Güneşin ve ateşin çocukları uygarlığı yeniden Zagros asiliklerinde diriltiyor. Yaşamın kutsallığının yitirilmek istendiği coğrafyada, suskunluğun, güzel insanın ve halkların kardeşliğine olan inancından dolayı olduğunu bilmesi gerekirdi. Zagroslarda olmak ve orada tutsak, inkar ve yok edilmek istenen mazlum bir halkın gerillası olmak demek, isterse dünyayı sarsan bir güce eriştiğini de herkesin bilmesi gerekir.
Şemdinli’ye dönen umutlu ve sevdalı her Kürdün yüzü gülerken, yaşanan insan ölümlerini elbette istemezdi, hiçbir zaman da istemeyiz. Ama yalanların kirli sarhoşluğuna boğulan, dini kendine kılıf edinmiş Turancı faşistlere cevap ancak böyle olur.
O gerillalar ki doğanın her bir parçasına kutsallık derecesinde saygı ile yaklaşırken, halkımıza her türlü zulmü reva gören faşist TC ordusu, cemaatçi polisi ve inkarcı AKP devşirmelerine elbette anladıkları dilden cevap vermesini bilir ve veriyor.
Çarçela, Govendê ve Cilo’da başlayan özgürlüğe ramak kala gürleşen kor alevlerin, her an ama her an tüm Zagros silsilesinden yeşil cennete, verimli hilale yayılması an meselesi ve bunu Medya topraklarında yaşayan her Kürdistanlı istiyor da. Bu her türlü inkar, işkence, zulme tabi kıldığın kadim halk, asla senin sahtekar dinciliğine, yalancı ve hile dolu politikalarına zerre kadar inanmıyor. PKK öncülüğünde yaşamın kutsallığını her bir insana eşit ve adaletli verilmesine kenetlenmiş bu sevda dolu gerillalar, yaptıkları savaşımla Anadolu topraklarına da huzur ve insanlığın hasret kaldığı adaleti getirecek tek güçtür. Bin selam olsun o bizlere yaşam umudu, özgürlük tutkusu veren gerillalara. Onlar her gün durmaksızın her türlü zorluğu, engeli, hatta imkansızı aşarak, güneşimizi dağlardan esen serin özgürlük rüzgarıyla buluştururken, kendimize sormalıyız; Ben ne yapıyorum?
Her gün okuduğum her haberde gerillanın izi vardır. Yorumladığım veya tartıştığım her konuda ülkemdeki güneşin ışıklarının izleri vardır. Ama bu yetmez. Her ne kadar her an yüreğimde hissettiğim dağların sıcaklığını sezinlesem de, onlar imkansızlıklardan umudu yaratırken, sadece sevinmek, sadece sezinlemek, sadece bağlı olmanın yetmediğini biliyorum. Bu devşirme inkarcıları, bu halkların kardeşliğine düşman cemaatçi zihniyeti, bu her türlü zulmü Kürt halkına reva gören işgalcilere karşı sanat adına, insanlık adına, yaşam adına her cepede savaşmak ve de gerilla ile aynı düzlemde buluşmak gerekir, yoksa insanlığını, yurtseverliğini, devrimciliğini, demokrat oluşunu sorgulamalıyız. Başında beyaz tülbentiyle benim diyen siyasetçiyi cebinden çıkaran o olgun, bilge ve sevgi dolu Kürt annelerimizi görünce, kendimi deryada kaybolan nokta gibi sezinlerim. Yaşamda en değerli varlığı yüreğinin bir parçası evladını yitirmiş ve parçalanmış cesedine sarılırken dahi, barış gelsin deme büyüklüğünü gösterirken, ona saygım daha bir büyür.
13 yıl dile kolay, tecridin görülmemiş halini barbarların zindanında direnişe çeviren önderliğin konumunu düşünürken, Avrupa’nın boşluğunda salınan bir kuru dalın rüzgara kapılışı gibi sezinlerim kendimi.
Yaşıyorsam, vicdanımı yitirmemişsem ve ülkemin tutsaklığını görebiliyorsam, hele ki gerillanın bu kutsanacak çabası tüm hızıyla büyüyorken, durmak namertlik olur ve bin bir işe koşmamakta. Yeter ki bu devşirme inkarı bitsin, beyaz tülbentli, sevda dolu annelerimiz gülebilsin ve insanlığın beşiği ülkem kendi adıyla anılabilsin diye durmak yok demeliyiz kendimize
Zagroslarda uygarlığın yeniden dirilişi