Zenime Hanım'ın savaşı  

Kültür/Sanat Haberleri —

Leyla Erbil/Cüce

Leyla Erbil/Cüce

  • Kadın bir kez daha yenilmiştir. Erkek bir kez daha kazanmıştır. O ana kadar bir kitap karakteri olan Zenime Hanım birdenbire yakın arkadaşım olur, herhangi bir hemcinsim olur, ben olurum. Çünkü tüm kadınlar hayatlarında en az bir kere kıymet verdikleri erkekler tarafından cinsel bir meta olarak görüldüklerini hissetmişlerdir. Tam da bu yüzden Zenime Hanım’a incindiği yerden el vermeli.

PELİN ÜNAL

"Türkçe edebiyatta seni en çok etkileyen kadın karakter kimdir?" diye sorulsa, tereddütsüz "Zenime Hanım" derim.

Leyla Erbil’in çoğu yerde roman diye geçen ama aslında uzun bir öykü ya da novella sayılabilecek “Cüce” adlı eserindeki kahramandır Zenime Hanım. Epey yaş almış, tek başına yaşayan bir kadın. Zenime Hanım, toplumun dayattığı hiçbir kalıba hayatı boyunca girmemiş, kimseye minnet etmemiş, ondan hiçbir şey beklemeyecek kadar topluma mesafeli bir karakter. Edebiyat, sanat, siyaset ve sinemadan anlayan bir kadın. Birçok ülke gezmiş, birçok ülkede yaşamış, gittiği her yerde arkasında bir sevgili bırakmış, hiçbirine bağlı kalmamış ama tutkulu olmaktan, kadın olmaktan da asla vazgeçmemiş. Amerika’da “İslam’da Hümanizma” üstüne dersler vermiş, “Hiçlik” isimli felsefi bir kitap yazmış. Buna rağmen tümden yazın dünyasına da mesafeli; okura bile. Ama bir zaman sonra “iyi okur”a göz kırpmaktan kendini alamıyor Zenime Hanım. Nitekim olayın akışını sağlayan da gözden çıkaramadığı iyi okura ulaşma arzusu.

Eser üst kurmaca tekniği ile yazılıp bilinç akışı, iç monolog ve ironiyi bolca kullanmış. O kadar zengin bir imgeleme sahip ki eseri hakkıyla anlayabilmek için tüm sözcükleri şöyle bir kaldırıp altına bakmak gerekiyor. Çünkü hepsinin altında farklı zamanlara, farklı hikayelere göndermeler, ilk bakışta anlaşılması zor bağlantılar var. 

Zenime ve Hatçe

Kitap iki bölümden oluşuyor. On altı sayfalık ilk bölüm, “yazarın notu” ismiyle paylaşılmış. Yazar, bu bölümde yazlık komşusu Zenime Hanım’ı tanıtıyor. Zenime Hanım, yakınlardaki tarlalarda rençberlik eden Hatça Abla, Hatçe Abla’nın oğlu Yıldırım ve yazar dışında kimseyle konuşmaz. Hatçe, ara sıra Zenime Hanım’ın evine temizliğe de gelir. Zenime ne kadar topluma aykırı bir kadınsa Hatçe de o denli toplumun içindendir. Ezilen, sömürülen, kocasından sürekli dayak yiyen bir kadın. Zenime Hanım toplumla arasına koyduğu mesafeye rağmen Hatçe’nin çilesine arkasını dönmez hiçbir zaman. 

“Hatçablacığım dedim, dövüyor bu adam seni, öldürecek bir gün dayaktan, bırak gel açalım bir dava ona, kalırsın benimle, geçinir gideriz ha? Edemem onsuz! Dedi, ben onun sıcağına alışığım, sen bilmezsin!" Nitekim Hatçe ölür ama kocası için dövecek biri daha vardır: Oğlu Yıldırım. Koca için hikaye kaldığı yerden Yıldırım’la devam eder. Kadının güven içinde olmadığı dünya çocuk için de tehlikelidir.

Zenime Hanım, bir gün anlatıcı yazarı evine çağırır ve ona yazdığı notları verir. Seksen yedi sayfalık ikinci bölüm ise Zenime Hanım’ın yazara verdiği ve yazarın karman çorman bulup zar zor düzenleyebildiği bölümdür. Zenime Hanım notların kenarına çeşitli desenler de çizmiştir. Kılıç, kılıç boyunda erkeklik organı, bodur şövalyeler, sürüngenler... Ortalık bir savaş alanı ama hangi savaşı anlattığından hiç bahsetmiyor. Zenime Hanım’ın çizdiği desenler Freud’a göre penisi temsil ediyor ve bu da anlattığı isimsiz savaşın esasında bir kadın erkek savaşı olabileceğini düşündürüyor.

