Zimanê me rûmeta me ye

❏
- Kürtçe eğitmeni yazar Bahattin Robar, dil çalışmalarının yoğunlaştığını ama devletin baskısının yanı sıra görünmeye tehlikeye işaret etti: ”Halk arasında ve sosyal yaşamda her geçen gün dilimiz daha az konuşuluyor. Çocuklarımız başka dillerde konuşuyor. İnsanlar ‘ çocuklarımla Türkçe konuşursam bir şey olmaz’ eğiliminde.”
MÜJDAT CAN / MA/ŞIRNAK
Sadece 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı’nda yapılacak sahiplenmenin asimilasyonu ortadan kaldırmayacağına dikkat çeken yazar Bahattin Robar, “Dil insanın ruhu gibidir. Ruhumuzdan uzaklaşıp bedenimizi öldürmeyelim” dedi.
Celadet Alî Bedirxan tarafından 15 Mayıs 1932’de, Suriye’nin başkenti Şam’da yayımlanmaya başlayan Hawar dergisi, toplamda 57 sayı ile 1943 yılına kadar yayın hayatını sürdürdü. İlk 23 sayısı hem Latin hem de Arap alfabesiyle basılırken, 24. sayıdan itibaren ise tamamen Latin alfabesiyle yayın hayatına devam etti. Kürtçeye birçok anlamıyla katkısı olan Hawar dergisinin yayına başladığı 15 Mayıs tarihi, 2006’dan bu yana Kürt Dil Bayramı olarak kutlanıyor. Halen asimilasyon ve otoasimilasyon kıskacında olan Kürtçe üzerindeki baskılara değinen Mezopotamya Yazarlar Derneği üyesi Bahattin Robar, dil çalışmalarının özellikle son 10 yıl içerisinde Kürtçe kitap yazma ve okuma oranını yükselttiğini söyledi.
Baskının yanında görünmeyen tehlike
Aynı zamanda Kürtçe eğitmeni olan Robar, dil alanında çalışma yapan çok sayıda sivil toplum örgütü ve derneğin kurulduğunu anımsatarak, “Ancak bunun yanında dilimiz üzerinde büyük bir baskı politikası var. Kürt televizyonları, radyoları ve gazeteleri ile Kürt dili üzerine çalışma yapan kurumlar da kapatıldı. Bunlar dışında göremediğimiz bir tehlike daha var. Halk arasında ve sosyal yaşamda her geçen gün dilimiz daha az konuşuluyor. Dil büyük bir tehlike altındadır. Çocuklarımız başka dillerde konuşuyor. İnsanlar ‘çocuklarımla ya da arkadaşlarımla Türkçe konuşursam bir şey olmaz’ eğilimindeler” uyarısında bulundu.
Cizre gibi merkezlerde bile
Kürtçe üzerinde her alanda baskının mevcut olduğunu tekrarlayan Robar, kayyum atanan belediyelerde ilk iş olarak Kürtçe tabelalarının indirilmesi ve Kürtçe internet sayfalarının kapatılmasının buna örnek olduğunu söyledi. Robar, ”Dil, bir yandan kişinin kendisini asimile etme aracıdır ve yabancılaşmasıdır. Bir yandan da kendini var etme aracıdır. Bu nedenle bu tehlikeyi görmemiz ve ona göre hareket etmemiz gerekir” dedi.
Şırnak’ın Cizre ilçesi gibi merkezlerde de çocukların artık Türkçe konuşmaya başladığını kaydeden Robar, “Bunu engellemek bir yere kadar ailelerin elinde olabilir ama ondan sonrası siyasi çevrelere, sivil toplum örgütlerine ve diğer kurumlara düşüyor. Dilimize sahip çıkmalıyız. Biri kendi ismimiz dışında bize hitap ettiğinde zorumuza gider. İşte dil üzerindeki asimilasyon da öyle bir şey. Böyle devam ederse artık yabancı bir dil ve isimle tanınmaya başlanacağız” şeklinde konuştu.
Kürtçe yaşam biçimi haline gelmeli
15 Mayıs Kürt Dil Bayramı nedeniyle birçok kişinin sosyal medya paylaşımlarında Kürtçeyi kullandığını, ancak yılın diğer günlerinde tekrardan yaşamlarına Türkçe devam ettiklerini söyleyen Robar, “Kürtçe yaşam biçimi haline getirilmelidir. Bölge, Kürt Dil Bayramı’nı kutlayacak bir seviyede değil. Çünkü her açıdan birçok eksiklik var. Önce bu eksikleri tamamlayıp sonra Kürt Dil Bayramı’nı kutlamalıyız. Bugün de dil konusunda eksikliklerimizi belirleyip, dile getirmemiz gerekir. Dilin ilerlemesi ve gelişmesi için neler yapabiliriz tartışmasını yapmalıyız” diye seslendi.
Okumalı, yazmalı, konuşmalı
Koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle bu yıl kitlesel eylem ve etkinlik yapamayacaklarını paylaşan Robar, ancak böylesi bir günün verimli bir şekilde geçirilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Robar, şunları söyledi: ”Günlük yaşamımızda, pazarda, evde, çarşıda her yerde dili kullanmalıyız. Bu ciddiyetle yaklaşmalıyız. Pandemi nedeniyle dışarıya çıkamadığımız bu süreçte Kürtçe konuşup, yazıp, okumalıyız. İnternet üzerinde açılan online derslerine de katılım sağlamalıyız. Çünkü dil insanın ruhu gibidir, eğer dilinden uzaklaşırsan ruhundan uzaklaşmış gibi olursun. Yani bedenimizden uzaklaşırsak bedenimiz ölür. Bedenimizi de dilimizi de öldürmeyelim. Büyüklerimiz bu dili nasıl bize ulaştırdıysa biz de sonraki nesillere ulaştırmak zorundayız.”















