
35 yıllık özgürlük destanı - 4
PKK’nin 35. kuruluş yıldönümü başta Önder APO’ya, onun yaşam felsefesiyle kendisini yeniden demokratik-özgür yaşamın inşası temelinde örgütleyip, mücadelesini yürüten Kürt halkına kutlu olsun. Özgür yaşamın adı olan PKK’nin doğuş ve oluşumu, çok zorlu koşullarda gerçekleşti. Yeniden doğuşun güçlükleriyle mücadele eden bir çıkışla Kürdün yazgısını değiştirdi. Varoluşun ilkeleri onu güçlü kıldı. Bu güç çokça dile getirildiği gibi tartışmasız onun ahlaki-politik toplumun değerlerine sıkı sıkı bağlı oluşunda ifadesini bulur. Ölü toprağın serpildiği bir halk ve ülke gerçekliği nasıl değişti? İsyanlardan sonra umudu kırılan, katliamlardan geçen, artık kendisi için düşünemeyen, yaşamayan; dili, kültürü yasaklı, kimliği olmayan bir halk gerçekliği vardı. Öyle ki işin neresinden bakılırsa bakılsın, siyasi ve kültürel soykırımın tam anlamıyla sonuç aldığı bir tabloya müdahale edildi. İğne ucuyla kazılan bir kuyuda öz suya ulaşma çalışmasıydı. Bunun için ilk çıkışı ve ilklerin gerçekleşmesi, özgürlüğe yürüyüş, engellerle, zorluklarla doluydu. PKK zor olanı başarmanın adı, kararlılığı, fedakarlığıydı.
Yazgısız bir halk ve yazgısız kadın gerçekliği birbirine o kadar yakındı ki, bunu ayırt etmek zordu. Ancak PKK toplumun temel dinamiklerinden olan kadının rolünü işin başından tespit etmiş, kadını da mücadele saflarına çekmişti. Aradan geçen uzun mücadele yıllarının ardından kadının özne olarak kabul gördüğü, emeği ve çabasıyla ahlaki toplumun değerlerini ortaya çıkaran gücünü artık Rojava’da örgütlülüğe dönüştürdüğü tartışmasızdır. Rojava’daki kadının duruşu ve ortaya çıkan tablo çok şeyi ifade ediyor.
PKK karanlığı parçalayan ışıktı
Evet, yasakların hükmü nasıl kırıldı? Kadın olmanın, Kürt olmanın yasaklılığı kadar; yasalarla empoze edilen ve teslim alınan bir halk gerçekliği nasıl değişti? Öyle ki kasaba ve köylerin adları değiştirilmiş, hükümet konakları, askeri kışlalar ve yatılı okullarla siyasi-askeri kültürel soykırım ve işgal tamamlanmıştı. Analarımız evlerde gizlice Kürtçe konuşsa da, Kürtçe konuşmanın yasağı hüküm sürerken, kadın olarak çıkıp mücadeleye katılmak ‘ben de varım’ demek kolay gelişmedi. İşte bunun için özgür yaşam arayışına giren kadının işi kolay değildi... Adı konulmasa da yasakları delen PKK, kadın için karanlıkları parçalayan bir ışıktı. Kadın ise onun dinamik gücüydü. Ananın Kürtçe konuşması, Kürt kültürünü koruması bizler için bir mirastı. İlk etapta yasakların verdiği zihniyetle ayıpladığımız, utanç duyduğumuz bir yaklaşımken, süreçle ahlaki- politik toplumun gücü ve değerini bizlere nasıl taşıdıklarını ilerleyen yıllar kavrattı.
Kadın da ‘dur’ demeyi bildi
Bu açıdan Ana-analarımız bilinçli olmasa da korudukları değerleri bizlere devretmenin güçlü kaynakları oldular. Ancak ilk etapta geri bir toplumsal yapı içerisinde, bir ailede, kız çocuğunun devrime, devrim mücadelesine katılımı hoş karşılanmadı. Özgürlük arayışı içinde olan kadın; başta hoş karşılanmasa da yasakları parçalama ve kendin olma kararlılığı onunla ile başladı. Kadın konusunda politikalar, deneyimi olmayan bir partiye hangi güvenle katılım olduğu sorusu sıkça sorulur. Doğduğu topraklarda bir şeylerin ters gittiğini gören her Kürt gibi, kadın da oluşturulan yasalarla hüküm süren yasaklara ‘DUR’ demeyi bildiyse; PKK’nin toplumsal sorunlara el atışı ve nasıl yaşanırlığı anlatan, ikna eden gücünde ifadesini bulur.
