AKP rejimi uyduruk adlar altında operasyonlar yaparak binlerce insanımızı zindanlara doldurmuştur. O nedenle Türkiye’de cezaevleri siyasi tutsaklarla dolup taşıyor.
Bu zindanlara konan tutsakların büyük bir bölümü başta demokrat Kürt siyasetçileri olmak üzere; solculardan, sosyalistlerden ve AKP yandaşı cemaatlere karşı muhalefet yapan insanlardan oluşmaktadır. Bunların içerisinde dostlarım, arkadaşlarım ve akrabalarım da bulunmaktadır.
Özellikle KCK davasında yargılanan siyasi tutsakların Kürtçe yani anadilinde savunma yapmak istediklerini, ancak bu taleplerin ilgili mahkemelerce engellendiği basın-yayın organlarından ibretle takip etmekteyiz.
Mahkemelerin; “Sanıklar Türkçe bildikleri için Kürtçe savunma yapmalarına gerek yoktur” gibi mantıksız bir gerekçeyle bu hakkı yok sayması kabul edilemez. Çünkü tutsakların talebi siyasidir. Zaten önemli olan bu siyasi talebi hayata geçirmektir, yoksa Türkçeyi bilip bilmemek önemli değildir. O nedenle anadilde savunma hakkının engellenmesi evrensel insan haklarına aykırıdır. Bunları bilmek için hukukçu olmak gerekmiyor.
Diğer taraftan Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü İmralı’dan geçtiğini artık tüm dünya alem biliyor. AKP iktidarının olumsuz ve baskıcı tutumu nedeniyle Kürt sorununun demokratik çözümü çıkmaza girdi. O nedenle Anadolu’nun yoksul Kürt ve Türk halkının çocukları ne yazık ki ölüyor ve hala ölmeye devam ediyor.
Ayrıca, sorunun çözümü için katkı sunmak isteyen demokratik sivil toplum kurumlarında görev alan siyasetçiler, yazarlar ve bilim adamları da “KCK operasyonu” bahanesiyle zindanlara atıldılar.
Hal böyle olunca, zindanlardaki siyasi tutsakların açlık grevi de dahil olmak üzere tüm meşru yolları kullanarak direnmekten başka hiçbir çaresi kalmamıştır. Yaklaşık kırk gündür ölüm orucu direnişleri sürmektedir.
Hangi ırktan ve inançtan olursa olsun, vicdanı olan her insan gelmekte olan bu ölümleri önlemek için elinden gelen çabayı harcamalıdır.
Kürt nüfusunun büyük çoğunluğu İslam dinine mensup olduğu bilinen bir gerçektir. Kurban Bayramı Müslümanların en önemli bayramlarından biridir. Önümüzdeki hafta Müslümanlar bu bayramı kutlayacaklardır. Dolayısıyla duyarlı Müslüman Kürtlerin bayram kutlaması yerine açlık grevinde bedenini ölüme yatırıp, zindanlarda direnen tutsaklara sahip çıkmaları halinde daha hayırlı bir iş yapacaklarını düşünüyorum. Ben Müslüman değilim. Bir Müslüman’a insani ve vicdani tavsiyelerde bulunmak için herhalde Müslüman olmak gerekmiyor.
Devrimcilerin tarihleri zindan direnişleriyle doludur. 12 Eylül diktatörlüğü zindanlar üzerindeki baskılarına karşı tutsakların bedenini ölüme atmaktan başka çaresi kalmamıştı. O dönemin direnişçilerinden biri de Çağdaş Kawa Mazlum Doğan’dır.
Sevgili Mazlum Doğan 21 Mart 1982 yılında Diyarbekir zindanında bedenini ateşe vermek suretiyle Kürdistan’ı, Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu vücudundaki Newroz ateşiyle aydınlattı. O nedenle Mazlum Doğan tarihte hep Çağdaş Kawa olarak anılacaktır.
Keşki Mazlum ölmeseydi, bu gün onunla siyasi ve kültürel konularda kıyasa tartışabilseydik.
Bu güne kadar onlarca devrimci ölüm orucu ve benzeri eylemlerde hayatını kaybetti. Hiç olmazsa bundan sonrakilerine engel olalım. Çünkü yaşam hakkı insanın en kutsal değeridir. “Yaşamak, yaşamak direnmektir”
Yüzlerce tutsağın bedenini ölüme yatırdığı bir coğrafyada yaşıyoruz.
Yüzlerce tutsak açlık grevlerinde inlerken “bayram benim neyime!”
Milyonlarca canlı kurban edilirken “bayram benim neyime!”
Yeryüzünde canlıların yok edilmediği, savaşın ve sömürünün olmadığı, Herkesin kendini özgürce ifade ettiği, dostluğun ve barışın oluştuğu bir düzende bayramların kutlanmasını diliyorum.
* Emekli Öğretmen
Zindanlarda açlık grevi ve Kurban Bayramı