Nedim SEVEN
TC devletinin ilk kuruluş felsefesi ve bunun dayandığı düşünce yapısı Mustafa Kemal’in de başlarda yer aldığı Talat, Cemal ve Enver paşaların önderlik ettiği, İttihat Terakki anlayış ve yapılanmasından alır. Birinci Dünya Savaşı süreciyle birlikte 1916 Sakys-Picot, 1919 San Remo anlaşmaları ile özellikle Fransız, İngiliz, İtalyan sömürgeciliği neticisinde Ortadoğu sınırları masa başında cetvellerle çizildi ve paylaşıldı. 1917 Lenin önderliğinde geliştirilen sosyalist devrim ile Rusya tarafı Sykes-Picot anlaşmasındaki paylaşımcı-sömürgeci planı deşifre etti. 16.yy’da Hollanda-Amsterdam’da ticari ilişkiler sonucu başlayan milliyetçilik dalgaları giderek 17 ve 18. yy’larda ulus-devletlerin oluşumuna yol açtı. Özellikle Ortadoğu’da ulus-devletlerin kuruluşu Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı sürecinde gelişti.
Birinci Dünya Savaşı sürecinde henüz Türkiye Cumhuriyeti kuruluşu gerçekleştirmemişken yukarda sözünü ettiğim İttihat Terakki anlayışı ve pratiği Jön-Türkçülük esasları çerçevesinde bir buçuk milyon Ermeni’yi katletti. Osmanlı sultasında yaşamlarını sürdüren Rum, Süryani, Keldani, Çerkez, Laz, Türkmenler gibi nüfus yapısına göre azınlık olan Alevi, Êzîdî, Zerdeşti, Hıristiyan ve Yahudi inançlarını da içine alan asimilasyon, imha, inkar, sürgün, tertele, mübadele vd. yöntemlerle yok etti. Önemli bir nüfus çoğunluğuna sahip olan ve Kürdistan’ın yerleşik halkı olan Kürt halkına da işbirlikçilik, koruculuk ve Hamidiye Alayları olarak örgütlenen aşiret alaylarıyla kimliksizlik dayatıldı.
Bu biçimiyle homojen olan Anadolu, Kürdistan halkları özellikle de Osmanlı’nın yıkılışıyla birlikte sözünü ettiğim İttihat Terakki anlayışı temelinde tek millet haline getirilmeye başlandı.
Bu tekçilik anlayışı giderek kurulacak TC devletinin adım adım Türk olmayan diğer tüm etnik ve inanç yapılarını ret, inkar, imha, asimilasyon, sürgün yöntemleriyle yok etmeyi esas aldı.
Mustafa Kemal’in hem batı kültürünün etkisini yaşaması, hem de özellikle Fransız, Alman kültürel yapılanmasını Türk kişiliğine indirgeyerek demografik yapıyı o dönemki savaş koşullarını da gözeterek siyasal dinamikleri de dikkate alarak yeni bir ittifak politikası yürüttü. Devrimle öncülük yapan ve tüm dünyayı etkisi altına alan sosyalist, komünist gelişmeyi gözeterek hem içerde hem de komşusu olan Rusya ile sol kesimlerle ittifaka girdi. Kürtlerin aşiretsel ve askeri güç yapılanmalarını gözeterek Kürtlerle de ittifaka girdi. TC’nin kuruluşuna gidecek yol haritasını başta Kürtler, dış politikada da Sovyet Sosyalizmini gözeterek Sovyetlerle ittifak kurarak TC’nin kuruluşuna doğru yol aldı.
İttihat Terakki anlayışıyla tüm etnik ve inanç yapıları yok edildi
İçerde Amasya tamimi sonrası, Erzurum ve Sivas kongreleri süreciyle Kürtlerle ittifaklarını kesinleştirdi. Bu dönemde güçlü olan batılı Alman, İngiliz, Fransız kültürüne dayanarak modernleşme politikalarını yürüttü. Sovyetler ile siyasi anlamda taktik ittifaklar temelinde kurguladığı TC’yi adım adım kuruluşuna gitti. Bu kuruluş sürecinde Marmara bölgesinde gelişen Türk tarihinde ‘İnönü zaferleri’ olarak bilinen zaferler de birer Pirus zaferidir. Orda her hangi bir savaş yok, özünde mübadeleye dayalı Rumların Anadolu ve Trakya sınırlarında sürülmesi, Müslüman Türklerin de Batı Trakya’dan Anadolu’ya getirilmesi sürecidir. Hatta 1921 ilk TC Anayasası ile dönemin koşullarında demokratik olan bir TC kuruldu.
