Zana şu ifadeleri özellikle vurguluyor: "Cezaevleri Kürt halkının yarasına dönüşmüş. Artık yüreğimizde bir yara. Cezaevlerinin topyekün boşaltılmasını gerektiğini vurgularken o süreci tartışmamız gerekiyor. Ancak biz ne yapıyoruz? Gündelik tutuklamaları konuşuyoruz. Gündemimizi bunun üzerine getiriyoruz. Yapmak istedikleri de zaten dünü bize unutturmak, bugünle bağlantıyı kurmamızı önlemek. Yine yarına yoğunlaşmamızı engellemek... Bizim kesinlikle bu konuda daha duyarlı olmamız, olayı bir bütün olarak ele almamız gerekiyor."

1994 yılında Kürtçe yeminden dolayı Meclis'ten çıkarıldınız ve tutuklandınız. Aradan 17 yıl geçti 8 ödül alarak Meclis'e geri döndünüz. Bu zaman zarfında ne değişti?

Zamanın değişkenliği, hayatın akışkanlığı beraberinde bir sürü yeniliği de beraber getiriyor. Şimdi diyebilirim ki, 1994'teki mücadele Kürtlerin var olma mücadelesiydi. O yıllara döndüğümüzde hem teknoloji hem de devrim bu kadar gelişkin değildi. Bugün baktığımızda çok derin bir şekilde herkes Kürt sorununun bilincinde. Toplumsal değişim ve dönüşümü çok hızlı biçimde gerçekleşti. Toplumdaki değişim beraberinde sorunun çözüm şeklini de getirdi. Bir kadro eskiden bir alan gittiğinde "Kendinize, kimliğinize, tarihinize ve onurunuza sahip çıkın" diyordu. Şimdi toplum kendisi bunlara sahip çıkıyor ve sorguluyor.   Nasıl bir gelecek ve yaşam istediğini, çalışanların nasıl olması gerektiğini, kurumsal alanda halkla kadro arasındaki köprünün nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğini artık konuşuyor, sorguluyor ve belirli bir karara varıyor. Bütün bunlar toplumsal değişim ve dönüşümü çok net biçimde ortaya koyuyor. Kürtler sadece Türkiye'yi sorgulamıyor. Dünyayı da sorguluyor. 7 yaşından bir çocuktan 70 yaşındaki bir insana kadar, dünyada olan biteni anlamaya çalışıyor, haberdar oluyor, yorumluyor. Yorum gücü var. Bu pozisyonu sürece Kürtler çok şey verdi. Tabii, yanı sıra çok acılar, çok büyük kayıplar da oldu. Toplumun sonsuz bir fedakarlığı da söz konusu... Yani bütün bu acılar ve olusuzluklar toplumun yılmadan, teslim olmadan kendisini yetiştirmesi, kendisini daha da derinleştirmesini ve kendisi için bir gelecek talep etmesine de yol açtı. Bu çok anlamlı ve benim açımdan da mutluluk vericidir.