Sakine’yle başlayıp yayıldı
Tabii kadın hakları ve cins mücadelesi temelinde gelişen bir uyanış olmasa da, bu yola çıkış bunun nüvelerini taşıyordu... Ayrım gözetmeden toplumun her kesimine açılım yapılmıştı. PKK yanlız kadının katılımına açık olmak değil, zorlukları göğüsleyen bir yaklaşımla güven veren bir anlayışla kadını saflara çekti. İlk mahalle, kasaba, şehir örgütlenmelerinde kadına da yer vererek, görev sorumluluk yükledi. Sakine Cansız yoldaşın ilk kadın devrimci ve bölge sorumlusu olarak Çewlîk, Elezîz ve Dêrsim’de kadın eğitimine önem vererek; kadının evlerde eğitilmesi, aile ve sistemden kopuş teorisini ilk işleyenlerdendi. Asimilasyon okullarında okuyan kadınlar, öğretmen, öğrenci, memur olmuşlardı. Yine belli bir yaştan sonra evlilik kurumu ile başbağlama durumu yaşanıyordu. Bütün bunlara hayır diyerek... Kürt olmanın yükümlülüğü kadar; geleneksel toplumun çizdiği sınırları tanımadan, özgürlük yürüyüşüne katılım kararlılığı Sakine Cansız ile başlayıp onlarca kadına ulaşmıştır.
Kadın açısından yaşanan derin çelişkilerin neden ve sonuçları çok köklü sorgulanmasa da, sömürge Kürdistan gerçekliği yakıcıydı... Kimlik arayışı ulusal olduğu kadar kadın olmanın da bir çıkışıydı. Ailenin dar çemberini aşma, toplumun geleneksel setlerini parçalamak, sömürgeci yapının yasalarına meydan okumak, o dönem koşullarında çok kadar kolay gelişmedi. Sakine Cansız yoldaşın romanını okuyunca bu durum daha iyi anlaşılır sanırım. Büyük bir özveri ve fedakarlık olmazsa adım atmak kolay değildi. Kendine güven temelinde; dayatılana karşı özgüvenle sınırları belirgin olmayan bir yürüyüşe geçilmişti. Kadın, deneyim ve tecrübe kazandıkça kendisine de güveni arttı.
Zindan direnişi tabuları yıktı
İlk tutuklama ve işkencelerin ayyuka çıktığı süreçlerde, kadının kırılma noktası olarak tanımlanan namus anlayışı ile toplumu, aileyi, bireyi vurma ve bu noktada sonuç alma, işgal güçlerinin tek silahı olarak kullanıldı. Bugün sözde yargılanan Kenan Evren, 12 Eylül darbesi ile en çokta kadın şahsında toplumda kırılmayı yaratmayı hedefledi. Kirli politikalar ve uygulamaları kadının direnişçi ruhu ve duruşuyla boşa çıkarıldı. Onlarca kadının işkencehanelerde direnişi Sakine yoldaşla sembolleşti. Aileler korku ve panik yaşarken, toplum çocuklarını korumaya almaya çalışırken, kadının özgürlük tutkusu ile işkencehanelerde direnişi, tüm bu dar algı ve korkuları kırdı.
Sömürgeci işgalci güçler tam da ‘bitirdik, dünya haritasından sildik’ derken, dil-kültür yasağı ile asimilasyon okullarında eğittiği Kürtlerin öz evlatları, onları boşa çıkarmıştı. Kürt kadını ve erkeği zor olanı başarmanın gücü ve bilincini yaşayarak öğrendiler. Kendilerini yeniden yaratmanın zorlu yürüyüşünde imtihanlardan geçtiler. Kadın bu zorlu yürüyüşte yerini alırken; her şey kendisine sunularak, güvence verilerek yola çıkmamıştı. Bu mümkün de değildi. Daha parti ilanı olmadan sadece Kürt kelimesi için tutuklanmış, yüzlerce Kürt kadını ve erkeği geri dönülemez noktada onurlu bir tarzda özgürlük tutkusu ile ‘yürüyüşe devam’ dedi.
