'Terörle Mücadele' ekipleri tarafından 2001 yılında Wan merkezde kaçırılan ve gördüğü yoğun işkence sonucu yarı ölü olarak çöplüğe atılan Pınar Yılmaz, bugün o tarihte yaşadıklarını yeni yeni ifade edebiliyor. Yıllarca yaşadığı şiddeti kendine bile anlatamadığını, ölmek istediğini belirten Yılmaz, artık yaşadıklarıyla baş etmeyi öğrendiğini ve hayata daha umutla baktığını söylüyor.
Bedlîs Tetwan’a bağlı Düzcealan köyünde dünyaya gelen Pınar Yılmaz 93’te henüz 8 yaşındayken köylerinin yakıldığını ve babasının katledildiğini söylüyor. 'Yüzleri maskeli amcalar' tarafından evlerinin ateşe verilişini, amcasının işkenceye uğramasını, hamile annesinin dövülerek bayıltılmasını ve babasının götürülüşünü unutmayan Yılmaz, gece yaşadıkları bu vahşetin sonunda sabaha karşı babasının paramparça cesediyle karşılaştıklarını anlatıyor. Aynı sabah babasını yıkamadan öylece defnetmek ve bir saat içinde köylerini terk etmek zorunda kaldıklarını belirten Yılmaz, "Herkesin kefeni beyaz olur. Benim babamın kefeni kırmızıydı" diye devam ediyor. Yılmaz gördüğü yoğun işkenceler sonucu kangren olan amcasının da üç ay sonra hayatını kaybettiğini ekliyor sözlerine.

'Canlı tavuk bile kalmayacak'

'Bir saat içinde köyde canlı bir tavuk bile kalmayacak' tehdidiyle köylerinden çıkartıldıklarını ve Wan’da bulunan akrabalarının yanına göç ettiklerini anlatan Yılmaz, "Babam yoktu artık. 5 küçük çocuğun en büyüğü ağabeyim 14 yaşındaydı ve annem hamileydi. Amcam bize sahip çıktı, bir süre O'nun yanında kaldık. Ev yok, para yok, iş yok çok sıkıntı çektik" diye konuştu.
Yeni bir hayat kurma ümidiyle Wan merkeze yerleşen aile için, polis baskısının başladığı zor günler de başlıyor. Wan’da BDP’de çalışan ağabey önce kaçırılıp, ajan olma baskısıyla tehdit ediliyor ardından da tutuklanarak cezaevine konuluyor. "Bir gün yine geldiler ve anneme 'bütün çocuklarını teker teker öldüreceğiz' dediler" diye anlatıyor yaşadıkları baskıyı.
Babasının ve amcasının katledilmesinin ardından, aileden birçok gencin gerilla saflarına katıldığını belirten Yılmaz, "Annem TUHAD- FED’de çalışmaya başladı, ağabeyim de BDP’de çalışıyordu. Ağabeyim baskılar sonucu Güney Kürdistan'a gitti. O'nun gidişinden sonra polis baskısının hedefinde artık ben vardım" şeklinde konuştu.

'Ajanlık yapacaksın'
Ajan olma baskısıyla karşılaştığını anlatan Yılmaz, evde yalnız kaldığı birgün eve giren üç polis tarafından feci şekilde dövülüyor. O dönemlerde baskı ve tehdit yüzünden evden çıkamadığını, korkudan hiçbir yere gidemediğini sözlerine ekleyen Yılmaz, eve açılan telefonlarla taciz edildiğini belirtiyor.
"Bir gün çarşıya çıktım ve o gün Wan merkezinde peşimdeki polisler tarafından kaçırıldım" diyen Yılmaz, gözleri kapalı olarak bir eve götürüldüğünü, dayak, işkence gördüğünü, tacize maruz kaldığını anlatan Yılmaz, orada ne kadar kaldığını bugün bile hala hatırlamıyor. Vücudunda sigara söndürmekten dayağa, tecavüzle korkutulmaktan soyularak taciz edilmeye kadar her türlü işkenceden geçen Yılmaz, "O an sadece ölmek istiyordum" diye anlatıyor yaşadığı vahşeti.
İşkenceden dolayı baygınlık geçiren Yılmaz, Van Devlet Hastanesi'nde gözlerini açıyor. Hastanenin yakınındaki bir çöplüğe atılan Yılmaz'ı çöpü almaya gelen işçiler buluyor. Gözünü açtığında kendisine adını soran doktora ilk sorduğu soru ise 'Bana tecavüz etmişler mi?' oluyor. O gün için, tüm yaşadıkları arasında kendisini en çok korkutan şeyin tecavüz olduğunu belirten Yılmaz, "Tecavüz bilinen anlamının dışında aslında çok geniş bir kavram, birinin istemim dışında vücuduma dokunması da aslında bir tecavüz. Ben o zaman bunu bilmiyordum" diyor.

Yaralarını özgürlük hareketiyle sarıyor
Yaşadığı vahşetin izlerini hala vücudunda taşıyan Yılmaz'ın tedavisi dört yıl sürmüş. Ruhunda açılan yaralar ise yeni yeni kapanmaya yüz tutuyor. Uzun süre psikolojik tedavi de gören Yılmaz, defalarca intihar girişiminde bulunmuş. "Devlet aslında kendi düşmanını kendi yaratıyor" sözleriyle devam eden Yılmaz, bu baskı ve zulmün açtığı yaraları, Özgürlük Hareketi ve kadın arkadaşları sayesinde sardığını söylüyor. Bir süre Wan’da çalışan Yılmaz, şimdi evlenerek yerleştiği Şemzînan’da çalışmalarını sürdürüyor. Artık özgürlük için mücadele ettiğini belirten Yılmaz'ın en büyük hayali ise tüm bu yaşadıklarını yazmak ve kadınlara tecavüz vahşetinin utancının kendilerine ait olmadığını anlatmak.

BETÜL KILIÇ / COLEMÊRG