Saldırıların yoğunlaştığı ve çatışmaların arttığı şu günlerde 'KCK operasyonları' adı altında partinizin belediye başkaları, il meclis üyeleri, il başkanları ve üyeleriniz tutuklanıyor. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Şimdi dünyadaki bütün mücadelelerine baktığımızda bir taraftan olumlu şeyler olurken, diğer taraftan da çok olumsuz gelişmeler olduğunu görüyoruz. Bunlar, onaylamayacağımız, kabullenemeyeceğimiz gelişmelerdir. Bugün aynı şey Kürdistan'da da yaşanıyor. Bir taraftan Kürt kadınları diaspora, Kürdistan'ın her yari ve Amed gibi yerlerde konferanslar düzenleyebiliyor. Aynı şekilde gençler de öyle. "Kürdistan" diyebiliyor, "Kürt ulusu" diyebiliyor ve Kürt ulusunun geleceği tartışılıyor. Ama diğer taraftan baktığınız zaman sayısız Kürt kadını cezaevine atılıyor, sokakta bir taş atan gençlere korkunç cezalar biçilebiliyor. Yani iki taraflı yürüyen bir süreç söz konusu. Tümüyle olumlu ya da tümüyle olumsuz bir süreçtir demiyorum. Sayın Öcalan ile diyalog süreci başlatıldı. Yıllardır bunun çabasını, bunun diplomasisini yürütüyoruz. Bunu ifade ediyoruz: Mutlak sürette bütün taraflar müdahil olmalı. Türkiye devleti sadece kendine yakın Kürtleri değil. Kürtlerin geneli ile bir diyalog süreci başlatmalı. Herkesi dikkate almalı. 'İyi Kürt', 'Kötü Kürt' ayırımına gitmeden Kürtleri bir taraf olarak görmeli. Tartışıp bir sonuca bağlanması gerektiğini vurguluyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Sayın Öcalan'ın İtalyan avukatı Arturo Salerni Diyarbakır'da KCK tutuklularının davasını izlemek için heyet olarak Türkiye'ye gitti. Yalnız Avukatı sınırdışı ettiler. Öcalan'a yönelik bu kadar tecridin anlamı ne?    
                                                                                                                                                                                                                                                         
Sanırım bir takım tıkanmalar var. Sayın Öcalan'ın kendisi şu anda tecritte, biz istesek bile görüşme yapma olanağına sahip değiliz. Başvurular yapıldı. Bir an tecridin kaldırılması lazım. Artık başka bir cezaevine naklinden daha çok ev hapsi olabilir. O koşulların kesinlikle değişmesi lazım. Öcalan'ın İmralı'dan çıkarılıp, İstanbul mu olur, Ankara mı olur, Urfa mı olur, onu bilemiyorum ama mutlaka artık İmralı'dan alınması gerekiyor. Bu sağlıklı bir müzakere için gereklidir. Toplumsal sukünet içinde bu kanın akmaması gerekiyor. Toplumu rahatlatmak ve bir an önce bu tecrit koşullarından kurtarılması gerekiyor. Daha iyi bir dialog için bir başka alana gelmesi gerekiyor.

AKP bir takım vaadler verdi, bir barış grubu Türkiye'ye gitti. Ama şimdi KCK operasyonları adı altında tutuklamalar başladı...

Şimdi 79'dan bu yana içeride olan arkadaşlarımız var. Sistem bir durum yaratmış, Kürtlerin bu konuda yeterince hazırlıklı olmadığını düşünüyorum. Sürekli gündem yaratıyorlar. 79'dan beri 30 yıldan bu yana cezaevinde olan kadrolarımız var ama dikkat ederseniz biz hep güncelle uğraşıyoruz. Cezaevleri Kürt halkının yarasına dönüşmüş. Artık yüreğimizde bir yara. Cezaevlerinin topyekün boşaltılmasını gerektiğini vurgularken o süreci tartışmamız gerekiyor. Ancak biz ne yapıyoruz? Gündelik tutuklamaları konuşuyoruz. Gündemimizi bunun üzerine getiriyoruz. Yapmak istedikleri de zaten dünü bize unutturmak, bugünle bağlantıyı kurmamızı önlemek. Yine yarına yoğunlaşmamızı engellemek... Bizim kesinlikle bu konuda daha duyarlı olmamız, olayı bir bütün olarak ele almamız gerekiyor. Ben sürekli 'kök'ten bahsediyorum. Çünkü dal ve kök ilişkisini kuramazsak, korkarım ileride çok büyük zararlar görebiliriz. Toplumda 79'dan bu yana bir genel af beklentisi var. Ama ne yapılıyor? KCK adı altında operasyonlar yapılıyor, gündemimiz KCK tıkıyor. Genel sorunlarımız bunun dışında kalabiliyor. Buna izin vermemeliyiz. Evet tutuklamalar var ama bu tutuklamaların tümü 30 küsurluk savaşla bağlantılıdır. Savaşı unutturmak, savaşı örtmek, genel tutuklamaları, haksızlıkları unutturmak, geleceğe ilişkin Kürtlerin kafa yormasına, proje üretmesini engellemek için gündem yaratıyorlar. Yani neredeyse artık Kürtlere bir zindan düşecek biçimine getirdiler Kürtleri. Kürtler 70'lerden bu yana bu provokatif eylemleri gördü. Saldırıları gördü. Mutlaka bunu da güncel tutmalı ama gündemimizin tamamına bunu oturtmamalı. Bir bütün olarak Kürt sorunu olarak Kürt sorununun tartışmasına teşvik etmeli. Sürekli bunu diri tutmalı. Bizi, sürekli KCK tutuklamaları ile uğraşır hale getiriyorlar. Bunun altına baktığımızda Kürt sorunu yatıyor. Kürt sorununu tartışmamak için günlük tutuklamalarla bizi uğraştırıyorlar. Bu konuda duyarlı olmamız gerekiyor.

