Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir haftalık sessizliğinin ardından yaptığı 'Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı' ardından dinci ve ırkçı hamasete dayalı bir nutuk çekip; işgalci çağrışımı olan bir isim taşıyan, üstelik kendi sermayesini beslemeyi aşamayan bir ekonomik paket açıkladı.
'Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı' sonrası konuşan Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘ekonomiye’ dair devreye sokacakları tedbirleri sıralamakla yetindi. Ekonomistlere ve ekonomi yazarlarına göre; olmayan kaynaklarla rağmen açıklanan paket, nüfusun büyük çoğunluğunda ziyade sermayenin kaybına aza indirmeye yönelik.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep T.Erdoğan başkanlığında Çankaya Köşkü’nde önceki yapılan 'Koronavirüs'le Mücadele Eşgüdüm Toplantısı', 3 saat 50 dakika sürdü. Toplantı öncesinde ve sonrasında açıklamalarda bulunan Erdoğan, salgını bir fırsata dönüştürmekten, 17 yıllık icraatları sayesinde gayete hazırlıklı olduklarından, üstelik Avrupa’ya göre pek de insani olduklarını savundu. Büyük siyasi, sosyal, ekonomik dönüşümlerin olacağını belirten Erdoğan, Türkiye’nin, bu fotoğraf içinde avantajlı bir yerde durduğunu ileri sürdü. Bu toplantı öncesi bile Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri yaptığı telekonferansa atıf yapıp İdlib ve çok arzuladığı 'Güvenli Bölge' meselesini de es geçmeyen Erdoğan, 'milletine sabır ve dua' telkin etti.
İşgalci operasyonların taklidi
Türk Cumhurbaşkanı, açıkladığı ekonomik paketin adını da Kürt düşmanlığı motivasyonuyla Kuzey-Doğu Suriye’ye düzenledikleri işgal saldırıların adından aldı. 'Fırat Kalkanı’ adı altında son olarak Girê Spî ve Serêkaniyê işgal edilmiş, İdlib için ise 'Bahar Kalkanı' adı kullanılmıştı. Erdoğan, önceki gün koronavirüs salgınına karşı alınacak ekonomik önlemler paketinin adına da 'Ekonomik İstikrar Kalkanı' dedi.
100 milyarlık paketin kapsamı
Erdoğan, 100 milyar TL olduğunu iddia ettiği pakettin maddelerini şöyle sıraladı:
- Perakende, AVM, Demir-Çelik, Otomotiv, Lojistik-Ulaşım, Sinema-Tiyatro, Konaklama, Yiyecek-İçecek, Tekstil-Konfeksiyon ve Etkinlik-Organizayon sektörleri için Muhtasar ve KDV tevkifatı ile SGK primlerinin Nisan, Mayıs ve Haziran ödemelerini 6’şar ay erteliyoruz.
- Konaklama vergisini Kasım ayına kadar uygulamayacağız.
- Otel kiralamalarına ilişkin irtifak hakkı bedelleri ve hasılat payı ödemelerini Nisan, Mayıs ve Haziran ayları için 6 ay süreyle erteledik.
- İç havayolu taşımacılığında 3 ay süreyle KDV oranını yüzde 18’den yüzde 1’e indiriyoruz.
- Kovid-19 salgınıyla ilgili tedbirlerden etkilendiği için nakit akışı bozulan firmaların bankalara olan kredi anapara ve faiz ödemelerini asgari 3 ay öteleyecek ve gerektiğinde bunlara ilave finansman desteği sağlayacağız.
- İhracattaki geçici yavaşlama sürecinde kapasite kullanım oranlarının korunması amacıyla ihracatçıya stok finansmanı desteği vereceğiz.
- Bu dönemde işlerinin olumsuz etkilendiğini beyan ederek talepte bulunan esnaf ve sanatkârların Halkbank’a olan kredi borçlarının, Nisan, Mayıs ve Haziran anapara ve faiz ödemelerini 3 ay süreyle ve faizsiz olarak erteleyeceğiz.
