Şükrü BULUT

Zînî Wertê denilince, KDP’nin son dönemde Başûre Kurdistan’da Türk işgalci güçlerinin gerçekleştirmek istediği işgalin son hamlesi aklımıza geliyor. Wertê Tepesi, Başûr Kürdista’nın dağlık kesimlerinin en startejik alanlarından biri olarak biliniyor. Rewanduz’dan Diyana’ya, oradan da Hiran ovasına açılıyor. Balisa vadisinden Şaklavaya, Sefin dağına, yani Hewlêr’e, oradan Kandil’e Marado’ya, oradan Asos’a, Şarbajêr’e, Sülemaniye’ye oradan da Piremagn’a dek ulaşıyor. Zînî Wertê deyip de geçmeyelim. Başûrê Kurdistan’ın birçok yerine geçişin kesiştiği bir noktadır. Faşist, işgalci TC devletinin keşif uçakları yılardır bu alanda dolanıyor. Bilindiği gibi daha önce durup dururken Behdinan alanında birçok tepe KDP öncülüğünde TC güçlerine teslim edildi. Bugün de Zînî Wertê’ye KDP güçleri yerleştiriliyor. Her ne kadar Koronavirüsü gerekçe gösterilerek buraya peşmerge gücü gönderildiği söylense de, bu gücün Koronavirüs ile bir alakasının olmadığını başta orada yaşayan halk olmak üzere tüm Kürtler biliyor. Bu güç buraya pikniğe de gelmemiştir. Bu gelişin bir amacı vardır.

ABD’nin daha önce Özgürlük Hareketine karşı çeşitli komplolar geliştirdiği biliniyor. Özgürlük Hareketi geliştirmiş olduğu direnişle bu komploları boşa çıkarmayı bildi. ABD bütün süreçlerde Özgürlük Hareketine karşı faşist soykırımcı TC devletinin yanında olduğunu açıkça ilan etmiş, yansıtmıştır. KDP ise başından beri 1999 yılında Rêber Apo’ya karşı geliştirilen uluslararası komplonun içinde yer almıştı.

ABD 3.Dünya savaşıyla Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek istiyor. Büyük Ortadoğu Projesi adı altında Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme girişimleri başarıya ulamadı. Ardından Ortadoğu’da parçalı, bölgesel savaşlar sürdürdü. Bunda da başarılı olamadı. Afganistan, Irak, Libya, Yemen vd. Ortadoğu ülkelerinde geliştirdiği politikalar bunun somut örnekleridir. En son olarak da İran’a yoğunlaştıkları görülüyor.

Tabiki ABD ilk olarak 1998’de özgürlük Hareketinin yaratıcısı Önder Apo’ya müdahale etti. Uluslararası komplo çok değerlendirildi. Geliştirilen tüm bu komplolara rağmen kazanan Özgürlük Hareketimiz oldu. Buna karşı Rojava devrimi ve direnişi tüm dünyada ciddi bir gündem yarattı. Bu durumlar ABD’nin istediği gibi gelişmedi. Rojava’da birçok tehdit ve şantaj yöntemine baş vuruldu. Emperyalist güçler son iki buçuk aydır 3.Dünya şavaşındaki başarsızlıklarını biyolojik savaşla kapatmak istiyorlar. Latin Amerika’dan Ortadoğu ülkelerine kadar birçok yerde mevcut sistemlere karşı ayaklamalar vardı. Kapitalizmin bir ürünü olarak yaratılan Koronavirüs ile bu halk ayaklamalarının önüne geçmek istediler. Şu an dünya halkları yeni bir arayış içindedir. Bu arayışın cevabı da Kürdistan Özgürlük Devriminde ve Rojava Kürdistan’ında yaşanan gelişmelerde gizlidir.