İlk Türkiye Millet Meclisine Kürtlerin ve Türklerin meclisi denildi. Mebuslar, kendi yerel kimlikleri ve folklorik giyimleriyle katıldılar. Esas olarak Osmanlı sultasının yıkılmasından sonra 1914 – 1921 süreçleri arasında TC kuruluşu gerçekleşmiş oldu. 1922 Sevr anlaşması ile TC’nin yeniden batılılarca özellikle İngiliz, Fransızlar tarafından yeniden dizayn edilmek istenmesi, ittifaklar sonucu kuruluşuna giden TC’nin 1923 Lozan Antlaşmasıyla giderek bu ittifaklar parçalanarak ırkçı bir devlet halini aldı. Sonrası Şark Islahat Planı geliştirilerek tüm farklı etnik ve dini yapıyı tekçilik esaslarına dönüştüren bir ırkçı ulus esaslarına indirgendi.
Bu çerçevede TC’nin şuan hala dayandığı tekçilik ve ırkçılık esasları yasallığını bu süreçten alır. Farklı her türlü kimlik ve düşünceyi ret eden bir Türk ulus yapısı yaratıldı. Yapılanan bu Türk ulus yapısı İttihat Terakki sürecinden 1915 ile 1922 arası Osmanlı sultasında bulunan tüm etnik ve inanç yapılarını silip süpürdü. Kürtlere de 1923’ten sonra sıra geldi. Kürtlerin hem aşiret yapılarının güçlü olması hem coğrafik olarak geniş bir bölgeye dağılmaları dört ulus devlet arasında bölünmüş ve sömürgeleştirilmiş olmaları, en önemlisi de Kürdistan coğrafyasının Fırat-Dicle-Zap havzalarında olması, tarım ve hayvancılık kültüründeki Neolitik kültürün egemen olması, verimli bir arazi yapısına sahip olması, Kürdistan coğrafyasının çok önemli bir bölümünün de savunmaya elverişli dağlık özelliklere sahip olması vb. nedenlerden dolayı TC’nin uyguladığı siyasi, kültürel, fiziki soykırım politikaları Kürtler karşısında başarılı olamadı. Şüphesiz Kürt varlığının korunmasında, Kürdistan’ın tüm bölgelerinden gelişen Kürt isyanlarının da rolü büyüktür. Bakur Kürdistan’ında 1925’lerden 1938’lere kadar gelişen Kürt isyanlarının da Kürtlerin varlığının sürdürmesinde etkisi vardır. Geliye Zilan, Agirî, Şex Seid ve Seyid Rıza isyanları bunun somutlaşmış halidir. Bunun dışında da irili ufaklı yerel isyanlar olmuştur.
TC’nin NATO’ya katılımı ve Ortadoğu’da emperyalizm jandarmalığı
1923–24’ler sonrası Şark Islahat Planı ile yok edilmeye çalışılan Kürtler İkinci Dünya Savaşından sonra özellikle TC’nin politik olarak batı eksenine girmesi, 1952’de NATO’ya üye olması ile birlikte TC devleti ABD, İngiliz ve İsrail üçlüsünün yüzde yüz yürüttükleri siyasal yelpazeye girerek Ortadoğu’da emperyalizm ve kapitalizmin jandarmalığını yürüten bir konuma evrildi.
Siyasal literatürde yeni sömürgeciliğin Ortadoğu temsili oldu ve ilk görev olarak da 1948’lerde kurulan Siyonist devleti ilk kabul eden cumhuriyet oldu.