Ölüme meydan okundu
‘Bu noktada ne tür tereddütler yaşandı’ diye sorulursa eğer; cevabı Bülent Arınç’ın ‘Ben de olsam dağa çıkardım’ deyişi ile daha da anlaşılır. Ölüme meydan okuma... Ölümü küçümseme, geride bırakılan yaşama yaşam demeden, özgürlüğe koşma tabi yakalayabilirsen... Çünkü özgürlüğün bedeli çok ağır ve Kürtler açısından on kat daha ağır ve ödenmesi gereken bir borç ve bedeldir. Onurlu yaşam için, yaşamı yeniden inşa etmek için, vazgeçilmezliği o günün koşullarında yaşadığımız sömürgeci-işgalci güçlerin acımasızlığı, yürüttüğü politikaların kirliliğine karşıydı. Her şeyden önce insan olarak Kürdün yok sayılması, imha-inkar ile en ufak bir kıpırdamayı yok edişi, böyle bir ortamda yaşamın anlamsızlığına karşı duruştu yapılanlar. Tereddüte yer vermeyen, amansız saldırılar karşısında var olma mücadelesiydi... Daha Kürt-Kürdistan kelimesini tam kullanmadan kendini işkencehanelerde görme, teslim olanı dahi affetmeyen zalimin zulmüne karşı duruş; güçlü olmak durumundaydı. Kadın da bunu yaptı...
Öyle geniş zamanlarda okumanın, bilinçlenmenin, karar vermenin zemini zamanı fazla yoktu. Yani daha işe başlarken; düşman tanımını dillendirmeden yaşıyorsunuz zulmün cenderesini. O zaman ‘şu kadar kadın bilincini taşıyorduk, bu kadar cins mücadelesi verdik’ demek fazla anlamlı olmuyor. Ama kadın duruşu ve bilinci mücadele içerisinde geliştikçe, yılların kazanımları ve ilklerin çıkışı daha fazla anlam buldu. Aileden kopuş, çevrenin algılarına meydan okuyuş, işgalci güçlerin baskı ve işkencelerine karşı direniş, kadının gücünü ve iradesini ortaya çıkardı...
PKK kadın hareketi olarak doğdu
‘Kadın evinde olur’, ‘kadın güç getiremez’, ‘kadın devrime katılamaz’ sözleri, kullanılan tüm deyim ve algılar daha ilk yıllarda anlamını yitirdi. Bu açıdan PKK bir kadın hareketi olarak doğdu, gelişti, güçlendi diyebiliriz. Toplumun değer yargılarına ters düşen değil, toplumu eğiterek toplumsal dokunun gerilikleri ile mücadele ederek daha ilk yıllarda toplumsal devrimin ilk nüvelerini kadını mücadele içerisine çekerek ispatladı. Dalga dalga dört parça Kürdistan’da zihniyet devrimini yarattı. Kadın ile işe başlama, geri zihniyet ile mücadelenin de adıdır. Bir çok devrimi iç içe yaparak ‘ Demokratik Kurtuluş Özgür Yaşam’ inşa şiarı ile bugün Ortadoğu’da örnek alınacak bir devrimin temelleri ta o zamanlarda atıldı. 20’nci yüzyılın devrim deneyimlerinden etkilense de aslında kendine özgü ve Kürdistan koşullarında şekillenen bir devrimci oluşumdu PKK... Öyle program-tüzük maddeleri ekseninde dar sınırlara sığınmadan, değişim ve dönüşümü kendi içerisinde gerçekleştirerek gelişti ve büyüdü...
Geriliklere karşı mücadele...
Evet kendine özgü bir devrimci mücadele dili gücünü yaratırken insana insan gücüne, iradesine ve toplumsal değerlerin yaratıcılığına inandı. Toplumun en temel dinamiği- gücü olan kadın, kendisini PKK içerisinde ifade ettikçe irade oldu. Öz güç ve güvenini mücadelenin gerçekliği içerisinde kazandı. Kürt insanı-bireyi gibi kadın da özgürlük tutkusu ile mücadelesini toplumun geriliklerine karşı verdi. Yine sömürge koşullarında şekillenen, kendine yabancılaşmış, kendisi için düşünmeyen, çalışmayan, iradesizleşmiş Kürt kişiliğine karşı verilen mücadele daha önde ve önemliydi. Kadın da bu koşullarda kendini tanımladı ve mücadelesini verdi. Kişilik ve kimlik tanımlaması, sorgulamasının daha ilk dönemlerde yapılması; derinlikli ve anlamlıydı.
Günümüzde kuşatılmış Rojava gerçekliğinde direnen topyekün halk gerçekliği böyle bir mücadele gücünün ürünü ve sonucudur. Olmazı başarmak, iğne ile kuyu kazma gerçeği de bunun ifadesidir.