Faşist TC şefi Erdoğan ekranların karşısında bangır bangır bağırıyor, “Lozan anlaşması yanlıştır, yeniden ele alınması gerekiyor, Kuzey Irak’ta yanlış yaptık, ikinci bir Kuzey Irak’a izin vermeyeceğiz” gibi söylemleri hiç çekinmeden söylemektedir. Öyle anlaşılıyor ki faşist Türk devleti tarafından Özgürlük Hareketinin tasfiyesi için Başûr Kürdistan’da KDP’ye uşaklık rolü biçilmiştir. Faşist TC şefi işbirlikçileştirilmiş bu yapıyı da yanına alarak Başûru adım adım işgal ediyor. Askeri ve siyasi açıdan Behdinan alanının işgali kısmi de olsa tamamlanmış durumdadır. Önceki yıllarda görüldüğü gibi TC Bradost’lara kadar işgalci gücünü yaydı. Bu kez Zînî Wertê’yi ele geçirerek YNK’nin denetiminde bulunan alanları da işgal etmek istiyor.

Bu işgal girişimleri sürdürülürken ABD’nin de temel iki amacı vardır. Birincisi; Ortadoğu’nun en dinamik gücü olan ve dünya halkların özgürlük mücadelesinde öncülük edebilecek bir potansiyele sahip olan Özgürlük Hareketinin tasfiyesi, ikincisi ise; İran’ı ablukaya alarak darbelemedir. Zaten ABD, Irak’ta bulunan askeri üstlerini Başûr Kürdistan’ın önemli merkezlerine kaydırmıştır. TC devleti de bu konumlanma ve mevzilenme içerisinde yerini alarak neredeyse asli amacı haline getirdiği Kürdistan Özgürlük Hareketi ve gerillasını tasfiyeyi tamamlamayı temel görevi olarak görmektedir.

Başûr DAİŞ’in ilerlemesini kim durdurdu?

Geçmiş irdelendiğinde kimi sorular akla gelmektedir. Acaba Musul’un DAİŞ’ten geri alınması öncesinde KDP’nin izni ve öncülüğüyle Başika’ya yerleştirilen Türk askerleri ve bölgede bulunan ABD askerleri kimleri eğittiler? Burada eğitilenler bu coğrafyada nasıl bir sonuca yol açtılar? Egemen ve sömürgeci güçler planlarını daha rahat uygulama zemini bulsunlar diye hazırlanıp harekete geçirilen DAİŞ; Şengal, Mexmûr ve Başûre Kurdistan’ı baştan başa işgal etmek isterken bu saldırıları kırmada ve direniş hattını geliştirmede HPG stratejik bir rol oynamadı mı? Kürtlere karşı TC’nin yönlendirmesi ve koordinesiyle DAİŞ’in başlatmış olduğu saldırıları bizzat yönlendirip desteklediğini hangi birimiz unutmuş olabilir ki? Tabi ki bu kirli planlar Kerkük’ün işgali, Efrîn’in işgali, Girê Spî ve Serêkaniyê’nin işgali ile devam ettirilmek istendi.

Anlaşılan odur ki ABD, Kürdistan’da KDP’yi hakim güç haline getirmek istiyor. Bu planlar için TC’nin faşist zihniyetli şefleri de ikna edilmek isteniyor. Öyle görülüyor ki YNK, TC’nin Başûr işgalini benimsemiyor. Bugünlerde Süleymaniye üzerinde keşif uçaklarının bolca dolaşması tesadüf değildir. Zînî Wertê’de yaşanan gelişmelere bağlı olarak YNK güçleri de Süleymaniye’de tehdit edilmek isteniyor. Pêşmergên Roj ve DAİŞ gibi yapılar Başika’da eğitilerek Musul, Şengal, Rojava gibi yerlerde harekete geçirildi. Başika’da eğitilip hazırlandırılan bu güçler Serêkaniyê’nin işgalinde kullanıldı. Şimdi de Zînî Wertê’de yaşananlar iyi gözlemlerinse burada hazırlanan planlamada DAİŞ’ten tutalım, Roj Pêşmergelerine, Hêzê Zêrevani’den tutalım Türk askerlerin kadar varan bir yelpazede ortak hareket olduğu görülecektir. Türk devleti ve İsrail bu yapıları eğitmekte ABD ise bu planları finanse etmektedir. Çünkü bu güçler yeri geldiğinde Başûr’dan Rojava’ya oradan Libya’ya kadar fiili olarak para karşılığında savaştırılabiliyorlar. TC devletinin ABD’nin izni olmadan hiç bir yerde savaşma gücünü ve cesaretini kendine bulamayacağını biliyoruz.