Hükümete yakın medya tekrar bir ateşkes istiyor. Tek taraflı bir ateşkes çözüm mü?

Ben tek taraflı hiçbir şeyin anlamlı olacağını düşünmüyorum. Her şeyin mutlak sürette bir tarafı vardır. Günümüz koşullarında demokratik eylemlilikler (biz buna Kürtçe 'Berxwedana Demokratik' diyoruz) vardır. Çok radikal bir şekilde demokratik eylemliliklerin yaygınlaştırılması lazım. Silahlı mücadele şu anda herkesi taraf ediyor. Artık silahlı mücadele bir noktaya geldi. Ben silahların bırakılmasını asla tartışmıyorum. O Kürtlerin sigortasıdır. Bu sorun var olduğu müddetçe o silahlar Kürtlerin güvencesidir. Çünkü biz geçmiş süreçleri de görmüş insanlarız. 80'li yılları yaşamış insanlarız. Karşılıklı bir güvensizlik var. Bu güvensizliğin giderilmesi için belirli adımların atılması lazım. En büyük adımın devlet tarafından atılması gerektiği kanısındayım. Çünkü haksızlığı uğrayan Kürtler, haksızlığı da yapan devlettir. Kürtlere bir statü verilmeden, yasal bir güvence sağlanmadan, Kürtlerin silah bırakmasını tartışmamak gerekir. Ama silahların susturulması taraftarıyım. Çünkü artık gençlerin kanı akmamalı. Dialog süreci başladığı zaman yarın arkamıza döndüğümüzde gerçekten de gençler için hepimiz üzüleceğiz ve yaralanacağız.

Belli adımları söylediniz. Somut olarak ne olduğunu söyleyebilir misiniz?

Kürtler de her halk gibi referandumdan geçmeli. Kendisi için federasyon mu, özerklik mi, eyalet sistemi mi, yoksa konfederal bir yapı mı istiyor? Yoksa bağımsızlık mı? Kürt halkı kendi iradesini ortaya koymalıdır. Bunun kararını verdiği zaman tabanda belli bir rahatsızlıklara da neden olabilir. Ancak Kürt halkının kendi kaderini belirleme evrensel bir haktır. Kürt halkı beraber yaşamak istiyorsa bunun da formülleri de vardır. Kürt halkı ne istiyorsa taraflar bu karara saygı göstermelidir.

Genel bir af sorunların çözümünde yardımcı olabilir mi?

Kesinlikle toplumu rahatlatır. Nefes aldırır.

Dersim '38 Soykırımı için Başbakan özür diledi. Diğer taraftan ise 36 gerilla kimyasal silahlarla katledildi. Bu tezatın anlamı ne?