 Zenime Hanım’ın ilk boyun eğişi

Sözünü ettiğimiz ikinci bölüm bir bekleyişle başlıyor. Zenime Hanım kendisiyle söyleşiye gelecek gazeteciyi bekliyor. Bu, asla boyun eğmez dediğim Zenime Hanım’ın ilk boyun eğişi bana göre; çünkü şiddetle karşı olduğu bir toplum tarafından bilinmek istemesi bir teslimiyettir. İkinci boyun eğişten birazdan bahsedeceğim. Beklemeye başlamadan önce anlatıcının da sık sık yakındığı kirli, karıncalarla dolu evini temizliyor Zenime Hanım. Karıncaların varlığı ve Zenime Hanım’ın onları hiç umursamaması çokça vurgulanır yazar tarafından. Karıncalar sürekli çalışan ama bunun dışında hiçbir irade göstermeyen çoğunluğa göndermedir. Zenime Hanım’dan bu iradesiz kalabalığın varlığını umursamasını bekleyemeyiz tabii. Ancak topluma dönüp bakmaya karar verdiğinde,  varlıklarını fark edip onlardan kurtulma gereği duyuyor. Gazeteci için yaptığı tek hazırlık evi temizlemek değil: Sandıktan uzun erguvan rengi bir elbise çıkarıp  giyer. “Portekiz imparatoriçesi edasıyla…” diye anlatır yazar bu durumu. Burada Portekiz imparatoriçesi Maria’ya bir gönderme yapılır. Önce kocasını, sonra oğlunu ve sevdiği diğer kişileri kaybettikten sonra delirerek ölen imparatoriçe. Nitekim Zenime Hanım da tüm sevdiklerini yitirmiştir. Artık 50 yaşında olması gereken hiç görüşmediği oğlu, görüşmediği kardeşi, ölen annesi, sonradan ölecek olan Hatçe ve çok sevdiği köpeği Kaban’ın ölümü ve en son kendi intiharı. Her ne kadar hep dimdik dursa da içten içe bazı korkularına da tanık oluyoruz Zenime Hanım'ın; “Birden, ölürken beni okşayacak kimsem olmayacak diye düşünüyorsun ve en korktuğun şeyden, kendine acıyor olmaktan, anında sıyrılarak geçmiş günlerdeki gibi güçlü olduğunu kanıtlamak istiyorsun.”

Yedi TİP’li genç

Gazeteciyi beklerken sık sık iç monologlarına tanık oluyoruz Zenime Hanım’ın. Kendisiyle, “bir geri toplum tortusundan başka bir şey olmayan” aileyle, içinde yaşadığı toplumla yüzleşir, hesaplaşır. Okur da ister istemez bu etkiyle kendi kişisel yüzleşmesini yapar ve bu yüzleşmeden sonra eskisi gibi yoluna devam edemez. Çünkü bu yola gönüllü çıkmadığını, yolun sonunda kendisine varamadığının uzun zamandır farkındadır ve  Zenime Hanım’dan aldığı güçle kendisine ait olanı alabileceği bir arayışa girer.

Zenime Hanım, diğer kadınların cinsel organdan başka bir şey olmadıklarına inandırıldıklarını düşünür. Bedenleriyle birlikte saçlarını da sımsıkı korku kefenleriyle örttüklerini düşünür.  Kendisinin ise saçlarını, yedi TİP’li genci telle boğan Türkiye’nin mürrefeh katilleri gibi, ensesinde sımsıkı topladığını söylüyor.

Aynada kendini göremez

Kitapta sıkça kullanılan metaforlardan biri de aynadır. Gazeteciyi beklerken aynaya bakar, fakat kendini göremez. Bu, aynı zamanda yok olan kadınlıktır, geçmiştir. “Aynaya baktın!  Baktığında aynaya yoktu orada yüzün! Yüzün yoktu orada! Yutmuştu seni ayna! O sana bakıyordu bomboş sen de ona; aynaydın da sen artık o sadece yansıtıyordu senin aynalığını sana.” Ayna vasıtasıyla Pessoa’ya , Sartre’ın Bulantı’sına , Diego Velazguez’in başyapıtı Las Meninas tablosuna da göz kırpıyor yazar. 

Gazeteci nihayet gelir. Zenime Hanım’ın herkesi etkisi altına alan başına buyrukluğu ve gücü gazeteciye pek tesir etmez. Zaten Zenime Hanım’ın gözünde artık gazeteci değil, “Cüce” dir o. Cüce diye hitap eder ona. Tabii ki rastgele seçilmiş bir isim değil Cüce. Sözlü kültürde, şaman inanışında, padişahların eğlence anlayışında, Freudyen bakışta pek de sevimli bir imge olarak karşımıza çıkmaz.

İkinci boyun eğişi

Yukarıda bahsettiğim ikinci boyun eğişi de burada başlıyor Zenime Hanım'ın. Çünkü o, dünyaya meydan okuyan Zenime Hanım Cüce’ye karşı güçlü duramaz. Birlikte geçirdikleri zaman zarfında ondan etkilenir. Direnemez. Seviştikten sonra birlikte çay içmeyi teklif eder ama Cüce, “Bağışla beni kalamam, karım bekliyor evde! Beş çayını her vakit onunla içeriz” deyip gider. Önce gazeteci, sonra cüce, en son da erkek olarak Zenime Hanım’ın karşısındadır.

Kadın bir kez daha yenilmiştir. Erkek bir kez daha kazanmıştır. O ana kadar bir kitap karakteri olan Zenime Hanım birdenbire yakın arkadaşım olur, herhangi bir hemcinsim olur, ben olurum. Çünkü tüm kadınlar hayatlarında en az bir kere kıymet verdikleri erkekler tarafından cinsel bir meta olarak görüldüklerini hissetmişlerdir. Tam da bu yüzden Zenime Hanım’a incindiği yerden el vermeli. Yıllarca mücadele ettiği şeylerin bir değerinin kalmadığını, kadının toplumdaki değersizliğini, erkekler tarafından sadece bir etten ibaret olduğunu bir kez daha görmek onun ruhunun da bedeninin de taşıyabileceği şeyler değildi. Taşıyamazdı da. Hiçbir kadın taşımaz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.