TC, NATO üyeliğiyle birlikte adım adım Gladio’nun örgütlediği bir TC’ye dönüştü. Bilindiği gibi NATO’nun Gladio örgütü dönemin Sovyetlerini ezmek için komünizme karşı örgütlenen yasa dışı, kirli her türlü insanlık ve toplum dışı yöntemlerle komplo, entrika, yalan, psikolojik operasyonların yürütüldüğü bir örgüttü. Bu örgütün TC’deki yapılanması Batı Çalışma Grubu adı altında özel harp dairesi olarak yapılandı. MHP’nin kurucu başkanı ve ilk kurucu üyeleri Amerika’da yönetilen bir darbe ile 1960’larda Türkiye’de subaylar darbesi yaptı. Alpaslan Türkeş, TC’deki Gladionun ilk temsilcisidir. Türkeş’in kurduğu MHP’de düşünce ve ideolojisini tekçilik üzerinden geliştirdi. MHP, tek ırk esasına dayalı Türkçülük siyasetini her dönem esas alıp yürüten bir harekettir. MHP’nin tüm siyaseti ve mücadele pratiği bahsettiğim Türkçülük esasları üzerinden şekillenmiş, Gladio, derin devlet esaslarını yaşama geçirmiş, asker ulusu savunan bir politikası vardır. Dolayısıyla demokrasiden hiç bahsetmemesi gereken bir yapıdır. MHP siyaseti ve pratiği ile binlerce devrimci, yurtseveri, farklı inanç ve etnik yapıya sahip kesimleri her türlü yargısız infaz ile katletmiş bir yapıdır.
1952’ler sonrası 60’lar 70’ler ve 80’lerde gelişen muhalif her türlü düşünce ve eylem özel Harp Dairesinin harekete geçirilmesiyle yok edilmişlerdir. TC’de 1960, 72, 82 darbelerinin esasında Asker-Ulus esaslarının yaşatılması her türlü farklı düşünce ve eğilim yok edilmesi amacına göre yapılmıştır.
İttihat Terakkici bu anlayışla kurulan TC gerçekliği siyasi partiler anlamında farklı dönemlerde farklı iktidarlar oluşsa da özünde hiçbir iktidar veya yönetim yapısı Amerika, İngiliz, İsrail’in oluşturduğu siyasal yelpazenin dışına çıkmamıştır. Bu Gladiyocu anlayış devrimciler, demokratlar ve yurtseverlerin dışında iktidar kavgalarından 1952’den günümüze kadar komplo, entrika, yalan politikalarla onlarca bakan, başbakan, general, yargı mensubu savacı- hakim vb.ni tasfiye etmiştir.
Yakın tarihte Adnan Menderes, Turgut Özal, Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın buna somut örnektir.
Önder Apo’nun doğru siyasi öngörüleri ile tarihsel bilinci…
Kürt Özgürlük Hareketi, 1970’lerde tüm bu sömürgeci, faşist ve Gladiocu politikaları çözerek, anlayarak güncel ve uzun vadeli politika, programlar oluşturarak mücadele stratejisini doğru çizgiye oturtup taktik politikalarını Önder Apo’nun geniş ufuklu ve derin düşünce yapısı ve doğru siyasi öngörüleri ile tarihsel bilincin yoğunluğu ile mücadele geliştirdi. Bu ruh, bilinç ve irade ile 50 yılı aşkındır Kürdistan’da, Ortadoğu’da ve Dünya’da ağır bedeller ödeyerek günümüze kadar gelmeyi başarmış, eylem ve pratiği ile kendisini kamuoyu ve halklar nezdinde ispat etmiştir.
Her türlü ihanete, işbirlikçilik ve ajanlaşmış yapılara rağmen tereddütsüz yukarda kısa tarihçesini yazdığım TC devletine isyan etmiştir.
50 yıllık bu isyanda Kürt ulusu varlığını yeniden ispat etmiştir. Korkulan, kaçılan, nefret edilen Kürtlük ve Kürt kimliği verilen mücadele sonucu saygı duyulan, sevilen sadece Kürtlerin değil, dünyadaki birçok halkın ve kişinin gurur duyarak sahiplendiği, Özgür Kürt ve Özgür Kişilik haline gelmiştir.
Şüphesiz kadının özgürleşmesi, komünal yaşamın oluşturulması, savaşan ve direnen gerilla Kişilik ve ordusunun yaratılması, basın, medya ve ve özgür ifade- düşüncenin yaratılması ve daha birçok alanda devrimlerin yaratılmış bir Özgürlük Hareketinden bahsetmek her biri ayrı konu başlığı olan yazılar olmaktadır.
