kendilerinden üç bin km uzakta olan bir direniş ile daha da fazla dayanışmacı ruh haliyle ilişkilenilirken, bugün yanı başındaki direnişle ilişkileniyor. Duygu olarak da, görerek de, dokunarak da direnişleri birebir yaşamış oldular. Başta tecrit olmak üzere genel toplumsal mücadelelere duyarlı olanlarda çok daha farklı bir etki yarattı. İnsanların önemli bir kesimi daha fazla neler yapılabilir üzerine düşünür oldu. Sıradan, evinde oturan birçok kişide de direniş alanlarına gelerek vicdani bir hesaplaşmaya girdi.

   

Fransız basınının tavrı nasıl?

Tabi özellikle Fransızlar söz konusu olduğunda bu olanaklar çerçevesinde daha yavaş ilerleyen bir süreç aldı. Direniş üzerindeki medya ambargosu nedeniyle şunu gördük,  siyasal çevrelerin bile böyle bir direnişten bi haber olduklarını gördük. Örneğin Sarı Yelekliler eylemlerinden insanlar geldi. O da birebir duydukları için gelmişlerdi. Medya aracılığıyla duymamışlardı. CGT, FO gibi sendikalar hatta Fransız Komünist Parti’nin yerel birimleri bu anlamda bilgiye sahip değillerdi. Esas olarak birebir ilişkiler ve çabalar üzerinden sağlanan ziyaretlerdi. Diplomasi çalışması için bir komite oluşturuldu. Bu arkadaşlar dosyalar oluşturarak ziyaretler gerçekleştirdi. Bu aşamadan sonra ziyaretler olmaya başladı. Bu çalışmanın sonuçlarını yeni yeni alıyoruz. CGT, FO ve çeşitli sendika temsilcileri, siyasi parti çalışanları, Avrupa Parlamentosu milletvekili, bölge belediye başkanı, Barış Hareketi temsilcileri vb. kurumlardan çeşitli ziyaretler gerçekleşti. Ama şuana kadar iktidar ve medyadan ziyaret gerçekleşmedi. Bu anlamda diplomatik faaliyetler sürdürülüyor.

Çeşitli halk toplantılarına katıldınız. Burada gözlemleriniz neler oldu?

Bu toplantılarda halkın edindiği tutumla, onlara güvenimizi perçinlediğini söyleyebiliriz. Halkımız bu tür konularda vicdanı ve duygusu kapalı değil. Bir refleks gerçekleştiriyor. Bu süreçte de bunu gördük. Ama önemli bir husus, eylemin amacı konusunda halkı daha fazla bilgilendirmemiz gerektiği. Meseleyi sadece duygu ve vicdan boyutuyla değil eylemin amacıyla ilişkilendirmek gerekiyor. Elbette bu dönemde sistemin körelttiği vicdanı da yeniden diriltmek önemli ama özelde eylemin amacıyla halk arasında doğrudan bir bağ oluşturmak gerektiği kanısındayım.

Eylemler genel olarak bugüne kadar Paris merkezli sürüyordu. Türkiyeli ve Kürdistanlıların yaşadığı banliyö denilen semtlere eylemleri taşımak önemliydi. Bunun karşılığının olabileceğini düşündük. Direniş etrafında örülen sokak eylemlerini banliyölere taşıdık. Buralarda halk toplantıları, eylemler ve bildiri dağıtımları yapıldı ve devam ediyor. Bunun karşılığı da oluyor. Merkeze gelemeyenler, iş nedeniyle ve çocuklar nedeniyle gelemeyenler bu yerel eylemlere katılım sağlıyor ve direnişe destek sunuyor. Yapılan etkinliklerde de olumlu dönüşler görüyoruz.

Bu direnişin zaferle sonuçlanması için yapılması gerekenler neler?

Eylemin ölüm orucuna evrildiği bir süreçten geçiyoruz. Bu aynı zamanda kazanıma yaklaştığımızı gösteriyor. Eylemin ölüm orucuna sıçraması demek biraz da bu anlama geliyor. 7 aylık bir direnişi geride bıraktık. Annelerimiz Türkiye’de cezaevleri önlerinde her türlü saldırıyı göze alarak direniyor ve kitleselleşiyorlar. Şimdi tamda halklarımızın bu direniş etrafında kenetlenerek, son hamleleri gerçekleştirme aşamasında zaferi hızlandırmak adına yapabileceği çok şey var. Yapılacak eylem ve etkinliklere güçlü katılmak bu anlamda büyük önem arzediyor.