Adettendir ilk yazıya coşkulu bir “Merhaba” ile başlanır. Gelin görün ki Ankara’da katledilen barışın yasını tutarken yüksek sesli bir “merhaba” yerine yasımızın vakarıyla alçak bir sesle meramımızı anlatmaya çalışmak en uygunu.
Dilimiz, kalemimiz yaşadığımız acının büyüklüğünü anlatma konusunda çaresizdir. Ama ben bugün tüm yaşamını yitirenlerin anısı karşısında sessizce eğilirken bu korkunç saldırının bir adım sonrasında ne göründüğüne bakmaya çalışayım.
Bunu da bir gazeteciden çok çocukluğu, gençliği o gün o barış çığlığını boğmaya çalışan gürültülü patlamanın duyulacağı mesafede, Tandoğan’da geçmiş biri olarak yapayım.
İnsanlık tarihi özgürlük ve barış için eline silah alanları hep ayrı bir yere koyar. Sadece tarih de değil. Roman da şiir de sinema da resim de tiyatro da…
Çünkü bir defa denge bozuldu mu zulümden yana barışı inşa etmek zordur.
Muhatapları da süreci eli erdiğince takip eden herkes de çok iyi bilir ki Kürt Özgürlük Hareketi geride bıraktığımız otuz yıl boyunca savaşın büyük şehirlere taşınmaması, sivil halkın kirli savaş uzmanlarının korumasız hedefi olmaması için büyük çaba sarf etti.
Oysa Ankara’da yüzlerce bedeni parçalayan bomba yakın gelecekte sağlanması muhtemel bir barışı imha etti. Hedefi de buydu. Elbette bu ilk saldırı değil son da olmayacak ancak son saldırılarciddi bir illiyet bağı olduğu da muhakkak. Fakat beni farklılıkları daha çok ilgilendiriyor.
Diyarbakır ve Suruç’ta gerçekleşen saldırılarda hedef HDP ve HDP bileşenleriydi. Oysa Ankara’daki saldırının hedefinde tek ortak paydası barış talebi olan kozmopolit bir topluluk hedef seçildi. Saldırıda Kürt hareketinin barış yanlısı geniş kitleler indindeki meşruiyeti, barış talebi konusundaki samimiyetinin gördüğü kabul hedef alındı. İktidar yeni bir adım attı.
Erdoğan kirli savaş aygıtı olarak DAİŞ’i sahaya sürerken, TSK da yeni bir üslupla savaşa aleniyet kazandırmayı hedefliyor.
Türk Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal 6 Ekim günü Hava Harp Okulu’nda yaptığı konuşmada “23 Temmuz 20015 tarihinden beri THK’nin bir savaş halinde olduğunu” açıkladı. Ünal, “hem orta çaplı bir savaşın ötesinde hem de iki cephede savaşıyoruz” diyerek de savaşın büyüklüğüne dikkat çekmekte bir beis görmedi. Bu savaş ilanından dört gün sonra barış isteyen sivil halka eşine az rastlanır bir yöntemle, iki canlı bomba ile bir saldırı düzenleniyor. Ankara da savaşın üçüncü cephesini açıyor.
Amaç Türkiyeli emekçilerle tarihi bir buluşma gerçekleştiren Kürt Özgürlük Hareketi’ni yalnızlaştırmak.
Bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. TSK Ankara Katliamından bir hafta sonra Ankara Polatlı’da “Ateş serbest 2015” adıyla bir tatbikat gerçekleştirdi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, burada yaptığı konuşmada şöyle diyor:
“Hem Irak’ın kuzeyinde hem yurt içindeki faaliyetlerde çok ciddi oranda silah ve mühimmat depoları, barınma alanları, sığınaklar imha edilerek kullanılamaz hale getirilmiş ve teröristlere ağır zayiat verdirilmiştir, verdirilmeye de devam edilmektedir. Bu mücadelede sonuna kadar gidilecektir. Bütün arkadaşlarımız, sivillere zarar vermeme konusunda çok büyük dikkat, çok büyük hassasiyet göstermektedir.”
Görüldüğü gibi Akar savaşın sivil halkın yaşadığı alanlarda da devam ettiğini ve etmeye de devam edeceğini ilan ediyor.
Saray merkezli yeni vesayet sistemi kendi geleceğini kaçınılmaz olarak bu çok cepheli savaşta hem sivil Kürt muhalefetini hem de gerillayı yok etmekte görüyor. Kuzey Kürdistan’da aralıksız ilan edilen sokağa çıkma yasakları olağan bir hal alması isteniyor. Eski vesayet düzeninin Cudi’ye bayrak dikerek yattığı gündüz düşlerine, bugünün vesayet sistemi özel timlerin zırhlı araçlarından okuduğu ezanla yatıyor.
Çok açık ki Erdoğan, 1 Kasım seçimlerinden çıkacak sonuç ne olursa olsun iktidarını zora dayayacak. AKP bu seçimlerden tek başına iktidar olarak çıksa da çıkmasa da saray varlığını ancak savaşın komuta merkezi olarak sürdürebilecek. Bunu en iyi Erdoğan biliyor.
Yoksa barış o sarayın yüksek korumalı duvarlarını aşacak.