Kürt Özgürlük Hareketine karşı TC devleti ve onu yöneten iktidarlar bu 50 yıllık süreçte her türlü Gladiocu yöntemle yöneldiler. Üstelik savaşa, barışa asla uymayan insanlık dışı yöntemlerle sürekli soykırım politikaları ile yönelip tasfiye etmeyi hedeflediler. PKK her yönelim karşısında daha fazla açılım ve örgütleme ile düşmanları ve Gladiocuların heveslerini kursaklarında bıraktı.
Birkaç örnek vermek gerekirse: 1985 – 87 yılları arasında TC’nin NATO Gladio ile birlikte yönelimi 1992 – 1994 NATO-TC’nin işbirlikçi Kürtleri de arkasına alarak yaptığı yönelim, 1998 – 99 uluslararası komplo ile Önder Apo şahsında tüm devrimin tasfiyesini hedefleyen yönelim, 2002 – 2004’te işbirlikçi-ihanetçi grup Ferhat-Botan tasfiyeciliği ile içerden. Dışarıdan Büyük Ortadoğu Projesi ile paradigmasal yönelim, 2013’de Sara, Rojbin, Ronahi arkadaşların Paris’te katledilmesi ile yapılan yönelim somut örneklerdir. Tüm bu yönelimlerde ağır darbeler yenilmiş fakat iktidardan düşen, politikası iflasla sonuçlanan TC’nin iktidarları ve yönetimleri olmuştur.
AKP’nin kuruluşu ve Gülen ittifakı
AKP 2002’de kuruldu. AKP’nin kuruluşu ile Milli Görüş hareketi parçalandı. Gladionun bir üyesi olan Fethullah Gülen 1970’lerde Erzurum’da Komünizm ile Mücadele Derneğinin başkanlığını yaptı. 1982’deki Kenan Evren cuntasının Anayasasının propagandacısı idi. Uzun yıllar iktidarlara koltuk değnekliği yaptı.
1999’da Önder Apo’nun Türkiye’ye teslim edilmesi sürecinde Fethullah Gülen Amerika’ya götürüldü. Pensilvanya’da uzun yıllar Gladiocularla planlar yaptı.
AKP’de Gülen’le uzun yıllar hatta 2002 kuruluşundan 2015’e kadar tam ittifak yaptı. AKP – Gülen ittifakı ile binlerce devrimci-yurtsever katledildi. Ve adına Türk İslam dedikleri siyasetle tüm Türki Cumhuriyetler olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına giren coğrafyada yeşil faşizmi bu ittifak kurmaya çalıştı. Devletin kurumlarının paylaşılmasında çekişince bir para-iktidar-koltuk çatışması sonucu 2015’te kirli ilişkiler sonucu oluşan ittifak çatışmaya dönüştü.
Erdoğan sıkışınca Mayıs 2007’de TC geleneğinde olmayan ikili bir anlaşma ile şu an sırlarını mezara götüren dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile anlaşma yaptı. Bilmiyoruz belki Büyükanıt sırlarını halefi İlker Başbuğ’a anlatmıştır. Bu anlaşma ile AKP-ordu Kürtlerin soykırımı karşısında Erdoğan’ın iktidarda kalmasının kabul edildiği büyük olasılıktır.
Erdoğan ve AKP artık MHP’lileşmiştir
2013’te Önder Apo ve hareketimizle diyalog ve ilişkilerin tamamen o dönemdeki siyasi atmosferde AKP’nin sıkışması ve Önder Apo ve hareketimizden kullanmayı başarmazsa faydalanmayı hedefledikleri anlaşılıyor. 2013 – 2015 yılları arası süreçte AKP’nin Ergenekon, Balyoz vb. adlarla yapmış olduğu yargılamalar askeri vesayete son veriyoruz davalarında anlaşmalı olduğu esasta Erdoğan Asker-ulus çizgisine teslim olduğu netleşmiş durumdadır. R.T. Erdoğan kendi iktidarı için Milli Görüşten gelen dava arkadaşlarını acımasızca ve tek tek tasfiye etti. Adım adım esas olarak bilincinde ve ruh yapısında şekillenmiş Gladiocu ekip ile ittifaklaşmaya yöneldi.
