
Haylaz bir çocuk misali dürtmeye başlamıştır seni zaman. Ya korkuyla teslim olursun ya da meydan okursun.
Gün kararır. Teslim olursun. Ya da silahlarını kuşanırsın.
Nerede duracağı belirsiz. Canhıraş bir uğraştır artık hayat. Eskimeler, eskitmeler başlar. Yıpranırsın. Ama zaman bir akıntıdadır. Yollar, yıllar alır seni. Zaman senin peşindedir. Sen ona direnirsin ama o alır götürür seni.
İşte hepimizin zamana karşı direnen ya da ona yenilen bir hayat öyküsü vardır.
Hepimizin bir geçmişi. Yaşanılan, unutulan, acılı, sancılı ya da sevinçlerle dolu bir geçmişi.
Kimimizin dağ başında, kimimizin bir köyde ya da bir şehirde.
Akıp giden, bizi peşinden sürükleyen bir zaman, bir öykü.
Ahmet Sereroy. Hiçbirimizin duymadığı, bilmediği Sereroy’un yaşamı da bunlardan biri.
Akıp giden zamana direnmiş bir Kürt köylüsünün öyküsü.
Ahmet bilmediği bir zamanda, dağ başında, ormanla kaplı bir köyde dünyaya gelir. Kürdistan’da bitmeyen bir savaş zamanıdır yine. Üç kardeşin ortancasıdır. Savaşın ağırlığı çökmüştür her yana. Aile yoksuldur.
Sereroy aynı zamanda köyün ismi. Ahmet soy ismini bilmiyor. Bilmeyince Sereroy dersiniz, diyor.
Sereroy ünlü Kürt aşireti Berwarilerden.
Biz Berwariyiz, gözün alabildiği, uzayıp giden bu dağlar arasında onlarca köy bulunur. Hepsi de bizim aşiretten. Ama aşiret kültürü artık eskisi gibi kalmadı, diye hayıflanıyor.
Berwariler büyük bir aşiret. Güney Kürdistan’da Metina dağlarında büyük bir alan Berwari mıntıkası olarak bilinir. Mıntıka ismini aşiretten alır. Berwariler hem Güney hem de Kuzey Kürdistan’a dağılmışlar.
Güney Kürdistan’dakiler Duhok ve çevresine, Kuzey Kürdistan’dakiler de daha çok Siirt ve çevresine yerleşmişler. Ahmet bu dağınıklığın sebebini bilmiyor ama büyük ihtimalle Osmanlı, Irak ve İran sınır savaşları sırasında sürekli göç etmek zorunda kalmanın sonucu olarak bu Kürt aşireti de böyle dağılmış. Birinci Paylaşım Savaşı‘ndan sonra Kürdistan dört devlete paylaştırılınca birçok Kürt aşireti gibi Berwari aşireti de Türkiye ve Irak sınırları içerisinde kalır ve eski ilişkiler gittikçe zayıflar.
Kürt ülkesi parçalansa da aşiret ilişkileri bir şekilde devam edegelir.
Savaşlar, işkence, sürgün
Ahmet’in yaşamı da tıpkı aşireti gibi parçalıdır. Savaşlar, işkence, sürgün, yoksulluk, zindan Ahmet’in yaşamından eksik olmaz. Saddam rejimine karşı Kürtlerin verdiği mücadelede Sereroy köyü beş kez yakılır. Kürt hareketi ile Türk devleti arasında yaşanan savaştan onlar da kendilerine düşen payı alırlar.
91’de Baas rejiminden kaçan güneyli Kürtler kuzey Kürtlerine sığınırlar. Bunların arasında Ahmet ve ailesi de vardır. Diyarbakır’a gelirler. Bir süre orada kalır sonra Muş’a geçerler. Sürgün içinde sürgündür yaşadıkları. Tekrar Güney Kürdistan’a geçerler.
Geldiklerinde artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Köyleri yıkılmış, evleri yakılmıştır. Bir tufandır her şey onlar için. Geriye sadece acı dolu bir hayat kalmıştır.
Köylerini, evlerini yeniden kurmaya başlarlar. Tam toparlanmışken bu sefer 95’de Türk devletinin PKK’yi bahane ederek Güney Kürdistan’a büyük sınır ötesi operasyon başlar. Çelik Operasyonu denilen bu operasyondan en çok etkilenen yine halk olur. Evler yeniden yakılır, bir kez daha köyler boşalır.
Ahmet o günleri; “Türk askeri köyümüzü bastı. Köydeki tüm erkekleri köy meydanında topladılar. Hepimizi defalarca işkenceden geçirdiler. Bizi PKK gerillalarına yardım etmekle suçladılar, acımasız bir zamandı” diye anlatıyor.
Ahmet’in yaşadıkları sadece bunlardan ibaret değil. “Ben 73’den beri peşmergelik yapıyorum. Birçok savaş yaşadım” dedikten sonra diğer savaşları da bir bir sıralıyor. Xakurke savaşına, 88’de Saddam’a karşı verilen savaşa katılmış. Sınır hatlarındaki birçok savaşta yer almış. Aslında o günden bu güne kadar güney Kürtlerinin yaşadığı tüm savaşlarda yerini almış.
Bütün bu savaşlara Ahmet iki kardeşiyle birlikte girer. Savaşlar sona erdiğinde Ahmet artık tektir. İki kardeşi de savaşta öldürülmüştür. Yaşamına sürgünün, işkencenin, yoksulluğun acısının yanında bir de kardeş acısı eklenir. Ama bununla da sınırlı değildir.
Ahmet sınır kaçakçılığı sırasında 1982 yılında Türk askerine esir düşer. İşkencelere maruz kalır. Yoksulluk, savaş ve ölüme bir de ayrılık eklenir. Ailesi herhangi bir sınır seferi sonrasında onu beklerken o, 5,5 yıl Diyarbakır ile Van cezaevlerinde kalır.
Sereroy’a yaşını soruyorum. Biraz duraksıyor. Sonra, sanırım 60, diyor.
İlginçtir, burada Ahmet’le aynı kuşaktan olanların çoğu yaşlarını söylerken sanırım deyip ortalama bir yaş söylerler. Ahmet bunun sebebini, “o zamanlar bir düzenimiz, sistemimiz yoktu. Hepimiz savaş ortamında doğduk. Sürgünle, savaşla büyüdük. Bundan dolayı bizim kuşaktan olanların geneli kendi yaşlarını bilmezler. Çünkü doğum tarihlerine dair ellerinde hiçbir belge yoktur” diyor.
Ahmet evli ve 12 çocuk babası. 5 kız 7 erkek çocuğu var. Savaş anılarıyla büyüyen, savaşın kendisiyle büyüyen 12 çocuk.
Ömrünün çoğu savaşlarla, sürgünlerle, esaretle, kaçakçılıkla geçmiş.
Ahmet halen kendi köyünde, Sereroy’da yaşıyor. Sereroy, yeşilliğin, akarsuların, meyve bahçelerinin kapladığı, yüksek iki dağ arasında uzayıp giden bir vadide güzel bir köy.
Ahmet’in hayatı bu kısa yazıya sığmayacak denli ibretlik, zamana karşı bitimsiz bir direniştir. O karanlık ana karşı bir duruş. İnatla, hırsla üzerine üzerine yürümektir.
HALİT ERMİŞ