- Kredi Garanti Fonu limitini 25 milyar liradan 50 milyar liraya çıkartacak, kredilerde önceliği gelişmelerden olumsuz etkilendiği için likidite ihtiyacı oluşan ve teminat açığı bulunan firmalar ile KOBİ’lere vereceğiz.
- Vatandaşlarımız için uygun ve avantajlı şartlarda sosyal amaçlı kredi paketleri devreye alınmasını teşvik edeceğiz.
- 500 bin liranın altındaki konutlarda kredilendirilebilir miktarını yüzde 80’den yüzde 90’a çıkartacak, asgari peşinatı yüzde 10’a düşüreceğiz.
- Virüsün yayılmasına karşı alınan tedbirlerin etkisiyle Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında temerrüde düşen firmaların kredi siciline ‘mücbir sebep’ notu düşülmesini sağlayacağız.
- Stopaj gibi kaynağında yapılan kesintilerin ödemelerini içeren içeren muhtasar beyannamelerin sürelerini 3 ay erteliyoruz.
- Asgari ücret desteğini devam ettireceğiz.
- Mevzuatımızdaki esnek ve uzaktan çalışma modellerinin daha etkin hale getirilmesini temin edeceğiz.
- Kısa Çalışma Ödeneğini devreye alacak, bundan faydalanmak için gereken süreçleri kolaylaştırılacak ve hızlandırılacağız. Böylece faaliyetine ara veren işyerlerindeki işçilere geçici bir gelir desteği verirken, işverenlerin de maliyetini azaltmış olacağız.
- En düşük emekli maaşını bin 500 liraya yükseltiyoruz.
- Emeklilerin bayram ikramiyesini Nisan ayı başında ödüyoruz. Yine emeklilerimizin maaş promosyon ödemelerinin de, şubelere gitmelerine gerek kalmaksızın, doğrudan hesaplarına yatırılmasını sağlıyoruz.
- Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın belirlediği kriterlere göre ihtiyaç sahibi ailelere yapılacak nakdi yardımlar için ilave 2 milyar liralık bir kaynak ayırıyoruz.
- İstihdamdaki sürekliliği temin etmek amacıyla 2 aylık telafi çalışma süresini 4 aya çıkartıyoruz.
- Küresel tedarik zincirlerindeki aksama ihtimaline karşı hem üretimde, hem de perakende de belirlediğimiz önceliklere göre alternatif kanallar geliştireceğiz.
- Tek başına yaşayan 80 yaş üstü yaşlılarımız için, sosyal hizmet ve evde sağlık hizmetlerinden oluşan periyodik takip programını devreye alıyoruz.
Yoksul kolonyayla yetinsin
Ekonomistler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı ekonomi paketini 'ciddiyetten uzak' buldu. İşverenin gözetildiğini belirten uzmanlar, yoksulların kolonyayla yetinmelerinin salık verildiğini söyledi.
Başkent Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Şahinöz, tamamıyla işvereni koruyan önlemlerden ibaret olduğunu belirtti. Yaşanan krizin iş, işveren ve işçi boyutu olduğunu, ancak açıklanan paketin sadece işverenin sorunlarına dönük hazırlandığını belirten Şahinsöz, şu değerlendirmelerde bulundu: “İşvereni korumak için bir takım önlemler alıyorsunuz, kredi borçlarını erteliyorsunuz, işsizlik fonundan onlara bir takım finansal destekler sağlıyorsunuz ama bu kurumlarda çalışan, sıkıntıya girecek işletmelerin kurumlarında çalışan, işçilerin durumu ne olacak? Asıl sorulması gereken soru, alınması gereken önlem burası. Koronavirüs nedeni ile işlerini kaybeden ve kaybedecek işçileri öncelikli olarak işsizlik fonunda mutlaka belli bir süre finanse edilmesi gerekiyor. Yapılan şey işsizlik fonundan sermayeyi kurtarma operasyonudur. İşsizler için kurulan işçi fonu; istihdamı geliştirme adına işverene veriliyor. İstihdamın geliştiği falanda yok.”