Sonuç olarak günümüze geldiğinde R. T. Erdoğan ve AKP artık MHP’lileşmiştir. Dolayısıyla Alparslan Türkeş’in Gladiocu, Özel Harp Dairesinin politik çizgisinin günümüzdeki temsilcisidir. Dolayısıyla 1914 – 1919’larda TC’nin kuruluşunda damgası olan İttihat Terakkici Enver Paşa, Cemal Paşa, Talat Paşa çizgisinin günümüz yürütücüsüdürler. R. T. Erdoğan, Süleyman Soylu, İbrahim Kalın, Berat Albayrak ve Almanya patentli Fahrettin Altun günümüzün yeni İttihat Terakkicileridir. Temmuz 2015’te Fethullah Gülen hareketine yapılan yönelim sonrası adım adım Kürt Özgürlük Hareketine imha operasyonlarıyla yöneldi.
‘Çöktürme Planı’ ile yeniden topyekün savaşı başlattılar
2013 Ekim’inde hazırladıkları “Çöktürme Planı” ile hem legal, hem de gerilla alanlarına nasıl yöneleceklerini planladılar. 5 Nisan 2015’te Önder Apo’ya karşı tecriti yoğunlaştırarak Özgürlük Hareketine topyekün saldırıya geçtiler. İçeride kazanılmış parlamento ve yerel yönetimlere yasal kılıflar oluşturarak kanun hükmündeki önergelerle Olağanüstü Hal yönetimlerinin uyguladığı yönelimler yaparak 1 Kasım 2015 seçim darbesiyle referandum ve hiçbir yasal çerçevesi olmayan kanunsuz yerel ve genel seçimlerle legal alanı dağıtmayı, Belediye başkanları, vekiller, akademisyenler, gazeteciler, öğrenciler, kadın ve gençliğin tümünü içine alan muhalifleri zorba yöntemlerle zindanlara doldurdu. Askeri olarak da hava tekniğini en üst düzeyde kullanarak teknolojinin geliştirilmiş her türlü imkanlarını devreye koyarak, 2015 – 2016’da Şırnak, Cizre, Nusaybin, Gever, Sur başta olmak üzere tanklarla, JÖH ve PÖH adlı kontralarla saldırarak, sivil insanları katletti, evleri ve binaları, yerleşim yerlerini yerle bir ettiler. Gerilla alanlarına da aralıksız hava tekniği ile korkakların savaşını sahaya çıkmayarak aralıksız yürüttüler. Pradator, Heron, Siha ve İha teknikleri NATO’nun da istihbarat ve desteğini alarak Bakur, Başûr ve Rojava’da sınırsız hava saldırıları düzenlediler. Bununla da yetinmeyen AKP-MHP iktidarı ajanlaştırma ve ihaneti kullanarak boy boy listeler oluşturdu adına da kırmızı, mavi, bilmem ne dedi.
Tüm teknolojisini, MİT ve TSK’yi tek kişilere odakladı. Türk askerinin cesaret ve kahramanlığı bilgisayar ekranlarındaki atari oyunları gibi düğmeye odaklandı ve korkakların savaşını yürüttü. Yiğitçe değil kaçak dövüştü ve adına da Yeni Savaş Stratejisi dediler. Özünde adım adım Kürdistan’ı işgal hareketini geliştirdi. Şehirlerdeki katliamlara karşı YDHG ve YPS öncülüğünde Kürt halkı karşı direnişe geçerek ‘Çöktürme Planı’nın iç yüzünü deşifre etti ve ağır bedeller ödense de Kürt halkına karşı uygulanan plan boşa çıkarıldı.
2015 sonbaharında Çarçela-Cilo alanlarını kapsayan işgal hareketi adım adım tüm Başûr Kürdistan derinliklerine giren stratejik üsler oluşturdu. Şemdinli sınırında Çukurca, Uludere, Beytüşşebap sınırına kadar 5 – 7 km araziden Başûr’a sarkarak TC, suni sınırını daha içlere taşıdı.
İşgalci TC, Efrîn, Girê Spî, Serêkaniyê işgal etti
2016 – 2017 – 2018 yıllarında İran’ı da etkileyecek stratejik arazileri işgal etmeye başladı. Lolan, Şekif ve Bradost alanlarını işgal etti. 2018’de bununla da yetinmeyen AKP – MHP işgalcileri Rojava’nın Efrîn Kantonu’nu işgal ettiler. Rusya’nın desteğiyle 2019’da da ABD ve Rusya ile anlaşarak Rojava sınırı boyunca işgal alanlarını geliştirdi ve Girê Spî, Serêkaniyê işgal etti.
