Rojava Kürtlüğü yeniden kuruyor

Dosya Haberleri —

Rojava eylem

Rojava eylem

Carleton Üniversitesi'nden Yardımcı Doçent Dr. Gülay Kılıçaslan ile Rojava'daki son gelişmeleri ve etkilerini konuştuk:

  • Birliğin önündeki en büyük engel, dış müdahale ile iç rekabetin birbirini beslemesidir. Bu engelleri aşmanın yolu elbette, birliği tek bir örgütsel çatıya indirgemeden düşünmekten geçer. Birlik; ortak savunma, ortak diplomasi ve asgari demokratik program etrafında koordinasyon demektir.
  • Rojava, Kürt kimliğini mağduriyet anlatısından çıkarıp kurucu irade düzlemine taşıdı. Kürtlerin sadece “maruz kalan” değil, “kurabilen” bir halk olduğunu gösterdi. Üstelik bunu dar bir etnik çerçeveden çıkarıp, çok kimlikli ve çok dilli bir siyasal topluluk içinde yaptı.
  • Mesele devletsizlik değil, ulus-devlet ve emperyal düzenin devlet-dışı demokratik özerkliği boğmaya dönük kuşatma rejimidir. Bu nedenle “halkların kardeşliği” söylemine dönük itirazları masum görmüyorum; Türkiye ve ortaklarının bu hattı bilerek büyüttüğü bir iklim var.

ÖZGÜR BARIŞ DEMİR / BASEL

Ortadoğu’nun son 100 yılı, Kürt halkı açısından yalnızca savaşların ve direnişin tarihi değil; aynı zamanda büyük dönüşümlerin, siyasal bilinçlenmenin ve tarihsel kazanımların da dönemi oldu. Özellikle Suriye’de başlayan iç savaş ile birlikte Rojava’da ortaya çıkan seküler, demokratik ve çok kimlikli yönetim modeli, Kürt tarihi ve özgürlük mücadelesinde yeni bir sayfa açtı. Rojava’da devrim süreci kadınlar öncülüğünde özsavunma, komünler, meclisler ve çok kimlikli ortak alternatif bir yaşam modelini açığa çıkardı. Bir komplo kapsamında geliştirilen son saldılar ise bu alternatifi yok etmeyi hedefliyor.

Halep ile başlayan saldırılar, uluslararası güçlerin müdahaleleri, cihatçı örgütlerin saldırıları ve bölge devletlerinin baskılarına karşı büyük bir direniş sergilenirken; Kürt halkının birlik, kimlik ve uluslaşma tartışmalarını da derinleştirdi. Bütün parçalarda ve yurt dışında yaşayan Kürtler ‘Kurdistan yek e’ sloganı etrafında birleşmiş durumda. Bu söyleşimizde Kanada’nın Ottawa şehrindeki Carleton Üniversitesi'nden Yardımcı Doçent Dr. Gülay Kılıçaslan ile Kürtlerin Rojava’da yaşadıkları komplo, isyan, direniş ve uyanış konuları hakkında konuştuk.

Kürtler bugün Rojava’da ve tüm Suriye’de ne yaşıyor? Sahadaki mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rojava uzun süredir sadece askeri bir kuşatma yaşamıyor; siyasi bir tasfiye ve toplumsal yaşamı felç etmeye dönük çok katmanlı bir saldırı rejimiyle karşı karşıya. Bu rejim sınır hatlarından hava sahasına uzanıyor; su ve enerji altyapısından diplomatik yalnızlaştırmaya kadar genişliyor; Rojava’daki yapıyı kriminalize ederek uluslararası kamuoyunda meşruiyetini aşındırmaya çalışıyor.

Saha artık cephenin ötesinde; yaşamın damarlarının Türkiye ve Batılı emperyal güçlerin desteklediği cihatçılar tarafından hedeflenen bir kuşatma düzenini ifade ediyor. Bu, sivil yaşamı sürdürülemez kılmaya dönük bir saldırı; hedef sadece askeri güç değil elbetteki, halkın gündelik hayatı da felç edilmeye çalışılıyor.