Sonuç alıcılıktan uzak
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Prof. Dr. Yalçın Karatepe de açıklanan tedbirlerin sonuç doğuracak ciddiyette olmadığı görüşünde. “Bana göre yetersiz bir paket oldu” diyen Karatepe, "Burada somut olarak vatandaşın hayatına yansıyacak düzenleme en düşük emekli aylığının bin 500 liraya çıkartılması oldu. Bence bu yetersiz bir rakam. Türkiye’de insanlar bu para ile nasıl geçinecek, onu bile bilemiyorum. En somut düzenleme bu oldu. Ben bir iktisatçı olarak daha somut ve sonuç doğurur düzenlemeler bekliyordum ama maalesef bu açıklamada ben böyle bir durum göremedim” eleştirisinde bulundu.
Toplantı bileşenlerinden belliydi
Ekonomist Prof. Dr. Mustafa Altıntaş ise pakette yurttaşları ilgilendiren bir düzenlemenin olmadığını vurguladı. Altıntaş, "Basın toplantısına çağrılan kişilere bakıldığında kimlerin sorunlarına dönük bir açıklama olduğunu görüyorsun zaten" dedi. TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD’ın temsilcilerinin bulunduğu toplantıda işçi temsilcilerinin bulunmadığına işaret eden Alıntaş, "Sermaye çevrelerinin temsilcilerine dönük önlemler alınıyor, fakat işçilere de düşük emeklilik ücretlerini bin 500 liraya çıkartılması gibi sadaka, bahşiş, ulufe verildi. Bir de emekli ikramiyesini öne çekmeleri" yorumunda bulundu. Altıntaş, şöyle konuştu: "Erteleme hep sermaye kesimine dönük. Yani 83 milyon insanı doğrudan ilgilendiren bir adım yok. Örneğin elektrikte KDV yüzde 18 olurken, hava yollarının iç hatlardaki KDV’sini yüzde 18’den yüzde 1’e indirdi. Onunla da yetinmeyerek, Türk Hava Yolları’nın kayıplarının da giderileceği vurgulandı.
Bir birlerini alkışladılar
Yine basın toplantısı alkışla sona erer mi? Bakın oraya gelen adamlar birilerini alkışlıyorlarsa bu işte iş var. Sonuç olarak 65 yaşındaki insanlara cülus verildi, kolonya ve maske verildi. Bu manzara bu paketin kimler için düzenlendiğini gösteriyor. Sonuç olarak yoksula kolonya ve maske düştü.”
Paket nasıl finanse edilecek?
Hazinenin barutunu çoktan tüketen Türk hükümeti, ekonomi paketini finanse etmek için yeni tedbirleri devreye sokabilir. Buna IMF’den borç, para basma veya ek vergiler dahil.
Özellikle büyük kentlerde esnaf çok zor günler yaşıyor. Ücretli kesimler ücretsiz izin tehdidi altında borçlarını nasıl ödeyeceğini düşünüyor. KOBİ’ler ise borç batağında oldukları için iflasın eşiğinde. Bu gidişatın sonunda ise zaten Cumhuriyet rekoru kıran işsizliğin daha da artması bulunuyor. Tüm bu sorunların derinleşmesini engellemek adına hükümet dün bir ekonomi paketi açıkladı. Paketin içeriği kaynak sorununu da beraberinde getiriyor. BirGün’den Ozan Gündoğdu, özellikle son iki senedir hükümetin ekonomiye ilişkin tedbirlerini uygularken barutunu bitirdiğine dikkat çekti. Gündoğdu, güncel resmi verilerle gerek genel olarak AKP döneminde gerekse son iki yılda azaltılan kamu kaynaklarını sıraladı:
Özelleştirme geliri harcandı
Hazinenin kasasına 2003’ten bugüne dek toplam 62,3 milyar dolarlık özelleştirme geliri girdi. Kamu varlıklarının çok daha yüksek bedeller ettiği bilindiği için bu tutarın az olduğu uzmanlarca ifade ediliyor.
