"Zor bir dönemden geçiyoruz!” Hemen her dönemin slogan haline dönüşmüş ortak lafıdır. Lafı söyleyenler de bunun bilincindedir ama mevcut durumu bir cümle ile tarif etmenin kolaycılığıdır işte! Oysa geçtiğimiz dönemi açıklamak için "Zor bir dönem” belirlemesi de yetersiz kalıyor. "Zor bir dönemden” geçmiyoruz! Kor bir dönemden geçiyoruz.

Ortadoğu’da savaş, katliam durumu… İçerde "İleri demokrasi” durumu!!! AKP’nin bildiğinde ısrar eden ırkçı, gerici, inkarcı tutumu! Aslında "İçi seni yakar, dışı da beni!” durumu…
Türkiye ortamına baktığınızda, yapılan tahliller, değerlendirmeler, yorumlar "Üç aşağı, beş yukarı” biraz diyalog olsa ortak paydada buluşacak türden. Farklı ortamlarda aynı şeylerin söylendiğine tanık oluyoruz. Ama söylemi üreten kurum ve örgütler birbirine yabancı! İşin tuhaf yanı tüm çevreler de bunun farkında! Bir yanda buluşma, ortak ve etkili bir güç olma çabası, diğer yanda "Kendine hayranlık!” Kurumlarda, örgütlerde ve partilerde adeta bir içe büzülme, kendisi ile yetinme çabası var.
1 Eylül Dünya Barış Gününde Ankara’dan Hatay’a yaptığımız "Ülkemizde ve bölgemizde savaşa, katliamlara hayır! Halklara özgürlük, inançlara eşitlik!” yürüyüşümüzde solun tüm renkleri ile bir kere daha karşılaştık. Hala ezberlenmiş kavramlarla siyaset ve eylem yapma alışkanlığı ve bu alışkanlığın yarattığı bunaltıcı sorunlar var. Ama bunlar aşılabilecek niteliktedir. Durumu tahlil ve ifade etmede kimi nüans farkları olsa da varılmak istenen nokta aynı. Tüm siyasi çevreler, örgütler, dernekler, meslek odaları, partiler vb… Demokrasi, eşitlik, özgürlük paydasında buluşuyor. Asıl sorun bir çevrenin veya yapının daha çok kendi sorununu esasa alması, yanında yöresinde bulunan, her gün gözüne batarcasına yaşadığı bir başka sorunu yeterince farkında olamamasıdır. Bunun nedeni de bunca ağır ve girift sorunlar yumağına karşın "Örgüt fetişizminde” ısrar etme alışkanlığıdır. Eşit, paylaşılabilir, sürdürülebilir bir diyalog ve ortak çalışma pekala sağlanabilir. Bir koşul var ki, bu özelliği taşıyan bireylerin daha etkin ve cesur tutum takınarak öne çıkması gerekiyor.
Gerek dünyada gerekse de Türkiye’de günümüzün temel sorunu çok kültürlülük bağlamında siyaset yapmaktır. Siyaset tüm sorunları gören, çözüm üreten genişlikte olmalıdır. Siyaset halkların, inanç gruplarının, farklı cinsel tercihlerin, kadının, gençliğin sorunlarını anlayan, ekonomik yaşamdan, sosyal kültürel yaşama, eğitim ortamından, kitle iletişim araçlarına, kamusal alandan, bireysel haklara kadar gören düzeyde olursa çözüm üretme çabası da çoğulcu olacaktır. Günümüz modern yaşamı bir başına sınıfsal sorundan ibaret olmadığı gibi, etnik ve inançsal sorunlardan da ibaret değil. Elbette sorunların yaşamsallık, aciliyet ve önem sırası olacaktır. Bu hakikati dikkate almadan siyaset yapmak, çözüm üretmeye çalışmak eksikliktir.    
Yol boyunca karşılandığımız ve katıldığımız hemen her etkinlikte çok kültürlü siyaset yapma çabasının sancılarına tanık olduk. Sancı diyoruz çünkü çok kültürlü siyaset yapma çabası henüz bir sancı aşamasında. Sancıdan gerçeğe, gerçekten eyleme, eylemden yaşama dönüşmesinin bir süreci var. Gezi eylemleri içinde bazı sorunlu yaklaşımları taşısa da tam da çok kültürlü siyaseti eyleme dönüştürmenin başlangıcıydı. Canı acıyan, kimliği, kişiliği, kültürü yok sayılan, haklarına saldırılan Türkiye toplumu Gezi Eylemlerinde dinamizmin farkına vardı. Gezi Eylemlerinin yarattığı dinamizm çok kültürlü siyasetin alanlara ve yaşama yansıdığı başlangıç noktası olabilir, olabilmelidir.
Örneğin 2103 1 Eylül'ü yerellerde tek tek eylem ve etkinlik yapmak yerine tüm Türkiye’den Ankara’ya bir barış ve özgürlük yürüyüşüne dönüşebilirdi. Kürt Siyasal Demokratik Hareketinin Diyarbakır’da, Van’da, Hakkari’de yüz binlerce insanla 1 Eylül Dünya Barış Gününü kutlaması, barış ve özgürlük talebini haykırması çok doğal ve gereklidir. İstanbul, Ankara, Mersin, İzmir, Hatay vb… Yerlerde de yüz binlerce insan alanlara çıktı. Ama aynı yüz binlerin ve Türkiye’nin her yerinden hak ve özgürlükler, toplumsal barış talebinde bulunan farklı kesimlerin Ankara’ya ortak bir yürüyüş yapması daha anlamlı olmaz mıydı?.. Farklı ve ilgisiz gibi görülen ve maalesef böyle algılanan demokratik talepler ortak noktada buluşur ve Ankara’da kör, sağır, dilsiz rolü oynayan devlete, hükümete güçlü ve ortak bir mesaj verilmiş olmaz mıydı?..
Bizim yaz boyunca katıldığımız eylem ve etkinliklerde ve Hatay Yürüyüşümüzde tanık olduğumuz sosyal manzara, çok kültürlü siyaseti sağlamanın o kadar da zor olmadığını gösteriyor. "Zor”u kolalaştırmanın yegane yolu demokrasi güçlerinin çok kültürlü siyaset bağlamında diyalog, iletişim ve ortak değerlerde buluşmasıdır.