Ortadoğu’da şahit olduğumuz bu saldırılar, arka planda yürüyen daha geniş bir yeniden düzenleme sürecinin parçası aslında. Paris’te Kürtlerin davet edilmediği uluslararası masalarda cihatçı zihniyetlere verilen yetkiler, sahadaki şiddetin diplomatik salonlarda kurulan planlarla birlikte yürüdüğünü gösteriyor. Türkiye-İsrail gibi bölge devletlerinin yayılmacı politikaları, cihatçı yapıların mobilizasyonu ve başta ABD olmak üzere küresel güçlerin çıkar hesapları Rojava’nın demokratik özerkliğini tahammül edilemez bir örnek haline getiriyor. Ben bu tabloyu Afganistan’daki teslimiyet rejimiyle, Filistin’deki soykırım şiddetinin bölgeyi susturmaya zorlayan eşiğiyle ve Rojhilat/İran’da en meşru direniş biçimlerinin bile İslamcı rejim tarafından en sert biçimde bastırılmasıyla birlikte okuyorum. Ortak olan şey aynı aslında, halkların öz örgütlülüğünü, kadın özgürlüğünü ve demokratik yaşam ihtimalini boğmaya çalışan karşı-devrimci restorasyon dalgası cihatçılara yetkiler vererek gerçekleştiriliyor. Bu nedenle Rojava’yı savunmak, sadece bir coğrafyayı savunmak değil; halk mücadelelerini birbirinden koparmadan, aynı saldırı hattına karşı birlikte düşünmek ve birlikte direnmek olarak anlaşılmalı.

Kürtlerin isyanı neye veya nelere isyandır?

Kürtlerin dört parçadaki isyanı, bir asrı aşkın süredir, özellikle Lozan’dan bu yana kendini yenileyerek sürdürülen uluslararası sömürgeci düzene karşıdır, yani inkâr ve imhaya, zorla yerinden etmeye ve mülksüzleştirmeye, sınır şiddetine ve halkların kendi kendini yönetme hakkını tanımayan savaş rejimine karşı bir başkaldırıdır. Aynı zamanda tekçi yurttaşlık, merkeziyetçilik ve erkek egemen siyasetle toplumun iradesini bastıran güvenlikçi akla yönelmiş açık bir itirazdır.

Rojava’da bu isyan, özsavunmayla birleşerek komünler, meclisler, kadın kurumları ve çok kimlikli ortak yaşam üzerinden “başka bir hayat”ı kuran somut bir siyasal hatta dönüşmüştür. Ancak bu isyanı “Kürtleri tek bir ulusal özneye indirgemeden” okumak gerekir: Kürt toplumunun içindeki sınıfsal, ideolojik ve toplumsal farklılıklar, birliğin ve direnişin gerçek zeminini daha net görmemizi sağlar.

foto:AFP

2011’den bugüne Suriye’de yaşananlar, Kürtlerin tarihsel mücadelesi ve Rojava deneyimi açısından geleceğe nasıl kaydedilmeli; bu süreç bugün hâlâ neyi mümkün kılıyor?

Bu süreç, Kürtlerin Suriye’deki tarihini sadece savaşın kronolojisine indirgeyerek yazılamayacağını, yıllardır örgütlenen bir siyasi bilincin gözardı edilemeyeceğini göstermiştir. Evet, bedeli ağır olmuştur, özellikle de yaşanan yıkımları, göçü, kayıpları, diplomatik pazarlıklar içerisinde kendini var etme mücadelesi ve bitmeyen saldırıları düşündüğümüzde. Ama aynı zamanda, halkların birlikte yaşam iradesinin kurumsallaştığı; demokratik özerkliğin, kadınların öncülüğünün ve çok kimlikli toplumsal sözleşmenin somut bir gerçekliğe dönüştüğü bir dönemi de anlatıyor. Sahada somut kurumlar ve pratikler üzerinden örülen yaşam, buna Kürtçe eğitim veren üniversitelerin kurulması, daha önce üniversitesi olmayan kentlerde üniversitelerin açılması, halk eğitimi odaklı pedagojiler, arşiv ve hafıza çalışmaları, kültürel-sanat üretimi ve yerel dillere yaslanan bir eğitim sistemi de dahil, devrimin yalnız askeri değil bilgi ve toplum alanında da kurucu olduğunu gösterdi.

Bununla birlikte, şu notu düşmekte de fayda olduğunu düşünüyorum; devrimle birlikte kurulan sistemin bölgedeki kesintisiz savaş koşulları ve hassas dengeler içinde şekillendiğini unutmamak gerekir. Bu da pratikte ciddi eksikler, tıkanmalar ve eşitsiz yükler üretebiliyor. Buna rağmen toplumsal dönüşümü büyük ölçüde sağladığını, bölgeye hiç sağlanmamış bir yeni demokratik komünal yaşam modeli örneği sağladığı altı çizilmesi gereken bir gerçeklik, tarihe düşülmüş bir nottur.

Rojava deneyimi Kürdistanlılar için ne ifade ediyor?

