Köye dönenlerden Fehime Aladağ, "Bütün köyü yaktıktan sonra halay çekip seviniyorlardı. Bize 'Öcalan gelip sizi ve köyünüzü kurtarsın. PKK gelsin köyünüzü yapsın' diyorlardı. Evlerimizi tekrar tekrar yakıyorlardı. Ama biz yine geldik ve burada dimdik duruyoruz" dedi.
Xuritis Köyü devam eden operasyonlar sonucu 1994 yılının yaz aylarında yakıldı. Ermenilerin köyü olan ve 1915'te Ermeniler katledilerek yerlerinden edilince boş kalan bu köye Muks (Bahçesaray), Cizîr ve Dihê'den (Eruh) göç eden Kürtler yerleşmiş. Ermenilerden kalma kiliselerin de bulunduğu köyde şimdi sadece 26 hane yaşıyor. Köyün tek geçim kaynağı ise küçükbaş hayvancılık, bağ ve bahçelerdir. 18 yıl önce yakılan köyün yıkılmış ve talan olmuş evleri arasında yaşam yeni yapılan evler ve yeni umutlarda devam ediyor. Köyün yakıldığı dönemde köyde yaşayan ve yaşadıklarını anlatan Fehime Aladağ (54), 10 yaşında evlendiğini ve 9 çocuğu olduğunu belirterek, "Dedemizin dedesi bu köye gelerek yerleşti" dedi.

'Yataklarımızı sırtımıza aldık kaçtık'

Aladağ, " Bizler zozanlarda yaşıyorduk. Köy yakıldığı zaman Wan'a göç ettik. Neler yapacağımızı, kime sığınacağımızı bilemedik. Yaşamımız birden alt üst oldu. Köy yaşamı ile şehir yaşamı arasında çok fark var" dedi. 1994 yılında askerlerin köylerini yaktığını belirten Aladağ, "Askerler geldi bizim köyümüzü yaktı. Evlerimiz talan oldu. Biz de göç ettik gittik. Yataklarımızı sırtımıza aldık kaçtık. Canımızı kurtarmaya çalıştık" diye konuştu.
Köy yakılırken, birçok köylünün evlerinde mahsur kaldığını belirten Aladağ, köydeki tüm erkeklerin alıkonulduğunu, işkence gördüğünü söyledi. Aladağ, "Bizim aileden 6 erkeği işkenceden öldürdüler. Askerler bize silahlarını doğrultuyorlardı. Ta ki bizler göç edip gidene kadar" şeklinde konuştu. Aladağ, devamla şunları anlattı: "Köyde bulunan tüm erkeklere işkence yapıldı. Kadınları evden zorla çıkarıp silahla dövüyorlardı. Kız çocukların saçlarından tutup yerlerde sürüklediler. Erkeklere korucu olmaları için baskı yapıldı. Askerin biri elindeki silah ile ayağına sıktı. Köyün erkeklerine mal etti. Evimiz yanarken evden çıkmamak için çok direndim. Ben evin içinde direnirken, evin bir bölümünü yaktılar."

'Daha fazla ağaç daha fazla kuş sesi vardı'

Şimdiye oranla eskiden köyün daha kalabalık ve güzel olduğunu belirten Aladağ, "Köyden göç edip gidenlerin çoğu dönmedi. Helikopterlerin roketlerinden çok korkuyorduk. O roketler bahçe, tarla hiç bir şey bırakmadı. Eskiden doyumsuz bir güzelliği vardı. Daha fazla ağaç daha fazla kuş sesi vardı" dedi. Göç edip Wan'a yerleştiklerinde çocuklarının küçük yaşta olduğunu belirten Aladağ, "Çocuklarımızı sırtımıza alıp 5-6 saatlik yolu yürüyerek kaçtık. Bizler göç edip Wan' a yerleştiğimizde ise gün yüzü görmedik. Wan'da da sürekli polis gelip evi basıp eşime işkence yapıyordu. Eşim gördüğü işkenceler sonucu yaşamını yitirdi" diye konuştu.

'Öcalan gelip sizi ve köyünüzü kurtarsın'

Ermenilerden kalma kilise ve caminin içinde bulunan Kuranı da yaktıklarını belirten Aladağ, "Bütün köyü yaktıktan sonra halay çekip seviniyorlardı. Bize 'Öcalan gelip sizi ve köyünüzü kurtarsın. PKK gelsin köyünüzü yapsın' diyorlardı. Yaktıkları evlerimizi tekrar tekrar yakıyorlardı. Biz ekmek dahi pişiremiyorduk. Bizlere sizler PKK yanlısısınız, sizler PKK'ye yardım ediyorsunuz diyorlardı. Çocuklarımız çok korkuyorlardı. O günleri atlatacağımıza inanamıyorduk. Bizler bu devletten huzur görmedik" şeklinde konuştu.


ŞERMİN SOYDAN / DİHA/WAN