Tüm bu saldırı ve işgallerde PKK hareketi ve Kürdistan gerillası öncülüğünde büyük direnme savaşları verildi. TC işgalcilerinin her adımında Türk ordusu ve çeteleri ağır darbeler yediler. Direniş kültüründen ve iradeden asla taviz verilmedi. Tüm bunlarla yetinmeyen TC, AKP-MHP işgalcileri Mexmûr ve Şengal’e korkakların savaş tarzı olarak havadan sivil insanları katleden saldırılar düzenledi.
TC’nin AKP-MHP iktidarı Gladiocu yapılarla bunlarla da yetinmeyip Suriye’nin Azaz, Bap ve İdlib bölgelerini, Libya ülkesini de işgal etme pratiğine yöneldi.
PDK Zînî Wertê’de yanılmamalı-yanıltmamalı
1974’de Kuzey Kıbrıs’ı işgal eden anlayış günümüze Bakur, Başûr’u işgal etmiş, Rojava’nın kimi bölgelerini de işgal etmiştir. Unutmayalım Kıbrıs’tan çekilmeyen ve uluslarıarası alanda baş belası sorun haline gelen TC girdiği, Kürdistan, Suriye, Libya’dan da kolay kolay çekilmeyecektir. TC için bu bir stratejidir. ABD ve Rusya’nın çıkarlarına uygun davrandıkları için de bu ülkelerin çıkarları ile çelişmedikçe bunların da AKP-MHP işgalcilerine karşı hiçbir tutum geliştirmeyeceklerdir. Bunun için adım adım Başûr’u işgal eden TC’nin Zînî Wertê’deki planlamanın içinde olduğu şüphe götürmeyen bir gerçekliktir. PDK (KDP) yanılmamalı-yanıltmamalı. Hiçbir işgalci güç demokrasi, özgürlük ve devlet getirmemiştir. Bundan sonra da getirmeyecektir.
Yukarda çerçevesini yazdığımız süreçlerin tümü bütünlüklü ele alındığında Zînî Wertê arazisine mevzilenmenin TC işgaline zemin hazırladığı anlaşılmaktadır. Haftanin, Metinan, Xakurkê, Bradost alanlarında PDK’nin içine girmiş olduğu tutum, TC’nin işgal politikalarına tutum, hatta 1992’lerden günümüze kadar Türkiye’ye yol açarak 20 askeri üst alanının kurulmasına zemin sunan, destek veren politikalar işbirlikçi politikalardır. Tüm bu politikaların TC açısından amacı gerillayı tasfiye etmek, gerilla tasfiye olduktan sonra da tüm stratejik üstlerden Başûr’un tüm yerleşim alanlarını kendi denetimine almak, işgal ederek Kürdistan’ın tasfiye etmektir. TC, girdiği yerleşim yerlerinde Türkçülük esaslarına göre hareket ediyor. Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’de yapılanlar buna somut örnektir. TC’ye karşı direnen, farklı düşünen tüm grupların tasfiyesi, gerillanın tasfiyesiyle birlikte gündeme girecektir. Onun için Zînî Wertê’deki PDK mevzilenmesi, TC’nin işgal politikalarına zemin açmaktadır. Bu çerçevede düşünmek daha gerçekçidir. Kaldı ki Zînî Wertê Başûr’e Kürdistan için bir sınır bölgesi değil, YNK denetimindeki alanlara adım adım TC işgalciliğini taşıma yaklaşımıdır. Bu politikalardan ve mevzilenmelerden vazgeçilmeli, esas olarak ulusal birlik ve dayanışma politikalarına yönelmek en doğru tutumdur.
Diplomasi, siyaset ve ittifaklar yürütülürken Kürt halkının ulusal demokratik birliği ve özgürlüğü her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.
İşgalcilere karşı tutum direnme, ulusal birlik ve devrimci demokratik ittifaklarla sonuç alabilir.
Hiçbir Kürt partisi veya temsilcisi işgalcilere çanak açan, ekmeğine yağ süren, yalakalık yapan, eylem ve söylemlerde olmamalıdır.
İşgalcilere karşı tek doğru tutum direnme savaşı olacaktır.