Rojava deneyimi, Kürdistanlıların büyük bir çoğunluğu için “mümkün olanın sınırlarını” genişleten bir tarihsel eşiği ifade ediyor. Kadınların öncülüğü, yerel demokrasi, halk savunması ve çok kimlikli ortak yaşamla doğanın insanın bedeninden ayrı görülmeden korunmasının esas alındığı, Kürtlerin yalnızca hak talep eden bir halk olmanın ötesinde bölgenin demokratik dönüşümünde kurucu bir özne olabileceğini gösterdi. Bu durumu somutlayan başlıklardan az önce bahsettiğim gibi birincisi, kadın özgürlüğü: kadınların özne olduğu komünal yaşam ve kurumsal yapı, patriyarkal düzenin “doğal” saydıklarını tersyüz etti. İkinci başlık, eğitim: Kürtçe eğitim veren eğitim kurumlar, birlikte bilgi üretimini esas alan halk pedagojileri, arşiv çalışmaları ve kültürel-sanat faaliyetleri, sömürgeci bilgi düzenine karşı alternatif bir kamusal alan kurdu. Üçüncü başlık ise ekonomi ve yaşamın sürekliliği dolayısıyla ekolojik yaşam: Kooperatifler ve dayanışma temelli üretim ağları, kuşatma altında toplumsal yeniden üretimi mümkün kılan bir zemin yarattı.

Kürtlerin birliği önündeki engeller nelerdir ve bu engeller nasıl aşılabilir?

Birliğin önündeki en büyük engel, dış müdahale ile iç rekabetin birbirini beslemesidir. Bölgesel devletler Kürtleri parçalı tutmayı stratejik bir hedef olarak görüyor; uluslararası emperyal ve alt-emperyal güçler Kürt siyasetini çoğu zaman ilkelerle değil “yönetilebilirlik” kriteriyle ele alıyor. Bu tablo, parti çıkarlarının ve kısa vadeli hesapların halkın stratejik kazanımlarının önüne geçmesine zemin hazırlıyor, özellikle de geçtiğimiz yıllarda Başur siyasetinin getirdiği açmazlar bunun en açık örneği oldu diyebiliriz. Birlik meselesi bu nedenle sadece “iyi niyet” konusu değil; güç ilişkileri ve müdahale rejimleriyle iç içe bir siyasal alan.

Bu engelleri aşmanın yolu elbette, birliği tek bir örgütsel çatıya indirgemeden düşünmekten geçer. Birlik; ortak savunma, ortak diplomasi ve asgari demokratik program etrafında koordinasyon demektir. Ayrıca birliğin toplumsal meşruiyeti, yalnız liderler arası anlaşmalarla değil; kadınların, gençlerin ve tabanın söz sahibi olduğu şeffaf mekanizmalarla kurulur.

Türkiye’de, Rojava’daki seküler Kürt kazanımları gündeme geldiğinde ortaya çıkan güçlü ırkçı dalganın temel sebepleri sizce nelerdir?

Rojava, Türkiye’de inkâr üzerine kurulu ulus-devlet anlatısının kalbine dokunur; “Kürtler siyasal özne olamaz” iddiasını fiilen bozar. Üstelik seküler, çok kimlikli ve kadın özgürlükçü bir hatta kurulduğu için hem milliyetçi-devletçi hegemonyayı hem de siyasal İslamcı gericiliği aynı anda rahatsız eder. Bu nedenle Rojava’ya dönük saldırı ve ırkçı mobilizasyon, içerideki güvenlikçi rejimin meşruiyetini tahkim eden bir siyasal araçtır. Rojava gündeme geldiğinde yükselen ırkçılık, tam da bu nedenle, ulus-devletin kendini yeniden üretme refleksidir.

Kürdistan’da halk nezdinde gelişen Kürtlük bilinci geçmişte nasıldı, bugün nasıl bir dönüşüm geçirdi? Kürtlük dört parçada geçmişte nasıl yaşanıyordu, bugün nasıl yaşanıyor?

Geçmişte Kürtlük bilinci her ne kadar dört sömürge düzeninin kendi özgül koşulları içerisinde farklı formlarda şekillense de ortak yönleriyle baskı altında, parçalı ve çoğu zaman sessizleştirilmiş bir varoluş biçimiydi. Kürtlük, kimi bölgelerde Rojhilat’ta mesela kültürel düzeyde taşınıyor ama siyasal düzeyde bastırılıyordu; “Kürt olmak” her zaman bedeli olan bir aidiyet olageldi. Bugün ise özellikle son yıllarda, Kürtlük daha açık biçimde politik özneleşme, hak talebi ve sömürgeci düzene karşı kolektif duruş olarak şekilleniyor.

Dört parçada bu dönüşüm farklı koşullarda yaşanıyor elbette. Ama ortak çizgi şu: Kürtlük artık yalnızca dayatılan “azınlık” kimliği ya da etnik-kültürel bir kimlik değil; sınır şiddetine, inkâra, eril düzene ve eşitsizliğe karşı bir politik konumlanmadır. Bunun en çarpıcı ifadesini bugün Jin Jîyan Azadî felsefesi etrafında dünyanın her tarafında örgütlenmiş, ezilen halklara yani yeryüzünün tüm lanetlilerine seslenen umut kaynağı sağlayan bir siyasi ufuk olmasında görüyoruz.

