Bir geçmişin, gerçeklikle yoğrulmuş ibretlik yüzünü buldum aynada. Acının, hüznün, ağlamaların kıyısında özgürlüğe susamış bakışlar vardı bir de. Birçok masala konu olmuştu. Anlata gelmişti dünden bu güne. Biz de gördük ve benliğimizde özgür yarınları susamış düşlerimize ekleyerek sese dönüştürdük. Bazen bir tilili, bazen kleşten çıkan mermi, bazen rüzgarların kanatlarına taktığımız çığlıktı bunu hasretlik yüreklere ulaştıran. Masallarda öğrenmiştik dağların kutsallığını ve zirvelerinde yanan ateşin önemini. Sonra tutkuyla bağlanmayı öğrendik bu zirvelere. Yaşadığımız her anı yolladık dağlara hasret nice yüreğe. En kaygısız anlarımızdı bunlar. Kendimizi en güçlü hissettiğimiz zamanlardı. Fısıltının yerini haykırışlara bıraktığı zaman aralıklarıydı. Önce düşlerin kulaklarda yankılanışı oldu, çok geçmeden yüreklerde resmini buldu. Dolup taştı yüreklerde, ne de olsa sınırlı değildi özgür yaşamın mekanı. Her çağrıya cevap oldu. Dağlarda, zindanlarda, şehirde, ovalarda, köylerde, sokaklarda, her evde yankılandı coşku. Dur durak bilmeden, coşkun nehirler gibi, çılgın rüzgarlar gibi aktı özgürlüğe tutkulu yürekler.
Bir tsunami gibi kasıp kavurdu yürekleri, gülüşleri, düşleri. Özgürlük tutkusu delip geçiyordu her türden sınırı. Tarih sayfalarının bakışları değişti, yüzüne renk geldi, gülmeler yerleşti gözlerinin kenarındaki kırışıklıklara. Sığmadı bedene, taştı doğanın her bir yanına. Hayaller büyüdükçe düşlerin sözcüsü oldu rüzgarlar. Aktı dağların koynuna, yetişti zirvesine ve alevlerinde ateşin aydınlandı yeryüzü.
Yol alırken güneşli günlere, renkleri çoğaldı yaşamın. Henüz sulanmamış hasretlikler var zulamızda. Beklemek yoktu, güneşe ulaşma yolculuğu başlamıştı. Artık aynalar acının karanlık yanını göstermeyecekti. Acı yüzünü parçalayıp, alnımızda biriktirdiğimiz yıldızları ışık olsun diye azad ediyoruz. İnanarak insan olmanın güzelliğine ve erişerek gücüne, bazen ıslatan yağmurlarda bazen kurşun sesleri altında yangınlar büyütüyoruz sol yanımızda. İmhalardan, talanlardan, kıyımlardan ve ağlamalardan sıyrılarak aydınlık günlere doğru ilerliyoruz. Bedel verdik, bedel veriyoruz, bedel vermeye devam edeceğiz. Acılarımız bizi güçlendirir bilinciyle bileyerek amaçlarımızı, acı yüzüne inat aynaların sevinçler yüklüyoruz yaşam yükümüze. Ayrılıklarla, gözyaşıyla, hüzünlerle bezenmiş olan yükümüz büyüdükçe büyüdü inancımız, milyon yürekte yaşam buldu umutlarımız. Özgür yaşam aşkıyla sevgilerimiz büyüdü, büyük sevgilerimizle yüreğimiz büyüdü. Büyük olan dağlar daha da büyüdü, dağlı özlemlerimiz, dolunay kokulu gülmelerimiz büyüdü. Mutluluklarımız büyüdü. Yarınlara bir şeyler ulaştırmanın benliğimizde yarattığı hafif gururla mücadeleye bağlılığımız büyüdü. Büyüdükçe düşlerimiz, büyüdü gülüşlerimiz, büyüttük bizde beden bulmuş özgür yaşam arayışını. Ve çoğaldı dağlara yolculuk. Durmadan, bir an olsun tereddüt etmeden, kaygısızca daha çok da onurluca... Ateşin çocukları arttı. Ateşin dansına tutuşurken, esen rüzgarlara yolluk yaptık özlemlerimizi. Estikçe rüzgar alevleri büyüdü özgür yaşam ateşinin. Milyon yürekte yanan ateşi… Ateşle bir olmanın resmiydi bu. Ateş gürleştikçe, dağlar daha da büyüdü. Büyüdü dağlar, büyüdü özlemler, büyüdü sevmeler, büyüdü amaçlar, büyüdü özgür yaşam…