Katliamların konuşulması ve geçmişle yüzleşilmesi için geçmişin unutulması taraftarı değilim. Geçmişle mutlaka yüzleşilmesi lazım. Böyle olmalı ki, yarın heba edilmesin, geleceğimiz kurban verilmesin ve yeni nesil bizim yaşadığımızı yaşamasın. Şimdi Başbakan'ın ifadesi anlamlıdır ama yetersizdir. Başbakan'dan ziyade Cumhurbaşkanı'nın ifade etmesi lazım, çünkü devlet yapmıştır. Burada biz bir yanılgıya düşüyoruz. Sürekli bireyler bizi uğraştırıyor. Devletin politikasının değişmesi lazım. Şu Ergenekon olayı gibi, sanki bireyler suçlu. Hayır bireyler suçlu değil. Devletin bizati kendisi kendi politikasından dolayı insanları zor duruma sokmuştur. Bu insanlar kendi başlarına bu katliamları yapmadılar. Dersim'deki de öyle. Bu temelde sistemin özür dilemesi lazım. Devletin şu andaki başı kimdir. Cumhurbaşkanı'dır bu özrü onun dilemesi lazım ayrıca sadece özür değil telafisi de gerekiyor.

Özrün yanında arşivlerinde açılması mı gerekiyor?
Yeterli değildir. Bu bir başlangıçtır. En azından toplumdaki o yarayı kaşımak için değildir. Bir nebze de olsa yarayı sarma denebilir buna. En azından yüzleşme bu toplumu rahatlatır. Bu devlet yaptıklarında pişmanlık duyabilir. Eğer özür dilenmişse, bugün geçmişle yüzleşilmişse, toplum yarına daha güvenli bakma temelinde yaklaşabilir. Bizzat devletin kendisi yapması lazım. Burada biz yanılgıya düşmemeliyiz. Bu işin siyaseten muhatabı Başbakan olsa da esasen devlettir. Bir güç devleti aklamak istiyor. Devlet değil de olanlar bireylerin inisiyatifinde yapılıyormu gibi bir algı yaratılıyor. Bugün, Ergenekon ile yargılananların tümü bu durumda devleti aklıyor. Ben devletin aklanmasının taraftarı değilim. Devlet bizzat yaptıkları ile yüzleşmeli. Şu anda mevcut devlet başkanı sıfatını taşıyan cumhurbaşkanıdır. Bu konuya Sayın Cumhurbaşkanı el atmalıdır. Arşivleri açmalı, toplumu rahatlatmalıdır.
 
Türkiye'de yaptığınız konuşmalardan veya görüşmelerden dolayı hakkınızda dava açılıyor. Ceza alıyorsunuz. Avrupa'da ise ödüllere layık görülüyorsunuz. Nedir bu çarpıklık?

Şimdi Avrupa'yı ikiye ayırmak lazım. Avrupa dediğiniz zaman bir devletler, bir de sivil bir alan var. Gerçekten sivil toplum çok duyarlıdır. Neden? Çünkü Avrupa çok kanlı bir süreçten geçmiştir. Bu sistemini dünya kadar bedel ödeyerek kurmuştur. O nedenle sivil alanın duyarlılığı, sivil alanının vicdanı farklıdır. Ödül verme nedenleri de sivil alandan kaynaklanmaktadır. Sivil inisiyatiflerin devreye girmesinin bir sonucudur. Devletlerin sessiz kalması onaylamıyorlar. Bu basınç ödüller vermeye neden oluyor. Türkiye'de yasaklara bakınca, zaten yasaklı bir halkız. Ben bunu mahkemelerde de ifade ediyorum. Ben şunu söylüyorum "Beni cezalandıramazsınız. Vereceğiniz fiziki cezalar beni hiç etkilemiyor. Ben vicdanlarda cezalı değilim. Cezalı olan sistemin kendisidir."

Konumunuz hakkında ne söylemek istersiniz?

Ben halkımın hizmetkarıyım. Ben kendimi hep böyle değerlendirdim. Özgürlük Hareketi'nin bir emekçisi, bu halkın bir hizmetkarı olarak kendimi düşünüyorum. Gücüm oranında bu mücadele için bir damla su olabilirsem, bu dünyada gittiğimde mutlu giderim...

ÖZCAN BOZOÐLU/MÜNİH