Rojava, Kürt kimliği ve Kürtlük bilinci açısından ne ifade ediyor?

Rojava, Kürt kimliğini mağduriyet anlatısından çıkarıp kurucu irade düzlemine taşıdı. Kürtlerin sadece “maruz kalan” değil, “kurabilen” bir halk olduğunu gösterdi. Üstelik bunu dar bir etnik çerçeveden çıkarıp, çok kimlikli ve çok dilli bir siyasal topluluk içinde yaptı. Kadınların merkezde olduğu bu deneyim, Kürt kimliğinin patriyarkal kodlarla yeniden üretilmesine karşı da güçlü bir kırılma yarattı. Rojava, Kürtlük bilincini yalnız ulusal baskı üzerinden değil, toplumsal özgürlük ve eşitlik üzerinden yeniden kurmanın alanını açtı. Bu nedenle Rojava, Kürt kimliği açısından “kazanım”dan öte bir yön tayinidir.

 

Kürt halk gerçekliğinde ortaya çıkan farklı Kürtlük modelleri, bugün klasik ulus-devlet anlayışının ötesinde demokratik bir uluslaşmayı zorunlu kılıyor, bu demokratik uluslaşma zemini Rojava'da inşa edilmeye çalışılıyor, sizce başarılı olur mu?

Rojava’daki demokratik uluslaşma, tekçi ulus-devlet formunu aşan bir siyasal topluluk kurma girişimidir, yani yerel demokrasi, toplumsal sözleşme, ortak yaşam, kadın özgürlüğü ve eşit temsiliyet üzerinden ilerleyen bir hattan söz ediyorum. Ulus-devlet merkezli dünya düzeninde bu çizgiyi sürdürmek cesur olduğu kadar risklidir; çünkü sizi yapısal olarak kırılganlaştırır. Ama bu kırılganlığı “devletsizlik sorunu” diye okumak yanıltıcıdır. Mesele devletsizlik değil, ulus-devletlerin ve emperyal düzenin devlet-dışı demokratik özerkliği boğmaya dönük sistematik kuşatma rejimidir. Bu nedenle saldırılar başlar başlamaz Kürtler arasında “ortak yaşam” ve “halkların kardeşliği” söylemine dönük birden yükselen itirazları da masum tartışmalar olarak görmüyorum; Türkiye ve ortaklarının bu hattı içeriden aşındırmak için bilerek büyüttüğü bir iklim var. Bu yüzden “ben demiştim”cilerin bir anda çoğalması şaşırtıcı değil.

Kürt birliği, emperyalist tehditlere ve bölgesel müdahalelere karşı nasıl bir cevap üretti ya da üretebilir?

Kürt birliğinin üreteceği cevap, emperyal pazarlıklara eklemlenmek değil; ortak savunma, ortak diplomasi ve halkların meşru öz-örgütlülüğünü güçlendirmektir. Bölgesel müdahalelerin ana hedefi Kürtleri parçalı tutmak, kazanımları pazarlık konusu yapmak ve Kürt siyasal iradesini yönetilebilir hale getirmektir. Buna karşı en güçlü cevap, dört parçada asgari demokratik program etrafında koordinasyonun güçlenmesi ve diğer ezilen halklarla dayanışmanın büyütülmesidir.

Burada “birlik” bir slogan olmaktan öte saldırılar karşısında ortak savunma, uluslararası kamuoyunda ortak söz üretme kapasitesidir. Kürt birliği, ancak ulus-devletçi dar kalıplara sıkışmadan; kadın özgürlükçü, çoğulcu ve sömürge karşıtı bir politik hattı esas aldığında gerçek bir tarihsel güç haline gelir. Rojava’nın en önemli derslerinden biri de budur; kazanım, sadece cephede değil, toplumun içinde kurulan meşruiyetle korunur.

 

***

Gülay Kılıçaslan'ın çalışmaları

Yardımcı Doçent Dr. Gülay Kılıçaslan’ın çalışmaları zorunlu göç, mülteci hukuku, vatandaşlık politikaları, sınır şiddeti ve toplumsal hareketler üzerine yoğunlaşmaktadır. Özellikle Kürt zorunlu göçü ve Kürt Özgürlük Hareketi ile feminist ve dijital aktivizm alanlarında yayınları bulunan Kılıçaslan, son zamanlarda zorunlu göç, soykırım sonrası yeniden yerleşim ve göçmenlerin politik mobilizasyonları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.