Hiç dürüst olmadılar. Arızalı kişilikler olarak, gerçekçilikten uzak, yalanlara bulanıp, tuzaklar kurarak Kürtlere yaklaştılar.

Kürdistan, tanık ede ede bunların, döncü ruh hallerinin sarrafıdır. O nedenle, 7’den 70’e kadar her Kürt, hangi hareket, söylem ve duruşlarının ne anlama geldiğini, dalkavukça hallerinin, ne gibi insanlık yıkımının habercisi olduğunu ezbere biliyorlar.
Dansöz döncülüğün entrikalarında, seçim sandığında Türk ile Kürt eşit, bu dönemlerde Kürtler, "sevgili vatandaş", AKP’li döncülerin "din kardeşleri", askerlikte "Mehmetçik"tir. 
Vergide, "eşit mükellef" ama, vergi Türk’e kredi, yatırım, iş, çalışma, üretim alanlarıdır. Dilleri yasak, kültürleri, varlıkları, kimlik ile kişilikleri asimilasyonu gürzü altında paralanmış Kürtlerin payına düşen ise gökten yağan bombadır.
Yalan bir yaşama biçimiydi. Kürtleri kandırarak, anı kurtarmayı hep kazanç saydılar. Şeyh Said’e, mahkemeden özgür çıkacağına dair namus sözü verdiler. Baharda, yaylada kuzular kesilerek, bu özgürlük kutlanacaktı.
Seid Rıza, kendi ayağıyla buluşma yerine gitti. Onu Atatürk’le görüşmeye götüreceklerdi. Sonra kurulu darağaçları…
Son isyanın lideri Abdullah Öcalan, onların dilinde hep "terörist"ti.
Amerika'nın teslimatından sonra, Genelkurmay yayımladığı bir genelge ile 'bebek katili, terörist başı' olarak isimlendirildi. Recep Tayyip, Genelkurmayın buyruğunu ağzını doldura doldura tekrarlıyordu.
Fakat, son zamanlarda kafasına odunla vurulmuş, bilincini kaybetmiş, şaşkın, şaşaloz kalmış gibi, birden bire ağız değiştirmiş, mahalle ağzıyla sövmekten vazgeçmiş, Öcalan 'bebek katili, terörist başı' olmaktan çıkmış, esir tutulduğu adayla bütünleştirerek 'İmralı' olmuştu.
Recep Tayyip, kendi değişimine "İmralı süreci" diyordu.
Ona göre süreç incitilmeyecek kadar hassastı. Ama hassasiyet kendisi, yani Türk tarafı için geçerli değil, onların öldürme hakkı bakiydi. Kürt tarafı sessiz, suskun, ama Türk ordusu Dersim dağlarını bombalıyor, pusuculuk Paris'e uzanıyordu.
Recep Tayyip, ortalık kan içindeyken kürsülerde, "İmralı sürecini baltalamayalım arkadaşlar" demeyi de elden bırakmıyordu.
 Bu arada, ne kadarı doğru, hangi söylemi uydurma bilinmez ama, Türk medyası, Öcalan’ın devlete yardımcı olma karşılığında ödüllendirilmesine karar verildiğini duyuruyordu. Ödül, Öcalan’ın eşiyle buluşup vakit geçirmesi için, İmralı adasında inşa edilmekte olan bir evdi!..
Tecrubeler küpü olan Kürtler, topaç benzeri fır döncülüğün bu halleri ve "ver öbim, abi" yalakacılığını gördükçe, entrikalardan kuşkulanıyor, Öcalan’ın Kürdistan davasını kendi rahatına feda etmeyeceğini bile bile, barış adına oynanan oyunların ardını merak ediyorlardı.
Çünkü, barışın adı var, fakat iklimi de yoktu ki, Öcalan’ın yaşama koşulları iyileştirilsindi!..
Tersine, Kürtler barış adına oyalanırken baskı kolanları sıkıştırılıyor, barış mevsimiyle asla bağdaşmayan yeni terör yasaları hayata geçiriliyordu. "Terörizmin Finansmanını önleme kanunu" bunlardan biriydi..
1990’larda, 'Kürt iş adamlarının listeleri' çıkarılıyor, sonra tetikçilere emir veriliyor, sokaklarda mendil, simit satan çocuklar kovalanıyordu.
Allahı sevdiği için, onun yarattığı Kürt kardeşlerini seven Recep Tayyip, geçmşteki deneyimlerden ders çıkardığı için mi, "İmralı süreci" diyerek her şeyi kanununa uyduruyordu?
Bilinmez ama olanlar geçmişin tekrarıydı. Aynı su ile yeniden yıkanılıyor, 1925’deki Takriri Sükun, 1942’deki Varlık Vergisi kanununun adı değiştirilerek güne uyduruluyordu.
 Naziler de, benzer kanunla Yahudileri ekonomik olarak çökertmişlerdi.
Öte yandan AKP, Allah'ın yarattıklarını seviyor, ama hem yerelde, hem de evrende Allah yarattı demeden, gözünü ırkçı kin bürünmüşçesine Kürtleri çökertme hamleleri tazeliyordu. 
Cengiz Çandar, dünkü yazısında Kürdistan’ın Rojava (Suriye) parçasına, kiralıklarla saldırısını işliyordu. El Kaidecilerden sonra 200 milyon Dolarla, bazı Arap Aşiretlerini kiralamış, silahla donatıp, "içerdeki kardeşleri"nin, kan kardeşlerinin üstüne saldırtmıştı.
İstanbul’da yaşayan kiralık aşiret liderlerinden Navaf Beşir, verdiği demeçte, "Türkiye bize asker, manevi ve insani yönden destek verdi, onlara müteşekkiriz" diyordu.
Recep Tayyip, düne kadar "bebek katili, terörist başı" diye sövdüğü Abdullah Öcalan'a "İmralı" demekle, onu ve bütün Kürdistan'ı kandırıp, avucuna alarak, ham hayallerini kabul ettireceğini sanıyor.
Mahallenin Recep Tayyip halleridir bu. Ne yapsa yeridir.