Alınan dış borç
Dış borç, 2003’ün ilk çeyreğinde 130 milyar dolarken 2019’un üçüncü çeyreğinde 433,9 milyar dolara yükseldi. AKP döneminde 302,5 milyar dolar dış borç alındı. 2003’te toplam gelirin yüzde 53,7’si kadar dış borcu olan Türkiye’nin bugün toplam gelirinin yüzde 59,1’i kadar dış borcu bulunuyor. Borcun büyük çoğunluğu ise özel kesime ait.
Kamu borcu zirvede
Büyüme moturu, 2018 yazında yaşanan kur şokunun ardından durdu. Sermayeye teşvik ve kredi paketleri gibi palyatif önlemlerle 2019’u geçiren hükümetin hazineye maliyeti ağır oldu. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verileriyle 2018’in ikinci çeyreğinde 296,1 milyar lira olan kamu net borcu, 2019’un üçüncü çeyreğine kadar yüzde 117 artışla 643,1 milyar liraya yükseldi.
Dev bütçe açığı
Devlet, 2019’da vergi toplama kabiliyetini kaybetti, harcamalarını ise kısmayı tercih etmedi. Bunun sonucu 123,7 milyar liralık dev bütçe açığı verildi. Açık borçlarla finanse edildi.
Teklilerle barut bitti
Rekor bütçe açığı verilirken bir yandan da bedelli askerlik, imar barışı, Merkez Bankası ihtiyat akçesi gibi tek seferlik gelirlerle barut tüketildi. Merkez Bankası’nda bugünkü gibi zor günler için tutulan 40 milyar lira, 2019’da kullanıldı.
Vergi yoksulun sırtında
Hazine, 2019’da 673 milyar lira vergi geliri elde etti. Ancak vergi gelirlerinin neredeyse yarısını geniş halk kesimlerinin tüketimlerinden toplanan KDV ve ÖTV oluşturdu. Sermaye şirketlerinden toplanan kurumlar vergisi ise toplam vergi gelirlerinin sadece yüzde 11,7’si oldu.
Kaynak şüpheli
Paketi değerlendiren Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Erinç Yeldan, başta konaklama ve SGK primlerine gelen vergi ötelemeler olmak üzere sağlanacak 100 milyar liralık kaynağın, büyük sorunları olan ekonomiye bir merhem olmayacağını dile getirdi. Hatta indirilen ve ötelenen vergi indirimi, cari dengesizlik, düşük faiz ve Merkez Bankası’nın erkenden kullanılan kârı ve ihtiyat akçesi göz önüne alındığında paketin kaynağının da şüpheli hale geldiğini anlattı. Cumhuriyet’ten Olcay Büyüktaş’a konuşan Prof. Yeldan, "Bir küresel krizden söz etmek mümkün. Türkiye tıpkı 2008 ve 2009 yıllarında olduğu gibi son derece kırılgan, temelleri yüksek enflasyon ve yüksek işsizlikle sarsılmış bir makro ekonomik yapıyla bu krize yakalanacak gibi görünüyor. Üstelik şimdi ağır bir kamu açığı da söz konusu. 2016’dan itibaren düşen sermaye yatırımlarının getirdiği ve artık nefes almayı zorlaştıran işsizlik ve yüksek enflasyon ülkenin en büyük sorunu olarak duruyor. Böylesi bir tabloda Türkiye, yaşanacak küresel krizden de ağır bir darbe alacak. Bütün bu tablo karşısında alınan önlemlerin işe yaramasını beklemek pek de doğru olmayacak. Zira, yeterli kaynak bulamayacak bu paketin uygulanabilmesi de şüpheli.”