Asi dereler gibi, bahar yağmurları gibi, sonbahar rüzgarları gibi durmadan aktık dağlara doğru. Güler yüzlü bir yaşamın en orta yerine aktık. Karanlık ve karabasanlı geceleri yara yara, dolunaylı ve yıldız deryalı gecelere vardık. Aktık özgür soluklu güzel bakışlı yarınlara doğru. Çocuk gülüşlerimizi de yanımıza alarak, çocuk hayallerimize, düşlerimize ve özlemlerimize doğru yol aldık. Bir çocuk sabırsızlığında, çocuk saflığındaki umutlarımızla acele ettik. Ki varmak için anlamın özüne, kavramak için birlikteliğin özsel bütünlüğünü. Yanlış yaşanmış nice yaşanmışlığı da alarak, yeni yaşayışlar yaratmak için vurduk yollara. Hiç durmadan aynanın bir yerinde saklanmak zorunda kalmış hayata doğru aktık. Saklanmak zorunda kalmayan hayatlar yarattık. Yeni hayatlar yarattıkça kendi zamanımızı yarattık. Aktı zaman, aktık zamanla, kendimizle sürükledik zamanı… Geceli gündüzlü tüm zamanlarda, durmadan, yorulmadan, alınmadan, kırılmadan, her düşüşte yeniden kalkmasını bilerek, her kalkıştan sonra daha çok güçlenerek yürüdüğümüz zamanın kendisi olduk. Anı yakaladık. Anın anlamına erişmiş halde, anda yaşamayı öğrendik hayatı. Öğrenmeliydik, öğrendikçe yaşamalıydık, yaşadıkça kendimizi bulmalıydık, kendimizi buldukça hayatın özüne ulaşmalıydık. Çünkü acelemiz vardı. Hep yarım kalmış ve anlaşılır kılınmamış yaşantılara inat, özgür yaşam diyeceğimiz, gerçek anlamına ulaştırılmış yaşamlar oluşturma zamanıydı.
Özgür yaşam tutkumuz büyük ve her an daha da büyümektedir. Bazen yakılan bir köyün çığlığında, bazen toz toprak içinde yalınayak koşturan çocukların gülmesinde. Anaların yürek yakan feryadında, genç kızların gökyüzüne savurduğu tililide. Dağ doruklarında yakılan ateşin etrafında çekilen halayda söylenen özgürlük türkülerinde büyütürüz hayallerimizi. Coşkumuzu ve umudumuzu rüzgarın kanatlarına takar, yollarız nice özgür yaşam savaşçısına. Zindanlarda direniş dalga dalga yayılır, şehirler dize gelir, isyan köylerde sel olur. Ve binlerce yüreğin özgür yaşam tutkusu ulaşır dağlara.
Güler yüzlü, güzel ve özgür bir yaşam bedel ister. Bunun en sade ve çıplak hali dağlarda yaşanıyor zaten. Ateşin ve güneşin çocukları yaşanan her türden ölüme ve acıya dur diyerek, yarınlarda çocuklarımız kesintisizce gülsün diye, insanlar özgürce soluklansın, gökyüzümüz bağımsız olsun diye bedel vermekten çekinmediler. Bir an olsun tereddüt yerleşmedi yüreklerine. Her seferinde daha da güçlenerek doğrulup yürüdüler cellatlarının üzerine. Karanlıklara gömülmek istenen ömürleri gün ışığına çıkarmak ve bir avuç huzur bırakma uğruna ölümün soğuk suretiyle yüzleşip, ölümün yüzüne tükürmesini bildiler. Kaygısızca ve korkusuzca attılar her bir adımlarını. Çünkü ne yaptıklarının, niçin yaptıklarının farkındaydılar. Yaratılmak istenen özgür yaşamın her anı çaba, emek, kendinden ödün vermeyi ve tereddütsüzce yürümeyi gerektirdiğini biliyorlardı. Yürekli insan ölümden korkmayan değildir. Yürekli insan nasıl onurlu bir yaşamın sahibi olacağını bilendir. Evet, bunun için ölümlere yürüdü binlerce yürek. Bir kurşunla biteceklerini sananlar yanıldılar. Çünkü onlar onurlarıyla yarınlarda yaşamayı başardılar. Onlar biliyordu; ölümün yanında hiç kalır onursuzca yaşamak. Bunun için bir kere bile olsun dönüp arkalarına bakmadılar.
