- Liseli gençler, yoksulların taleplerini dünya gündemine taşımayı başardı. “Boş buzdolabının diktatörü!” sloganı, Avrupa kapitalizminin geldiği noktaya ilişkin her şeyi anlatıyor.
HEVAL TAHA
Liseli gençler, statükocu ve gerici Avrupa’nın “demokrasi” oyununu bozuyor. Derin gelir adaletsizliği üzerine inşa edilen emek sömürüsüne karşı sokağa çıkan Fransa’nın liseli gençliği, Avrupa’ya yayılan ırkçı faşist yükselişe karşı tabiri caizse sokakları ele geçirdi. İspanya, İtalya, Belçika, Arnavutluk gibi birçok Avrupa ülkesine sirayet eden sokak eylemlerinin kaynağı konumundaki Fransız lise hareketi, köhnemiş Avrupa siyasetini sarsıyor.
Paris’in güneydoğusundaki Créteil’de Saint-Exupéry Lisesi’nde 21 Eylül’de öğretmen açığına karşı başlayan eylemler, kısa sürede Fransa’nın birçok kentine yayıldı. Liseli gençler sokakları ele geçirdi. Basına yansıdığı kadarıyla gençlerin sokak eylemleri, 29 Eylül’e gelindiğinde ülke genelinde yaklaşık 410 liseyi etkisi altına aldı. İktidar, hukuku hiçe sayarak polis şiddetiyle gençleri geriletip sokaklara hakimiyet kuracağını sanınca gençler, çok ciddi bir direniş geliştirerek verdi cevabı. Öyle ki gençler kamu binalarını ateşe vererek merkezi hükümete olan tepkilerinin ciddiyetini ortaya koydu. Liselileri muhatap alıp sorunlarını dinlemek yerine, sokağa çıkma yasağı ilan ederek güvenlikçi politikaları hukuk devletine egemen kılmayı tercih eden Cumhurbaşkanı Macron, geçtiğimiz Cumartesi günü sokağın en sert tokadını yedi.
Hayatın her alanında sınıfsal çelişkiden kaynaklı eşitsizliği yaşayan gençlerin tamamen Batılı beyaz değer yargılarıyla tarif edilerek bir harfle temsil edilen kuşak isimleriyle anılmasını sorunlu bulanlardanım. Her dönemin en ciddi toplumsal dinamiklerinden birini oluşturan gençliğe büyük bir saygı duyduğumu, inanç beslediğimi de belirtmeliyim. Bugün Fransa’yı ayağa kaldıran gençlik de bu konuda yüz akı bir pratiği tarihe armağan ediyor. Bu nedenle Fransa’da liselilerin direnişi ile ortaya çıkan tepkinin sınıfsal bir dışavurum olduğuna inanıyorum.
Kapitalizmde eğitime erişim de sınıfsaldır. Bugün Fransa’da ortaya çıkan liseli isyanı, bu gerçeği görmek istemeyen Batı demokrasisi meraklılarına çok sert bir cevap veriyor.
Gelir adaletsizliğinin sembolü belli markaların tepki görmesi sokaktaki gençlerin taleplerinde ne kadar gerçekçi bir temele dayandığını gösteriyor. Öğrencilerin talepleri sınıfsaldır, ezilen sınıfların karşıtı tüm yapılar doğal olarak sokakta hak arayanların hedefidir. Meşru taleplerin karşısında gittikçe derinleşen gelir adaletsizliğinin sembolü markalar, kurumlar (bankalar, finans kuruluşları) bu tepkiden kurtulamaz.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın da kullandığı; tanesinin fiyatı, bir emekçinin bir yıllık asgari ücretinden katbekat daha fazla olan çantanın mağazası, yoksulların haklı öfkesinin hedefi olmaktan başka ne anlam ifade edebilir bu gençlere.
Her yaştan ve her cinsel yönelimden Fransız halkının geçtiğimiz Cumartesi günü sokağa çıkarak liselilerin eylemine sahip çıkması da “dünyanın tüm gericilerinin vandallık” dediği eylemlerin meşruiyetinin tescili oldu. Öğrencilerin isyanı halkı sokaklara döktü. Avrupa toplumuna yayılmış rehaveti parçaladı. Buradan Avrupa’ya egemen gerici kapitalist sistem yıkılır mı? Yıkılmazsa ne gam. Kapitalizmin, gericiliğin arkasına saklanmaya çalıştığı surları sarsıyor gençler. Yıkılmayabilirler ama rahat da uyuyamayacaklar. Liseli gençler, bütün bir ülkenin yoksullarının taleplerini dünya gündemine taşımayı başardı. “Boş buzdolabının diktatörü!” sloganı, Avrupa kapitalizminin geldiği noktaya ilişkin her şeyi anlatıyor.
Liseliler, eylemleriyle kapitalizmin toplumu teslim alamayacağını bir kez daha ortaya koydu. Fransa Emek Sendikaları Konfederasyonu (CGT) eylemlere ülke genelinde 800 binden fazla insanın katıldığını açıkladı. Liselerde başlayan isyan, bir toplumsal tepkiye dönüştü. Bu dönüşüm, eylemlerin içeriğine de yansıdı. Varılan noktada ırkçı Marine Le Pen’in liderliğini yaptığı Ulusal Birlik Partisi'ne (RN) karşı mücadelenin de eylemlerin odağında olduğunu unutmamak gerekir. Eylemciler, RN öncülüğündeki faşist yükselişe karşı da ciddi bir ses yükseltti. Kortejin güzergahı son dakikada değiştirilerek yapılan provokasyon da boşa çıkarıldı.
70’lerde Kürdistan ve Batı şehirlerinde liseler hatta ortaokullar ülkenin politik gündemine müdahale eden eylemlere, okul işgallerine, boykotlara sahne olurdu. Politik eylemlerin bu yaş grubuna sirayet etmesi, toplumsal politizasyonun vardığı noktayı göstermesi bakımından çok önemli bir ölçüydü. Bu sürecin karşısına 12 Eylül faşist darbesiyle çıktı egemen güçler. Böylesine acımasız bir saldırıya direnebilen çok az örgütlü yapıdan faşizme karşı yeni bir toplumsal muhalefet yaratarak bugüne de müdahale eden Kürdistan Özgürlük Hareketi oldu.
Bugün Fransa’da yaşanan liseli isyanının geleceğe nasıl bir yeni toplum vaat ettiğini şimdiden kestirmek zor. Ancak 12 Eylül faşizmini boşa çıkaranlar gibi bu gençler de yeni bir yaşamın mümkün olduğunu şimdiden gösterdi. Bunlar “Avrupa’da dolaşan hayaletin” ayak sesleri midir? Şimdiden bunu söylemek zor. Emekçilerden ve ezilenlerden yana toplumsal bir altüst oluşun çok da ihtimal dışı olmadığını söylemek için yeteri kadar güçlü bir gelişme.