Bir ülkede rejimin faşist bir rejim olup olmadığı, o rejimi yönetenlerin "sözlerinden", hatta "işlerinden" çok, düne kadar mevcut rejime itiraz eden "tekellerin" tutumundaki "ani" ve "kesin" değişikliklerden anlaşılır.
İktidarlar, her zaman yürüttükleri baskı politikalarını, insan haklarına ve demokrasiye düşmanca "işlerini", "sözleriyle" perdeleyebilir, anlaşılmaz hale getirebilir ve halka attıkları her adımın "atılmasının vatan, millet ve adalet" için zorunlu olduğu yalanını yutturabilir.
O nedenle yurttaş, iktidar sözcülerinin sözlerinden, içinde yaşadığı rejimin faşist bir rejim olduğunu kolayca çıkaramaz. Çıkaramadığı için de zaten, o rejimin partisine oy vermeye devam eder.
Faşizm sanıldığı gibi, her önüne gelene baskı uygulayan bir rejim değildir. Baskı "amaca uygun" uygulanır. Toplumun ezici çoğunluğu, eğer "demokrasi" hakkında yeterince fikir sahibi değil ve bazı özgürlükleri, örneğin söz, basın, gösteri, ana dil, özerklik vb. hakları kullanma konusunda isteksiz ise baskıya uğramaz, baskının farkına bile varamaz.
Ama bazı olaylar vardır ki, düne kadar rejimin faşist olduğunu anlayamayan sıradan insan, bu olaylar karşısında "ne oluyor yahu?" diyebilir.
İşte bu olaylardan birisi de "Beyaz Show"un başına gelenlerdir.
Bir polis çocuğu olan Beyaz’ın Show’una, Ayşe Çelik adında bir izleyici katılmış ve şunları söylemişti:
"Burada yaşananlar ekranlarda çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın."
Her namuslu insan gibi Beyaz bu "dileklere" katılmış ve programa bağlanan Ayşe Çelik’i alkışlamış, alkışlatmıştı.
İşte bunun üzerine Havuz medyası ayaklandı. Bu bir "PKK provokasyonudur" manşetleri, yazıları, haberleri etrafta uçuştu.
Ve arkasından Doğan Grubu bir açıklama yaptı. Şöyle dedi:
"Beyazıt Öztürk, istisnasız bu ülkede herkesin sevdiği, programında ASLA SİYASETE YER VERMEYEN, toplumun her kesimini kucaklayan tarzına rağmen böylesi bir provokasyonun içine çekilmeye çalışılmıştır. Doğan TV ve Kanal D ilk günden bugüne DEVLETİN YANINDA yer almıştır."
Tahir Elçi’nin "PKK terör örgütü değil" sözüne "sahip çıkamama" korkaklığı, şimdi "analar ağlamasın" sözüne sahip çıkamamaya evrildi. Sermayesiz faşizm olmaz.
Doğan Grubu demek, Türk kapitalizmi demektir. Bu aile ile Koç’ların, Sabancı’ların hısımlığı vardır. AKP iktidarı karşısında Türk kapitalizminin en büyük tekelleri düne kadar AB’ye sırtlarını dayayarak muhalefet ederken, şimdi görüldüğü gibi, "asla siyasete yer vermemekten" söz etmeye ve "ilk günden bugüne devletin yanında yer aldığını" açıklamaya başlamıştır.
İşte bu olay, Türkiye’de artık "demokratik" bir rejimin olmadığını, yarın referandumla kurulacak olan "Başkanlık rejimi"nden bir önceki "pre faşist" durakta olduğumuzu, faşizmden habersiz Hürriyet okurlarına anlatmış olmalıdır. "Yazık insanlar ölmesin" demenin "PKK provokasyonu" sayıldığı bir döneme girmiş bulunuyoruz.
Faşizm Batı’yı "dize getiriyor." Ve Doğu’da başka bir şey oluyor. Sözcü’den Saygı Öztürk’ün "otopsiye" giren bir "yargı mensubu" ile yaptığı konuşma, direnişin durumunu anlatıyor. Şöyle:
"- Durumlar nasıl temizlendi mi ilçe biraz?
- Daha yeni başladı gibi bir şey. Burada örgüt kuvvetliydi. Yavaş yavaş, temkinli olarak gidiyorlar. Ucu açık bir operasyon. Adamlar üç yıldır yığınak yapmış, kolay kolay vazgeçmeyecekler.
"- Gerçekten haberlerdeki kadar PKK’lı vuruluyor mu?
- Vuruyorlar da ceset alamıyoruz pek. Kaçırıp gömüyorlar.
"Gömüyorlar" lafı sırıtıyor. Bu satırlar "başarısızlığın" itirafı. Ve bir de şu:
"- Öldürülenler hep PKK’lı mı, yoksa siviller var mı?
- Genelde PKK’lı. Onların da üzerinden kimlik çıkmaz. Hatta ne kimliği giysi bile yok. Adamların elbisesinde, ellerinde barut izi kalmasın diye yıkıyorlar, soyuyorlar."
Bu aptalca "savunma" da, öldürülenlerin ellerinde ve bedenlerinde barut izi olmadığını ve ölenlerin sivil olduğunu itiraf anlamına geliyor.
Soru şu: Acaba Batı’nın "teslimiyet" ruhu mu Doğu’yu teslim alacak, yoksa Doğu’nun "teslim olmama" ruhu mu Batı’yı kurtaracak?