Oda Müziği 'Lir ve Ateş', solo bağlama için besteler 'Denemeler' ve bağlama konçertosu 'Dasein' adlı çalışmalarıyla tanıdığımız Kemal Dinç, bu kez sesi ve sazıyla Anadolu müziğini yorumluyor. 'Geleneksel Yorumlar' adlı albümü, aşıklık geleneğinden günümüz icracılığına uzanan sesin ve şiirin özeti niteliğinde. Üslup ve tarzı klasik dışı. Mızrapsız, tırnak ve parmak uçlarıyla tele dokunuşlar, sazı, tambur ve gitar tınılarıyla buluşturuyor albümde. Kalan Müzik tarafından yayınlanan 'Geleneksel Yorumlar', kilise akustiği ile canlı kaydedilmiş. 1980 darbesi sonrası, henüz 10 yaşında iken Almanya'da bulunan işçi ailesine katılan Dinç, burada eğitimini aldığı ve başarıyla geliştirdiği müziğin yanı sıra, resim ve edebiyatta da iddialı. Köln ve Mannheim konservatuvarlarında Bağlama Bölümü kurucu üyelerinden olan Dinç, yeni albümünün yanı sıra, resim, edebiyat ve çeşitli konulara dair sohbet ettik.  


 Müziğin yanı sıra sanatın farklı alanlarında da aktif ve ilgilisiniz. Belki çok sık karşılaştığınız bir soru olacak lakin, kimdir Kemal Dinç? Onu şu anki olgunluğa, kıvama getiren geçmişten gelen arka planı anlatabilir misiniz?

Müzik, yaşamımın biçimlenmesinde önemli bir etken. Geçim kaynağım olması vesilesiyle de, müziği fazlasıyla yoğun yaşıyorum. Sürekliliğin yarattığı tıkanıklıkları, bu sözsüz dünyadan renkli dünyaya yönelerek gidermeye, zaman zaman resmederek soluk almaya çalışıyorum. Arkadaşlarımın teşvikiyle de kısa hikayeler üzerinde çalışıyorum. Bu kısım, içerisi. Bu yanımın daha çok yazı ve resimleri yansıttığını düşünüyorum. Arka planda "normal" bir durum var. On yaşa kadar İstanbul, sonrası göç ve yabancılık, dahası işçilik, kamyon şoförlüğü, temizlik vs. tecrübelerle ilerleyen yaşlar. Ardından, okul yılları.

 

Edebiyatla müzik arasındaki bağı ve bu durumun sizin çalışmalarınıza yansıyan yönlerini anlatabilir misiniz?

Her dönemin dili, bir ifade şekli var ve bu, daha çok da yazılı edebiyatın felsefe gibi düşün alanıyla koşut ilerliyor kanaatimce. Müzik, diğer sanat akımlarına istinaden değişimleri sonradan edinen alan. Batı Çalgısal müziğin şarkı sözü veya şiirden, yani edebiyattan ayrı düşünülerek bestelenmesi Aydınlanma Çağı'nda başlıyor. Geleneksel halk kültüründe ise müziği sözlü edebiyattan ayrı düşünemiyoruz. Dolayısıyla halk müziğini halk şiirinden ayrı ele alamıyoruz. Edebiyatın bendeki etkisi ise, "Denemeler" adlı çalışmamda görülebilir. Delilik, ikinci yüz, mavi tilki gibi karmaşık, felsefi veya psikolojik temaları klasik müzik dili ve tekniğiyle anlatamazdım. Örneğin bu açıdan bağlamamı farklı kullandım.

 

''Geleneksel Yorumlar'' nasıl ve hangi fikirlerle oluştu?

Geleneksel müziği anadilim gibi algılıyorum. Çocukluğumdan beri, en azından ıslıkla dahi her daim çaldığım yüzlerce ezgiler var. Bazen de sadece sözler tekerlenip durur kafamda. Uzun bir zamandır halk müziği dersleri veriyorum konservatuvarlarda, ve dolayısıyla öğrencilerle, arkadaşlarla icra veya yorumlamaya dair fikirlerimi paylaşıyorum. Bu birikimlerden bir demet kaydetmiş olduk. Ama derler ya, söyleyene değil söyletene bak. 

 

Sizin halk müziği yorumlarınızın yenilikçi olduğu yorumlarını duyuyor, okuyoruz. Neden böyle düşünülüyor sizce?