Erkeğin dönüşümü de temel hedef
İlklerin yaklaşımı nasıldı? diye bir soruya cevap vermek; yine kadının mücadeleye katılımı nasıl karşılandı? demek bazı boyutları ile açımlanabilir. Ancak başta belirttiğim gibi; o dönemin koşullarında kadına özgü bir çağrı yapıldı veya şu sözler verildi diyemem. Ulusal uyanış ve bilinç daha etkiliydi. Tabii bilinçli bir kesimin öncülüğünde gelişen mücadele ile toplumun tüm kesimlerine açılım oldu. Kadın da kendisini bunun içerisinde ifade etti. Zihniyet devrimi yapılmadan, kadına kuşkulu yaklaşımları aşmak; ‘kadın yapamaz’ algısını kırmak bugün bile zordur. Erkek egemenlikli sistemin zihniyet kalıplarını kırma ve kadına karşı yanlış algıları kırmak sanıldığı kadar kolay değil. Ancak Kürt kadınının baştan beri mücadelenin her alanında yer alması, kendisine özgü duruşu, düşünce kalıplarını kırsa da hala kat etmesi gereken çok yönlü bir mücadele gerçekliği ile karşı karşıyadır.
İlklerin başardıkları, bizlerin en büyük dayanağı, mirası ve mücadele gerçekliğidir. Bugün de kadın kimliğine sahipleniş, kadın iradesi ile öz güç ve güveni yaratmakla ancak varolunabilir. Yoksa engellerle dolu bir yolda, pürüzsüz yürümek kolay olamaz. Günümüz koşullarında bu kadar deneyim ve tecrübe kazanmış, partileşmiş, ordulaşmış bir kadın duruşuna rağmen; erkek egemenlikli sistemde var olan ile yetinilmeyeceği açıktır. Ve sürekli bir mücadeleyi gerektirir. En çokta zihniyet boyutunda erkeğin değişim- dönüşümünü sağlaması, kadının en temel görevlerinin başında gelir. Kadına biçilen değer ve geri değer yargılarını kırma öyle sanıldığı gibi kolay gelişmiyor ve mücadeleyi gerektiriyor.
Yeni sistemi inşaa mücadelesi
Kadın olarak mücadelenin en anlamlısı; kendimizi gerçekleştirerek, dağların özgürlüğünde yaşamı esas almamızdı. Doğa koşullarında yeni yaşamı inşa ederek, bunu topluma taşıma adım adım gelişti. Yılların emeği ve çabasını gerektirdi. Önemli oranda başarılsa da özgür yaşam inşa sürecinde nasıl bir toplum? Nasıl bir erkek ve kadın? Birlikte yaşamanın ilkeleri, red- kabul ölçüleri hala yürürlükte ve toplumun her kesimine indirgeme demokratik toplum gerçekliğinde inşaa çalışmaları ile mümkün olacaktır. Sisteme karşı yeni bir sistem inşaası başarılırsa; görev ve sorumluluklar yerine getirilebilir.
Bu açıdan, ilk dönemlerden başlayarak; kadına her zaman stratejik bir önem biçen PKK, ilk örgütlenmelerde de kadına görev ve sorumluluk verdi. Sakine yoldaşın ilk bölge sorumluluğu yaptığı Elezî ve çevresindeki çalışmaları kadında büyük etki yarattı. Çiçek Selcan’ın elinde Kürdistan Devriminin Yolu belgesi ile kasaba kasaba gezerek, Kürdün ve kadının ortak yazgısını tane tane anlatışını hala unutamadım. Onlarca kadının evlerde kendini eğitmesi ‘Vietnam kazanacak’ ve Dünya Devrim Klasikleri ile Kürt gerçekliğine dönük çalışmaları, cezaevlerindeki direnişçi duruşları ve taşıdıkları sorumluluk, her bir kadının fedakarlık ve kararlılığı ile bağlantılıdır. Geçmiş hiçbir direniş mirası olmayan; Leyla Kasım’ın idamı etkilese de, Zarife’nin silah kuşanıp Alişer’in yanında savaşması, Besê’nin işgal güçlerine teslim olmadığı için kayalardan kendisini bırakması, bir gerçeği ifade etse de örgütlü kadın gücü olmak, devrimin öncü misyonu ile rol üstlenmek PKK ile gerçekleşti.