Çalışanlara bir şey sunulmadı
Ekonomide 'kılıç kalkan paketi’nin çalışanlara hiçbir şey sunmadığına dikkat çeken ekonomist-yazar Ali Rıza Güngen, sermayedarların ilk akıllarına gelenlerin alt alta dizilmesinden oluşan 'Ekonomide İstikrar Kalkanı' paketinın son derece yetersiz olduğunu, zaten toplumun geniş kesimlerinin yaşayabileceği sorunlar karşısında önlem alma gibi bir amacı bulunmadığını söyledi.
Açıklanan 21 maddenin Türkiye’de sermaye çevrelerinin acilen beklediği birkaç adımın atılacağı beyanını simgelemenin ötesine geçmediğini kaydeden Güngen, paketin temel sorununun, işverenlerin acil taleplerine dikkat edilerek hazırlanmış olması ve çok boyutlu çöküşün 2-3 ay süreceğini öngörmesi olduğunu kaydetti. Güngen, duvar’daki yazısında şöyle devam etti: "Söz konusu önlemler, 2017’de özellikle referandum öncesinde ekonominin canlandırılması için, 2018-19’da çöküşün hafifletilmesi için uygulanmış olanları büyük ölçüde kopyalıyor. Çünkü bunlar riski toplumsallaştırmada işe yaradı, maliyeti topluma yıktı, küresel koşullar değiştiğinde sermaye için toparlanma başladı. Kısacası, işveren örgütlerinin katkısıyla hazırlanan paket, Türkiye’de 'sosyal mesafelenme' önlemlerinin kısa süreli olacağı düşüncesinde. Mümkün müdür? Evet, ancak salgının boyutları ve başka ülkelerdeki yayılma hızı düşünüldüğünde oldukça zor."
Erdoğan’ın beklentisi ne?
Güngen, Erdoğan’ın 'Yeni bir dönem' vurgusu, buradan başarılı çıkarız imasının altında yatan beklentiyi de şöyle ifade etti: "Daha önce uygulanan sosyal ve finansal içerilme mekanizmalarıyla, tıkanmalar sırasında ise herkesi kredi genişlemesine davet eden yeni ittirmelerle karşımızdaki sorunun atlatılacağını düşünüyor. Bu kısa geçiş sırasında kaynak gerekirse nereden bulunacak? Merak etmeyin, vergi topla(ya)mayanlar, borçlanarak maliyeti gelecek nesillere ve toplumun geneline yaymasını da biliyorlar. Ekonomide İstikrar Kalkanı’nı hazırlayanlar bir başka öngörüde daha bulunuyor: Küresel ekonomi açısından birçok ülkenin maliye politikasını devreye sokması işe yarayacak, Türkiye’nin ihracat pazarlarına can verecek. Düşük faiz ve piyasaları dolara boğma girişimleri de Türkiye’deki ekonomik aktörlerin işini kolaylaştıracak…"
Bu kadar çok varsayımın başa bela olduğunu vurgulayan Güngen, şunları ekledi: "Salgının küresel ölçekte birkaç hafta gibi bir sürede kontrol altına alınmaması halinde varsayımların beklendiği gibi işleme ihtimali yok. Sanıyorum, Türkiye’deki mükerrer çalkantılar öncesinde söylediklerimiz yersiz telaşa neden olurken, sonrasında söylediğimiz hiçbir şey de yeterli olmuyor. Siyasi sermayesi kutuplaşma olan bir blokun, nasıl bir olay yaşanırsa yaşansın, toplumun bütün kesimlerini kucaklayacak bir siyasi hat geliştirmesinin fıtratına aykırı olduğunu akılda tutalım, ekonomide kılıç kalkan paketinin çalışanlara hiçbir şey sunmadığına dikkat edelim."