HDP dokunulmazlıkların görüşüldüğü Komisyon’da "üç partiyi kendi bataklıklarında" debelensinler diye yalnız bıraktı. Komisyondan çekildi. Öyle pısırıkça değil. Çerxa şoreşê" marşını söyleyerek.
Aşk olsun…
Onlar, sanki 1941 yılında, Sovyetlerin Çerxa şoreşê"sine denk düşen "Svyaşennaya Vayna-Kutsal Savaş" marşını söyleyerek, Moskova Önlerine dayanan Nazi ordusuna karşı siperlerden "hurra" diye fırlayan ve Nazi ordularını silip süpüren, insanlığın şerefli savaşçıları gibiydiler…
AKP darbesine karşı "parlamenter" direniş işte bu muhteşem protestoyla başlamış bulunuyor.
(Kutsal Savaş Marşını internette bulup, dinleyin lütfen…Özellikle dağdakilerle bağdakiler…))
HDP’lilerin terkettiği komisyonda CHP AKP’yle ve MHP’yle "tek cephe" kuruyor.
CHP’liler iyice mülayimleşirken, Kılıçdaroğlu ne yapıyordu?
Bir grup aydınla buluşmuştu. Aydınlardan biri, Kılıçdaroğlu’na, "Türkiye yeterince kutuplaştı. Sert üslup bu kutuplaşmayı artırıyor. Size sert üslup yakışmıyor. Siz siyasete, ‘Gandi Kemal’ olarak adım attınız. Sakin güç olarak anıldınız. Sağduyunun sesi olmalısınız. Sert üsluptan kaçınmanız lazım" demiş. O ne demiş?
"Herkesin sustuğu bir ortamda, birinin de haksızlıkları ve hukuksuzlukları dile getirmesi gerekiyor. Bir haksızlık varsa ona aynı sertlikte yanıt vermek gerekiyor. Bugün yaptığım da budur. Sert çıkınca ‘Neden sertleştiniz?’ diyorsunuz. Sert çıkmayınca Anadolu’daki vatandaş da ‘Neden masaya yumruk vurmuyorsunuz?’ diyor. Anlayacağınız, üslup konusunda bir türlü ortasını bulamadık. Sert de çıksanız, sakin de olsanız birileri memnun oluyor, birileri olmuyor"…
Ülke kan revan içinde. Kılıçdaroğlu ülkeyi daha beter hale getirecek HDP’yi tasfiye operasyonuna "evet" demiş. Aydın kardeşimiz, Kılıçdaroğlu’nun "üslubuna" takmış…
Kılıçdaroğlu, kendi ağzıyla "anayasaya aykırı olduğu halde evet diyeceğim" dememiş gibi şöyle konuşuyor:
"Herkesin sustuğu bir ortamda birinin de haksızlıkları ve hukuksuzlukları dile getirmesi gerekiyor"muş.
"Herkes susuyormuş, o konuşuyormuş."
Zavallı: Herkesi susturuyorlar, sen o susturulanların susturulmasına evet diyorsun. Utan.
"Sert çıkıyormuş"…
"Dokunulmazlıkların kaldırılmasına ne diyorsun?"
"Çok sert bir üslupla evet diyorum…"
"Adın ne?"
"Mülayim" ..
"Sert olsan ne yazar!..."
Ne diyordu ulusalcı cenah? 7 Haziran seçimlerinde HDP, kendini bilerek baraj altında bırakacak, böylece Erdoğan’ın başkan olmasını sağlayacak. Barajı aşarsa da, onun Başkanlık rejimine destek verecek….
CHP şu anda Erdoğan’ın "tek kişi" diktasına giden, Hitler’in "otobahn"larından mülhem "duble yolun" ziftini döşemekte. HDP’siz TBMM demek, Başkanlık faşizminin "Reichtag’ı" demektir. Kılıçdaroğlu o TBMM’de ya bir gün bile barınamaz, ya da şimdiki yolunda ilerleyerek Bahçelileşir, partisi MHP’lileşir…
Şimdi soralım: HDP’nin olmadığı TBMM’de, ulusalcılar "laikliği" nasıl koruyacak. "Başkanlık rejimine" gidişi nasıl önleyecek?
İkna edici bir yanıt isteriz.
Hitler "otobahn"da ilerlediyse, bizimki "duble yolda" ilerliyor. Faşizme giden yollar ne kadar da birbirine benziyor… Kim "tek şefe" onu "dizginlerim" diye "destek" veriyorsa, günü gelince gidiyor,. Alın Von Papen’i. Hitler’in "yardımcısıydı". Bir tekmede uçtu, Ankara’da Hitler’in Elçisi oldu. Bizimkiler, yani eski TKP’liler, Sovyet anti faşistleriyle birlikte bu keratayı havaya uçurmaya kalktılar, olmadı. Savaşın sonunda rezil bir şekilde müttefikler tarafından hapse atıldı.
Pelikan Bildirisine baksanıza… Davutoğlu’nun üstü çizilmişken, Kılıçdaroğlu’nun "eveti", faşizme gidiş için yapılmış en korkakça ve alçakça yardımdır.
Şimdi "laik Cumhuriyet" için, "demokratik Cumhuriyet" için, Kürt sorununda çözüm, barış, demokrasi için faşizmin "anayasallaşmasına" karşı CHP’li Kemalistlerin, ulusalcıların düşünme vaktidir: Ya HDP’yle omuz omuza mücadele etmek ya da AKP faşizminin hizmetine girmek…
"Türkiye laiktir laik kalacak" diyorsunuz da bu iş "nasıl olacak?" Kılıçdaroğlu’nun "sert üslubuyla" mı? Zavallı kendisi söylüyor; "üslup konusunda bir türlü ortasını bulamadık"
Adamın "derdine" bakar mısınız?