Bağlamanın akustiği, tınıları, nihayetinde formu üzerine zamanla fikirlerim oluştu. Bu, diğer halk ve klasik sazları yakından dinleyip tanımakla ilerleyen bir meraktı. Bağlama dışında rezonans deliği teknenin arkasında olan başka bir saz görmedim, nedeni ile ilgili ciddi cevaplarla da karşılaşmadım doğrusu. Geleneksel sazlarda kapaklar 6 mm civarında örneğin, bu ses hacmini engelliyor. Balkon sistemiyle bağlamanın ses tonları üzerine çalıştık Süleyman ustayla. Çalımda da değişik teknikler deniyorum. Bunun da  bağlamaya renk kattığını düşünüyorum. Düzen ve perde sistemlerinde de denemelerim oldu. Misket Düzenine perdeler ekleyerek, açık tellerin ahenginden yararlanabildim. Tüm bu ayrıntıların tamamını, değişim için küçük ve önemli adımlar olarak kabul ediyorum. Eserlere gelince, halk müziği formunda nakarat kısmı genelde saz bölümü olarak icra edilir. Ezginin ana motifine uygun temalar yazarak tekrardan kaçınmaya çalıştım. Yer yer ses eşliğinde unison yerine ikinci sesleri tercih ettim. Geleneksel Yorumlar düşüncesi, bu fikirlerden kaynaklandı.

 

Elinizin altında harmanlanmayı bekleyen müzikal projeleriniz olduğunu biliyoruz. Yakın zamanda ya da ileride dinleyici ile paylaşabileceklerinizden biraz bahseder misiniz?

Çocuklar için bir ritm metodu, Bağlama Makam Dizileri-Pozisyonlar, ve Üç Bağlama için Çoksesli Etütler kitapları üzerinde çalışmalarım var. Bir de kısa hikayeler kitabı. Muhtemelen 2016'da tümü yayınlanır. Türkiye için düşündüğüm bağlama atölye çalışmalarının, Denemeler serisinin devamı olan Bağlama ve Oda Müziği tarzı projelerin önümüzdeki zamanlarda gerçekleşeceğini ümit ediyorum. Bir de İstanbul ve Dersim olmak üzere resim sergileri düzenleyeceğim.


‘Acizliğimi resmederek gidermeye çalıştım’


'Dê û qîz' (emine ve cemile için), 'Colemêrg', 'Cizîr' adını verdiğiniz çizimlerinizde sosyo-politik izler de var. Bu, duygu yoğunluğunun dışa vurumu olarak yorumlanabilir mi?

Müziği resim sanatından ayrı düşündüğümün farkındayım. Resim ve edebiyatla olan alakadarlığım, müziğe duyduğum ciddilikten daha hafif. Bu bende, resim ve yazı yazma eylemini daha kuralsızca yaratma güdüsünü oluşturdu sanırım. Düşünmeden, ivedilikle ilk çizgilerimi çekiyor, dilediğim gibi karalayıp boyuyorum. Haberlerin sürekli, tepkilerimi dile getiremeyecek denli ağır olduğu günlerde daha da çizer oldum. Acizliğimi resmederek gidermeye çalıştım, ve bu duygularla isimlendirdim onları.

 

Savaşlar, zulüm, Kürtler, Aleviler, mülteciler ve gecekondu da yaşayanlar ve diğerleri.. Bunların sizdeki çağrışımı nedir?

Bu saydıklarının sadece insana dair olduğunun altını çizersek; bundan gücü saadete yeğ tutanlar, dünyayı sefalete dönüştürmeye çalışanlar sorumludur demek, bizi tatmin etmeyecek. Ortaokul yıllarında, ailesi Türkçe bilmeyen bir arkadaşımın Türk bayrağı asılı döner dükkanının önünde çektirdiği fotoğrafıyla karşılaştım geçenlerde, resmin altına Ata'ya övgüyle başlayan iktidar karşıtı düşünceleriyle sonlanan şeyler yazmış. Bu bir ifade şekli bir gerçeklik. Çoğumuzda durum, üç beş aynıdır. Düz mantık yürütürsek, tekerrür eden, devrilen ve yenilenen iktidarların özü de mantığı da benzeşiyor. İktidar yönetimi dışında bir programın var mı? Zola'nın Germinal'deki kahramanı Severin'i burada anmak isterim. İktidarların sınıf, güç, bürokrasi, sermayenin stoku, gücün taraflı kalesi olduğunu biliyoruz. Devlet, tüm mekanizmaları kendi çıkarı için döndüren, etkisini en alt birimde, mesela babada, okulda, içtiğin suda, farkındasız beynimizde dahi duyacağımız bir örgüttür. Irkçılık, şoven, din gibi alt sınıf kodları, üst sınıf çıkarları doğrultusunda kullandıkları en etkili silahlardan. Türkiye'de bu duruma varlığıyla diklenen Kürt halkı, devrimciler var, selamlamak, omuz vermek gerek. Yükleri hayli ağır. Şahsen komün gibi yöntemlerle tek gücü, devleti parçalamanın daha doğru olduğu düşüncesindeyim.


SUNA ALAN/LONDRA