Kadının kurtuluş ilkeleri oluştu
Öncülük misyonu biçmek ayrı, öncü rolünü hakkı ile oynamak kadın olarak kendine güveni gerektirir. Kendi kimliği ve özgücü ile çalışmayı başarmak bir bilinç ve inanç olayıdır. Ret ve kabullerin ölçüleri belirginleştikçe kadın kurtuluş ilkeleri temelinde rol üstlenmek, mücadelenin akışı içinde gelişti. İlk etapta kadın olarak şekillendiği toplumsal yapının birey üzerindeki etkileri yer yer kendine güvensizlik, kararsızlık, korku gibi duygulara kapılma yaşanmış olabilir. Bu partileşmeden ordulaşmaya kadar olan süreçlerde, bireysel düzeyde yaşansa da kadın gücünün birliktenliği, kadın sevgisi, cins bilinci geliştikçe aşılan durumlar oldu...
Kadının toplumdaki yeri ve misyonunu görmeyen, geleneksel ölçüler içerisinde tüketen sistemin tersine; PKK içerisinde özgür birey-özgür toplum iradesine kavuşan kadının ordulaşmadan başlayarak partileşmeye kadar, kendisini yeniden yaratan gücünü ortaya çıkardı. Zagros’larda akademik çalışmalarla kendini tanımlayan, iradeleşen kadın düşüncede yetkinleşme yaşadı. Yaşanan korku, güvensizlik, kararsızlık gibi birçok duygu ve düşüncenin nereden kaynağını aldığını sorguladı. Hem toplumsal hem de bireysel eleştiri ve özeleştiri geliştirerek özgür insan, özgür kadın ve toplum gerçekliğine ulaştı. Bugün dört parça Kürdistan’da ulaştığımız gerçeklik, yılların emeği, çabasının bir sonucudur. Bunun için ilklerle başarılan gerçeklik bizi daha ileri demokratik bir toplum gerçekliğine ulaştıracaktır. Onun için demokratik inşa çalışmaları giderek önem kazanmaktadır. Egemenliklik sistemin Rojava Devrimi’ne saldırganlığı bundandır. Bedeli büyük olduğu kadar, kazanımlarımız da büyüktür. Kadın kahramanlarımız ve ilk öncülerimize çok şey borçluyuz.
Tarihi buluşmalarla zirveleştiler
Sakine Cansız yoldaş da işte bu uzun mücadelenin öncülerinden birisi ve ilklerindendir. Çok acımasız ve zorlu koşulların boyun eğdirmediği kadın tanımlaması ile anılan Sakine yoldaş; PKK’de yoldaşlığın hukukunu işleten ve kadın-toplum sevgiyle dolu dolu yaşayandı. Özgür yaşam tutkusuyla, yaşamın her anında ve her işi inanarak yapardı. Coşkuyla sarılırdı görev ve sorumluluklara. Büyük bir enerji ve tutkuyla koşardı her yere… Zagroslar’da aradı kaybettiği kadın ME’lerini... Azime (Mihriban Saran) ve Bêrîtan yoldaşları tanıdı, tanıştılar... Onların her türlü gericiliğe ve Kürt milliyetciliğine karşı Heftanîn ve Şîkeftiya’da halaya duruşuna tanık oldu. Dağların doruklarında Meryemle, Gurbetelliyle yürüdüler, hakikat aşkıyla Ruken, Çiçek ve Rojîn Gewda’yla buluştular… Tarihi buluşmalarla zirveleştiler.
Özlemiyle özgürlüğe sarılalım
Yoldaşlık sevgisini ve ilkesel bağlılığı Sara’dan öğrendik. Dile kolay; onlarca yıl hiç yılmadan ve en ufak bir tereddüt yaşamadan başaracağına, başarılacağına inanır, bunun çabası içerisinde olurdu. Yaşamı dolu dolu yaşar, pozitif düşünür, en olumsuzu olumluya çevirmeye çalışırdı. Kimi zaman dar düşünen ve çözümsüz kalana koşar... Saatlerce nasıl yaşanılır’ı anlatır ve çözüme dönük konuşur kavratmaya çalışırdı. Zor olanı başarmanın gücü ve enerjisi ile zorlukların üstesinden gelirdi. Onunla yaşamak yoldaşa ve yaşama güzel bakmak demektir. En zor ve acımasız koşullarda gülümser, güven verir, bunların da aşılacağını söylerdi. Dostça ve sakin bir sesle hep güven ve umut verirdi. Paylaşımcı ve doğru olanın savunucusuydu. Korkusuzca düşüncelerini ortaya koyar ve ikna etmeye çalışırdı. Bir kadın olarak, kadına olan sevgisi ve samimiyeti bizler için her zaman güç ve güven olurdu. Onu kaybetmenin acısını derinden yaşarken; onun yaşam tutkusunu, yoldaşlığını esas alarak, birlikte ilkeli yaşamı, sevgiyi büyüterek yaşayalım, yaşatalım...Yoldaşlığın derin anlamını ve sevginin büyüklüğünü bizlere öğreten Sakine yoldaştı; yoldaşa bağlılık ve sevgiyle anmak...Özlemi ile özgürlüğe sarılmak düşer bize, bizlere.
