İsrail devleti de bütün ırkçı/militer, erkek egemen sistemlerde olduğu gibi büyük şiddet tekelini arkasına alarak uzun yıllardır Filistin’de; “güç bende o zaman doğru olan da benim” politikaları ile adeta bir soykırım gerçekleştiriyor. Özünde bir sömürge politikasıdır bu. Tıpkı yüzlerce yıl önce Amerika’da Kızılderililere, Avusturalya’da Aborjinlere ve Afrika yerli halklarına uygulanan politikalar gibi. Çoğu zaman oralara “geri ve ilkel” kabilelere “medeniyet” götürmek için gittiler. Onlar medeniyet götürürken “yeryüzü, bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık” sözünün sahibi Kızılderililerden geriye sadece bir söylence kaldı.
Bu ırkçı/militer politikaların merkezinde şimdi de Cizre ve Kudüs var. Cizre’de Türkiye Cumhuriyeti devletinin başı Tayyip’in öngördüğü politikalar çerçevesinde Kürt çocukları bodrum katlarında korkunç bir şekilde yakıldılar. Cizre, Silopi, Şırnak, Sur’da yaşam ve tarih adına ne varsa büyük savaş makineleri ile yok edildi. Bu korkunç insanlık zulmünü bütün o başka coğrafyalara “medeniyet” götüren devletler izlediler. Kimsenin sesi çıkmadı, çünkü özünde hepsinin geldiği yer, suç ortaklığı aynıdır. Bu zulmün benzerini İsrail devleti uzun yıllardır Filistinlilere karşı uyguluyor. Ortadoğu’da en kalabalık siyasi tutsaklar Türkiye ve İsrail cezaevlerinde bulunmaktadır.
Coğrafyadaki bütün devrimci ve sosyalist yapılar Filistin halkının yanında yer aldılar. Türkiye ve Kürdistanlı devrimciler halkların ortak mücadelesi olarak gördüler oradaki mücadeleyi ve içinde yer aldılar. Devletlerin bu katliam ve bastırma politikaları hiç değişmedi. Dün yapılanı bugün İsrail devleti yapmaya devam ediyor. Ancak Netanyahu’nun Erdoğan için kurduğu bu cümleler; “Erdoğan’ın sözleri İsrail’e saldırı niteliğindedir. Ülkesinde Kürt köylerini bombalayan, gazetecileri hapse atan, yaptırımların delinmesi konusunda İran’a destek veren, Gazze’de teröristlere yardım edip masumları öldüren bir liderden ahlak dersi alacak değilim” kimi Kürtlerin kafasını karıştırmış gibi.
Erdoğan’ın yaptığı katliamlara işaret ederek Netanyahu demokrat biri olamaz, kaldı ki ideolojik ve politik olarak Erdoğan’dan hiçbir farkı yoktur. Özellikle de Kürtlerin milliyetçi bir kısmı da muhtemelen; “Güney Kürdistan referandumunda bize destek veren tek ülke İsrail” oldu diye de düşünmüş olabilir bugün İsrail devletinin Kudüs’te yaptıklarını görmezden gelmek için. Bir şeyi ne çabuk unutuyoruz, ideolojik ve de politik hatları aynı olan, adı ha İsrail, ha TC ha ABD, ismi ha Tramp, ha Netanyahu, ha Erdoğan bir şey değişmiyor. Bunlar görünürde bir çatışma içinde olurlar ancak bütün coğrafyalarda yürüyen savaşların merkezinde yer alırlar.
Kimi Kürtlerin; “bütün dünyayı karşımıza mı alalım” sözlerini duyar gibi oluyorum. Öncesi bir yana I. Dünya savaşından bu yana Kürtler bu coğrafyada tükenmeyen bir zulmün odağındalar. Kürtlerin birlikte yaşamak zorunda bırakıldığı ve durmaksızın katliamlardan geçirildiği Türkiye, Suriye, Irak ve İran için bütün bu güçler şimdiye kadar ne yaptılar? Bir şey yapmadılar, yapmazlar, zira bu dört devlet o diğer devlet ile işbirliği içinde bütün bu katliamları gerçekleştiriyorlar. Kürtlerin haklı mücadelesinde Netanyahu’nun, Filistin halkının haklı mücadelesi için Tayyip’in söylediklerinin bir anlamı yoktur. Çünkü her iki devletin politikalarının merkezinde ırkçılık, şiddet ve militarizm vardır.
Ortadoğu’da bütün baskı ve devlet katliamlarını püskürtecek olan bu coğrafyada yaşayan bütün halkların bir arada, onurlu direnişi ve barış mücadelesi olacaktır. Barışı ırkçı/militer politikaların sahipleri getiremez, gerçek ve onurlu bir barışın tohumları o “büyük medeni” güçlerin yıktıkları kent yıkıntıları içinde boy veriyor. Bunu görmek, buna dokunmak, tıpkı Rojava’da olduğu gibi. Politik bir savrulmaya girmeden, bir kez daha Kızılderililerin “büyük ruh” bizlerin doğal yaşam dediğimiz; “Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh’un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki ‘gerçek barış’ dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir” barış için bu sözlerine kulak vererek olacaktır her şey.