Cemil Yoldaş’la geç tanıştım. Sıcak yoldaşlık ilişkimiz güçlü oldu. 2011 Haziran ayında ESP'de çalışmaya başlarken, üyelik başvurumun alındığı Esenler ilçe yöneticisiydi. 

Aynı dönemde Esenler'deki ESP etkinliğine gitmeden önce beni Esenler’deki dükkanına davet etti. Kendisinin hazırladığı yemeği yedik. 

Cemil Yoldaş, mütevazı bir kişiliğe sahipti. Mücadelesini gösterişten uzak yapardı. Sanırım bu, '78 devrimci kuşağının çoğunluğunun ağır bedellerden süzülerek getirdiği değerli bir özelliğiydi. 

Gazete dağıtır, eğitim çalışmalarına katılırdı. Diğer devrimci hareketlerle ilişkileri sürdürürdü. Mahallede eylemleri düzenlerdi. Bunları büyük bir istekle, usanmadan yapardı.

Sabırsız devrimciler, bu istikrarlı çalışmanın önemini çoğu kez anlamaz. İstikrarlı devrimcilerin “rutinleştiği” yanılgısına kapılır. Oysa Cemil Yoldaş, büyük-küçük ayrımı yapmadan, devrimci çalışmanın işlerini yapmanın ve bunu istikrarlıca sürdürmenin, devrimci disiplinin gereği olduğunu bilirdi. 

Mücadelenin zorlu zamanları geldiğinde Cemil Yoldaş en öndeydi. Gezi/Haziran ayaklanmasında, Taksim'de en sert çatışmaların içinde yer aldı. ESP Taksim çadırını ziyaretimde kendisine, “Seni kutluyorum, imrendirdin yoldaş” dediğimde cevabında devrimci mütevazılığın engin gönüllülüğünü yansıttı: “Abartıyorsun yoldaş, genç yoldaşların yanında normal bir görevi yerine getiriyorum!” 

Polisin sert ve öldürücü saldırılarına karşı militanca dövüşmeyi de -söz konusu kendisi olunca- normal bir görev sayacak mütevazilikteydi.

Karşılaşıp sohbet ettiğimiz bir sırada, söz Diyarbakır zindan zulmüne gelmişti. Cemil Yoldaş, Diyarbakır zindan zulmünü kendisinin de yaşadığını söyledi. Kendisinden bahsetmeyi sevmeyen kuşaktandı. Fakat ben merak ederek, Karadenizli olmakla Diyarbakır zindanı ilişkisinin, profesyonel devrimci çalışmadan mı geldiğini sordum. O zaman anlattı: Diyarbakır'da '70'li yıllarda üniversite öğrencisiyken TKİH’nin (Türkiye Komünist İşçi Hareketi) aktivisti olarak 12 Eylül döneminde yoldaşlarla beraber tutuklanıp zulmü ve işkenceleriyle ünlenmiş Diyarbakır zindanında kaldığını anlattı. Yine övünmemek için sözü uzatmadı. 

Anlattıkları kısa sürdü ama Cemil Yoldaş, 12 Eylül'ün en ağır faşist zulmünün yaşandığı Diyarbakır zindanında faşizmin vahşi uygulamalarına maruz kalmıştı. Sanırım bu kötü deneyim, yaptığı işleri sayıp dökmekten hoşlanmayan devrimci karakterini çok daha güçlü kılmıştı. Diyarbakır askeri zindanı işkencesine karşı direnişi yaşadıktan sonra onu bile anlatmazken, yaptığı işleri anlatmak hafiflikti onun için. 

Haziran Ayaklanması’ndan sonra Esenler Forumu'nu yönetiyordu. Canla başla Haziran kitlesini foruma katmaya çalışıyordu. İlginçtir, beni çağırdığı forumun konusu da dayanışmaya giderken kalleşçe katledildiği Rojava Devrimi'ydi. Coşkuyla, sevinçle forumda tartıştık. Bazılarında var olan tereddüdün sordurduğu soruları Cemil Yoldaş'la birlikte usanmadan yanıtladık. 

Sevgili Cemil Yoldaş, gençlerle birlikte Kobanê inşasına giderken Erdoğan'ın kirli savaşı yeniden şiddetlendirip sizlere kalleşçe saldırttığı IŞİD canisinin bombası seni aramızdan aldı. 

Tabii ki yüreğim kanıyor, ağır bir hüzün çöküyor üzerimize.

Ama bıkmadan usanmadan yaptığın devrimci görevlerden sayacağın Kobanê dayanışması, Erdoğan cuntası için de, ABD emperyalistleri için de, IŞİD barbarları için de tehlikeydi. Onlara meydan okuyarak aramızdan ayrıldın. Fakat mücadelen her zaman bize örnek olacak, anılarınla daima bizimle olacaksın. Senin ve yoldaşların hesabını katillerden soracak. İdeallerini mutlaka zafere ulaştıracağız.