Binlerce Kürt kızına örnek oldu
Sözün bittiği yerde olsa tarihin derinliklerinde süzülüp gelen tanrıça kültürünü bize ulaştıran Sakine yoldaş, katılımıyla PKK’nin kadına biçtiği misyonu ilk gören ve anlayanlardandı. Anlam biçerek yola çıktı, onlarca yıl özgürlüğe olan tutkusuyla yürüdü. İşkencehanelerde celladın yüzüne tüküren, herkese ‘direnmek yaşamaktır’ gerçekliğini gösteren bir duruşla daha o yıllarda sömürgeci mahkemeleri tanımayarak, binlerce Kürt kızına evladına örnek oldu. Mahkemelerde yoldaşlarıyla sömürgeci devlet zihniyetinin sorgulaması toplumda yankısını buldu. Yüzlerce kadının katılımıyla cevap verildi. Zindanlardaki direnişi kadar dağlarda yeni bir yaşam inşa edilirken Sakine yoldaş, ilk kadın takım ve bölükleri oluşurken sorumluluk üstlendi. Onun dağdaki varlığı ve duruşu mücadelenin her alanında güçlü durmanın adı oldu. Her koşul ve mekanda çalışmanın seçkin örneklerini sergiledi. Ağır işkencelerden geçmiş ve yıllarca mahpus yatmıştır. Hiçbir zaman ne fiziki ne de düşüncede zindanın olumsuz etkilerinden bahsetmedi, bu konuda hiç konuşmadı. Düşmana inat... Zindan gerçekliğine ve zorluklarına takılarak değil; yaşama anlam biçerek yaşadı. Sanki yıllardır dağlarda yaşıyor gibi hareket etti ve çalıştı. Bir eğitmen, bir militan, bir yoldaş ve her yönüyle katan, katılan bir yürüyüş ve duruşla Zagros’lardaki ilk tanrıça kültürüyle buluşmanın heyecanını dorukta yaşadı. Heyecanla ve coşkuyla anlatırdı yaşanan güzellikleri. İlk katılan kadın ve PKK’nin kurucu üyeliği şansına sahip olmuştu.
Gücünü kadın sevgisinden alıyor
Güneşe koşan, özgürlük tutkusuyla halaya duran kızları, kadınları yazmak zor olsa da şunu söylemek isterim: ‘Küçük kasaba ve köylerden binlerle ifade edilen kadın katılımlarının çığ gibi büyümesi, gücünü nereden alıyor’ diye sorulursa, ‘kadın sevgisidir’ derim. İlk yıllarda işgal güçlerine karşı duruş, biribirine güven, sisteme isyandı, imha-inkara isyandı... Çok zor koşullarda bir arada yaşama ve sistemi kabul etmeme, özgücü, iradeyi geliştirdi. Ancak büyüyen, gelişen kadın hareketi, sistem karşısında ilk dönemlerdeki gibi güçlü ve iradeli durmalı. Ta o zamanlarda biribirimizi tanımadan, kenetlenmemiz ve korumamız bizlerin tek gücüydü. Yoldaşlık hukuku ve hakikatın aşk düzeyindeki ilkeselliğiydi, koruyandı. Buydu bizi büyüten, yine de büyütecek güç olan yoldaşça, kadın sevgisiyle büyümek, güçlenmek derim...
Sistem içileşmeden, sistemin bireyciliğini değil; toplumsallığı esas alarak özgür birey-özgür toplum gerçekliği etrafında bütünleşelim...Aksi duruş kaybettirir! Güzel olanı, yoldaşça olanı kirletir! ‘Özgürleşen kadın sevilir’ ve ilklerin yarattığı mirasa doğru sahiplenme ancak bu temelde gelişebilir. Bunun sözü ve özü ile PKK-PAJK gerçekliği etrafında kenetlenelim...
YARIN: PAJK Koordinasyon Üyesi Zilar STÊRK: PKK’nin 35 yıllık mücadelesi beş bin yıllık erkek tekelini parçaladı.
SAKİNE KARAKOÇAN