- Kürt Özgürlük Hareketi’nin silahlı mücadeleyi durdurup siyasal demokratik mücadeleyi esas alan kararı, tekâmül etmiş özgür Kürtlük ruhunun, kendine duyulan özgüvenin bir ifadesidir.
- Bakurê Kurdistan’da Kürtler, artık silahlı direnişe ihtiyaç duymayacak bir örgütlülüğe, bu örgütlülüğün yarattığı toplumsal öz savunma kapasitesine ve kitleselliğine ulaştı.
İLHAM BAKIR
15 Ağustos, Kürtlerin son yüzyılındaki en önemli dönüm noktalarından biridir. Bir daha dirilmemecesine toprağa gömüldüğü ve üzerine beton döküldüğü var sayılan Kürt varlığına yeniden can verildiği, diriltildiği tarihtir 15 Ağustos. Bu dirilişi yaratan, büyüten; Kürt'ün inkar ve imhasını imkansız kılan irade, sadece Bakurê Kurdistan’da değil, dört parça Kürdistan’da, Avrupa’da ve dünyanın dört bir yanındaki Kürtlerde büyük bir özgüven ve direnişe dair büyük bir inanç yaratmıştır. Bugün 15 Ağustos, yarattığı etki itibarıyla sadece bir silahlı direnişin değil, ne pahasına olursa olsun boyun eğmeyen bir özgür Kürtlük ruhunun adıdır. Bu yüzden Kürt Özgürlük Hareketi’nin silahlı mücadeleyi durdurup siyasal demokratik mücadeleyi esas alan kararı, tekâmül etmiş özgür Kürtlük ruhunun, kendine duyulan özgüvenin bir ifadesidir. Bakurê Kurdistan’da Kürtler, artık silahlı bir direnişe ihtiyaç duymayacak bir örgütlülüğe, bu örgütlülüğün yarattığı bir toplumsal öz savunma kapasitesine ve kitleselliğine ulaştı.
15 Ağustos’un arifesinde Meclis Genel Kurulu'nda kabul edilen ve 15 Ağustos’un hemen sonrasında Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak Resmî Gazete'de yürürlüğe giren 'çerçeve yasa', taşıdığı anlayış, kapsayıcılık ve dili açısından pek çok açıdan sorunlu bir yasadır. Başmüzakereci Önder Apo, bu eksiklikler çerçevesinde daha fazla tartışma yürütmenin ve bu yasanın çıkmasındaki gecikmenin süreci enfekte etme, boşa çıkarma hamlelerine zemin yaratabileceğini çok iyi okudu. Bu yasanın yaratacağı zemin üzerinden yürütülecek demokratik siyasi mücadeleyle eksikliklerin giderilebileceği ve yasaya yansıyan sakat anlayışların ortadan kaldırılabileceğine dair hem kendisine ve mücadele örgütüne hem de halkına güveniyor. Zaten bu yasayı da üzerinde demokratik siyasal mücadele yoluyla pek çok talebin ve hakkın yeşertilebileceği bir 'kök yasa' olarak tanımlıyor.
Büyük bir değişim
Bu yasayla birlikte yaşanacak gelişmeler çerçevesinde Kürtlerin siyasi partiden kültür-sanat kurum ve örgütlenmelerine, basın-yayından sivil alandaki her türlü yapısının örgütlenme biçimine; çalışma yöntemlerinden söylemlerine kadar yeni dönemin ihtiyaçlarını karşılayacak büyük bir değişim yaşayacaktır. Sadece illegal çalışmanın yarattığı sis perdesinin kalkması ve yaratılan değerlere karşı geliştirilen istismarın, istismarcılığın ve rantçılığın artık illegalite ile perdelenmesini imkânsız kılması bile halktaki güveni geliştirip pekiştirmede ve örgütlenmeyi büyütmede muazzam imkânlar sunacaktır. Devlet, savaş koşullarında sahip olduğu sınırsız baskı kurma, Kürt siyasetini dar bir alana sıkıştırma ve 'terör' parantezine alma avantajını kaybedecek, demokratik Kürt siyaseti ile demokratik zeminde mücadeleye mecbur kalacaktır. Savaş koşullarında bile muazzam bir direniş ve örgütlenme kapasitesi kazanmış Kürtler, savaşın, sınırsız baskının ve illegalitenin olmadığı koşullarda devasa bir örgütlenme ve kendileri dışındaki toplumsal kesimlerde etki ve güven yaratma imkânına sahip olacaktır.
Temel öznesi halktır
Artık yeni bir dönem, yeni bir süreç, yeni bir iklim başlamıştır. Bu yeni dönemi ve süreci anlamakta direnen, söylem ve eylemini değiştirmeyen her kişi, siyaset ve anlayış aşılacaktır. Bizzat halk tarafından aşılacaktır, çünkü bu sürecin temel öznesi halktır. Halk, siyaset üzerinde daha fazla etki etme, denetleme ve hesap sorabilme imkânına sahip olacak; yetersizlik ve hatalara karşı savaş koşullarından kaynaklı gösterdiği hoşgörü ve toleransı göstermeyecek. Siyaset, yaşadığı tüm yetmezlikleri savaş koşulları ve devletin baskısıyla açıklama konforunu kaybedecek, ihtiyaçlara cevap vermediğinde, halk siyasal tercihini değiştirmekte çok fazla tereddüt etmeyecektir.
Daha demokratik rekabet
Bu dönemde Kürt Özgürlük Hareketi'nin domine ettiği siyaset dışındaki Kürt siyasetlerinin de kendini görünür kılmaya ve halkta karşılık bulmaya çalışacağı ve bir siyasi rekabet ortamının gelişeceği bir dönem olacaktır. Bu demokratik Kürt siyaseti açısından olumsuz bir durum değil, bilakis arzulanan bir durumdur. Bu siyasetlere karşı savaş koşullarında geliştirilen dil, söylem ve pratik de değişmek zorunda. Daha kapsayıcı bir dil kullanılmak ve daha demokratik bir rekabet ve ittifak zemini yaratılmalıdır. Savaş koşullarında zarar görmemek için şimdiye kadar ölü taklidi yapan, tek var olabilme biçimi olarak Kürt Özgürlük Hareketi'ne saldırma ve hakareti esas alan bu yapılar da bu tutumlarından vazgeçmelidir. Küfür ve hakaret siyasetinin Kürtlerde bir karşılığı olmadığını, onlarca yıldır yürüttükleri bu siyasetin Kürt halkı için bir fayda üretmediğini görmelidirler. Varsa eleştirilerini daha hakkaniyetli ve siyasi rekabet zemininde, asgari siyasi nezaket ve edep çerçevesinde yapmalıdırlar. Kürt halkı için yapmak istediklerini, ne istediklerini dile getirmeli ve bunu nasıl yapacaklarına odaklanmalıdırlar.