Zaman ve mekanı aşan kadınlar

Kadın Haberleri —

“Cesur Kadınlar – Şimdiye Hatırlatma” / foto: Dilan AYRAL

“Cesur Kadınlar – Şimdiye Hatırlatma” / foto: Dilan AYRAL

  • Farklı dönemlerden direnişçi kadınlar aynı sahnede buluştu; faşizme, ataerkilliğe ve baskıya karşı ortak mücadeleleri, çok dilli koreografide yaşam buldu.Sakine Cansız’dan Clara Zetkin’e kadar uzanan bu güçlü hikayeler, ekmek kokusuyla birleşerek zaman ve mekan sınırlarını aştı.

ÖZGÜR BARIŞ DEMİR/BASEL

“Cesur Kadınlar – Şimdiye Hatırlatma” tiyatro oyunu, 14 Şubat’ta Volksbühne sahnesinde son kez seyirciyle buluştu. Oyunun sahnelendiği tüm günlerde biletler tamamen tükeniyor, salon her gece tıklım tıklım doluyordu. Gecikmeli gelenler için bile, o gece gelmeyen birinin yerine sizi alabiliyorlardı. Hatta bazı izleyiciler sahnenin önüne minder atıp yere oturmayı tercih etti. Volksbühne’nin kapısına vardığınızda, bekleyen insanların heyecanlı coşkusunu görünce içeride sizi nelerin beklediğine dair beklentiniz hemen yükseliyor; gösteri bittiğinde ise bu beklentinin çok daha üstünde bir deneyimle ayrılıyordunuz. Bekleyenlerin büyük çoğunluğu her yaştan kadındı: koltuk değnekleriyle gelen yaş almış kadınlar, lise arkadaş gruplarına kadar geniş bir yelpaze.

Ayrı zamanlar ayrı yerler

Oyun başladığında sahneye çıkan kadınlar, “Kim yazdı bu tarihi?” sorusunu sorarak içeri giriyorlar. Aslında birbirinden habersiz, aynı ya da farklı dönemlerde yaşamış direnişçi kadınların aynı sahnede buluşmasına tanıklık ediyorsunuz. Zaman ve mekan boyutları farklı olsa da hepsi aynı düşmana karşı savaşmış: faşist, nazist, sömürgeci, ataerkil, ırkçı ve cinsiyetçi otoritelere karşı. Hangi çağda, hangi coğrafyada mücadele etmiş olurlarsa olsunlar, kadınların ortak direniş değerlerini, aynı mücadele ruhunu çok net görebiliyorsunuz. Sanki yüzyıllardır var olan aynı örgütün farklı dönemlerdeki direnişçileri gibi, birbirlerini tamamlıyorlar. İspanya İç Savaşı’nda yer almış Basel’li enternasyonalist gazeteci Clara Thalman’ı sahnede Sakine Cansız ile kol kola görüyorsunuz. Nagihan Akarsel ile Elise Ewert ve Clara Zetkin yan yana duruyor. Elbette mücadelenin yaşayan direnişçileri de sahnedeydi; Eren Keskin gibi. Oyuncularından Berfin Emektar, “Eren Keskin’i sahneye taşımamıza şaşıranlar oldu. İnsanlar sadece hayatını kaybeden direnişçileri anlattığımızı sanıyor ama direniş hâlâ sürüyor” diyerek bu tercihin altını çizdi.

Her kadın kendi diliyle sahnede

Sahnede her kadın kendi diliyle anlatılıyor. Oyunda kullanılan diller Almanca, Fransızca, İspanyolca, Yunanca, Kürtçe ve Türkçe. Farklı dönemlerdeki kadın direnişini anlatırken, yöntem olarak da direnişçilerin kendi dilleriyle sahnede. Farklı dillerde konuşuluyor ama aynı koreografi içinde aynı mesajlar veriliyor. Yönetmen Anina Jendreyko, seyircide dil bariyerini aşma amacının olduğunu vurguluyor: “Her dilden herkes bu oyunu izleyebilsin.”

Ekmeğin kokusu

Performansın en evrensel sembollerinden biri ekmek. Oyunun başında tüm kadınlar birlikte hamur yoğuruyor; oyun ilerlerken sahnenin bir köşesinde Amedli Azime o hamurdan ekmek pişiriyor. Finalde ise pişen ekmek sahnenin ortasına konuluyor ve seyircilere dağıtılıyor. Farklı dönem ve coğrafyalardaki direnişçi kadınları anlatan bir oyunda ekmeğin bu kadar merkezi bir yer tutmasının anlamını sorduğumda Anina Jendreyko şöyle yanıt verdi: “Dünyanın her yerinde ekmeğin kokusu aynıdır. Bu kokunun birleştirici yönünü ortaya çıkarmak için ekmek sahnede.” Koku aynı zamanda hatıralarımızı geri çağıran en iyi hatırlatıcıdır, nöropsikoloji açısından da bu böyle.

Berfin Emektar’ın oyunun bir parçası olarak yazdığı şiir de ekmeğin sembolizmini ve oyunun ruhunu çok güçlü bir şekilde özetliyor:

“Rüzgâr yine sırtımdan esiyor.

Evim hâlâ arkamda, ama burnumda aynı koku:

ekmeğin kokusu.

İnsanlık tarihi göçle başladı;

bir zamanlar suyun, güneşin, umudun peşindeydik.

Şimdi ise savaşların, yoksulluğun ve çizilmiş sınırların önünde bekliyoruz.

Ama yine de,

ekmeğin kokusu her yerde aynı.

Ne duvar tanır, ne bayrak.

Tarihin bütün sınırlarını aşan tek şeydir o koku.

Ekmeğin kokusu,

evin en son kalan parçasıdır.

Ben nereye gidersem gideyim,

o koku beni bulur.”

Yazılmamış bir tarih

Gösterim sonrası tartışma oturumunda 80 yaşındaki bir kadın izleyici söz aldı ve “Bu zamana kadar 2. Dünya Savaşı’ndaki kadın direnişçilerinin rolü pek yazılmadı, sahnede anlatılan Nitsa Gavrıılıdou’yu ilk kez duydum, böyle bir hatırlatmayı çok kıymetli buluyorum” dedi. Nitsa Gavrıılıdou, Alman işgaline karşı direnen ve Yunan İç Savaşı’nda cephede yer alan bir direnişçi kadın. Bunun üzerine oyuncu Ewi Saoulidou söz alarak, “Bu sadece buradakilerin değil, Yunanistan’da da bazı solcular dışında çoğu kişinin bilmediği bir hikâye” diyerek konunun yaygın bilinirliğinin ne kadar sınırlı olduğunu vurguladı.

Amed’de gösterime girecek

Oyun, 22 Nisan – 2 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek 11. Uluslararası Amed Tiyatro Festivali’nde de sahnelenecek. Bu festival, güçlü uluslararası kimliğiyle dikkat çekiyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) işbirliğiyle düzenlenen festivalin ana teması “Barış için Diyalog”. Avrupa, Ortadoğu, Afrika ve Asya’dan gelecek tiyatro gruplarının yanı sıra atölyeler, söyleşiler ve sanatçı buluşmalarıyla kültürlerarası diyaloğu ve dayanışmayı güçlendirmeyi hedefliyor.

Fotolar: Dilan AYRAL

https://www.ozgurpolitika.com/haberi-cesur-kadinlar-sahnede-208639

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.