Öte yandan TC devleti KDP’yi Zînî Wertê’de ileri sürerek Kürt’ü Kürt’e kırdırma, politikası geliştirerek KDP ile Özgürlük Hareketini savaştırmak istiyor. Bununla birlikte eğitilen çete örgüt ve gruplar KDP ile birlikte savaştırılarak bu yapılar tasfiye edilmek istenecektir.

Burada sorulması gereken esas soru şudur: Şayet Kürt Halkının Özgürlük gerillalarının temel mücadele mekanları olan başta Kandil omak üzere Medya Savunma alanları boşaltılırsa, ya da gerilladan arındırılırsa buralara kim yerleşecektir? Devamı niteliğinde ola ki Özgür Hareketi tasfiye edildi, yeminli Kürt düşmanı olan TC’nin faşist güruhu Barzani ailesine yaşam hakkı tanıyacak mı? Gözlerimizin önünde sadece Efrîn, Girê Spî ve Serêkaniyê değil, Kerkük’ün bile demografik yapısı değiştirilmek isteniyor. Erdoğan’ın gece gündüz hayalini kurduğu Osmanlı döneminin Musul vilayetini tekrardan ilhak ederse Başûr Kürdistan’ın varlığına tahammül edecek mi? Daha döne kadar Ağrı Dağında mezara gömdüklerini söyledikleri Kürdistan için “muhayyel Kürdistan burada metfundur” sözü unutuldu mu?

Koronavirüs bahane edilerek Kürdistan işgal ediliyor

Faşist şef Erdoğan ve Bahçeli, Kürtlerin özgürlüğüne değil varlığına bile tahammül edebilecek mi? Kendimizi kandırmayalım. Başika’da eğitilen devşirme unsurlar aracılığıyla Şengal’de ve diğer yerlerde gerçekleştirilmek istenilen imha ve katliam girişimleri Zînî Wertê’de devam ettirilecektir. Bu çapulcu, talancı, paracı ve düşkün unsurlar aracılığıyla Kürdistan’ı cehenneme dönüştürmek isteyeceklerdir. KDP’ye pêşmergelik yapanlar ve Behdinan halkımız bu oyunu çok iyi görmelidir. Koronavirüs bahane gösterilerek devreye konulmak istenen bu planın arkasındaki gerçekler iyi okunup görülmelidir. “Kurt sisli havayı sever” diye bir söz vardır. TC devleti ve yerel işbirlikçisi konumundaki KDP sisli bir hava yaratarak işgal hareketini gerçekleştirmek istiyor.

Önemli olan bu işgale karşı tepkiler gelişti ve gelişmeye devam ediyor. Ancak tepkiler genelde söylem düzeyinde kalıyor. Pratik karşı duruşlar sınırlı duruyor. Önemli olan tepkilerin fiiliyata dönüşmesidir. Eğer tepkiler şu anda fiiliyata geçirilmezse yarın çok geç olabilir. Her kesin harekete geçmesi gerekiyor. Kerkük, Şengal, Efrîn, Girê Spî ve Serêkaniyê hala gözlerimizin önündedir.

Koronavirüs bahane edilerek Kürdistan işgal ediliyor. Bu işgal saldırıları TC’nin öncülüğünde, koordinesinde yürütülüyor. Olası bir çatışma durumunda Türk askeri ölmeyecek, çeteler ve pêşmergeler gerilla ile çatıştırılacaktır. Böylesi bir duruma da kimileri tarafından “brakujî” olarak adlandırılan kardeşlerin savaşı değil, ihanet savaşının gelişmesi kaçınılmaz olur. Başûr halkının topyekün ayağa kalkma zamanı gelmiştir. Sessiz ve tepkisiz kalmak teslimiyettir. Teslimiyet de ölümün diğer adıdır. Yavaş yavaş ölmektir. Kürtlerin varlığına, özgürlüğüne, demografyasına, dayanışma ruhuna kast edenlerin üzerine yürüyelim. Şimdiden geliştirilmek istenen ihanetin üstüne üstüne gidelim. Sömürgecilerin, faşistlerin ve işbirlikçilerinin heveslerini kursaklarında bırakalım. Yarını mücadelesiz beklemenin teslimiyete hizmet etmek olduğunu bilelim.