Yangın yeri bir mekanda, mermi hızında ilerliyordu zaman. Yüreklere tuz basılmış gibi acı veriyordu yaşanmışlıklar. İki yanı keskin bir bıçak gibi gerçeklik her gün yaralıyordu, kesip biçiyordu her yeri. Bu gün bıçak yeniden ısıtılıp bilenmiş halde. Olabildiğince de keskin. Acıtıyor, kanatıyor kapanmamış nice yarayı. Özgür yaşam tutkusuyla tanışanlar ise daha onurlu. Çatlamış ayaklarıyla, yalın ayak bir halde tuz üstünde yürümeye benziyordu mücadele gerçekliği. Onurluca yaşama isteminin çıplak bir suretiydi bu. Mücadeleyi anlamlı kılan da bu olsa gerek.
En zorlu zamanlarda, en tehlikeli yerlerde yer almak onurluca yaşamanın hiçbir zaman kaybolmayacak olan kararlılığıdır. Mücadelenin yarattığı düşlerle büyümek ise çocuklarımıza kalmıştı. Arayışlar çoğaltan hisler zamanla doğru yaklaşımların önünü de açar. Her arayışta artan zorluklarda büyür insan. Yeter ki farkındalığına varmış olsun. Zamana yenikliği kabul etmeden, içi içine sığmayan coşkunlukla ilerlemek, tüm yarım kalmışlıkları tamamlamaya yeterdi. Mücadele büyüyor, dalga dalga yayılıyor, milyonlarca insanın yüreğine su serpiyor. Acılar hızla geçmese de yarım kalmasın diye çocuklarımızın oyunları özgür yaşam arayışçısı yüreklere katılma zamanıdır.
Büyük bir heyecanla dağların gizemli patikaları adımlanmaya başlandığı andan itibaren, sınırsız ve tutku düzeyindeki sevdalara verilen anlam daha da derinleşmektedir. Yıldızların çekici dansına katılmak, sonsuzluğa evirilen yaşam kervanına katılmak gibidir. Dağlar yüceydi, dağlar daha da yüceleşti. Heybetli dağlar amacımız kadar temiz ve kararlı bir mücadeleyi barındırıyor koynunda. Özgürlük türküsünü öğrenme ve hep beraber dillendirmenin güzelliğine erişme zamanıdır.
Silahımızı omuzlayıp, dağları adımladığımız bu yangın yeri zamanlarda dilimizde özgürlük türküleri eksik olmuyor. Aynanın solgun suretini milyon insanın yüreğinde akan onur kavgasının kararlılığında netleştiriyoruz. Yarım bırakılmış nice türkünün, oyunun, gülmenin utangaç bakışlarını aldık yanı başımıza. Bir eylemdir dağ başlarında umut. Sıkılan her kurşunda yırtılır korkunun zırhı. Bazen de bir tilili olur yarar tüm zifiri karanlıkları. Gerillanın sönmeyen isyan ateşiyle, sözcüklerin gücünü nakşederiz tarihin toza bulanmış sayfalarını. Kulaktan kulağa dolaşan söz eylem birlikteliğiyle eldeki kleşin gururlu duruşuyla dağlardan her yana taşırılır türküler. Yüreklerimize sığmayıp taşan umutlarımızla dağların her bir karışına işleriz düşlerimizi.
ZERDEŞT TOLHILDAN: Güzelliğin resmini işleme zamanı