On bin Kürt tutsağın içerde ve on binlerce özgür savaşçının dışarıda sürdürdükleri kararlı, cesur direnişleri sonucunda anadilde savunma yapabilmenin önü açıldı. Kürt yokturdan "Kürt kardeşim”e, "Kürtçe yoktur”dan anadilde savunmaya uzayan bir mücadele ve kazanım öyküsü bu. Ancak bu öykünün başındayız henüz ve özgürlük yolunda kat edilmesi gereken yol uzun, meşakkatli.
Clara Zetkin’in 26 Aralık 1930 tarihli mektubunda, faşist tekelci sermaye tarafından ezilenlere seslenişini doğrulayan bir süreç bu. "…cesaret, kendine güven, eylem isteği ve kararlılığı!.." "…kurtuluşumuzun nesnel koşulları olgunlaşmıştır. Olgunluğunuzu harekete geçerek kanıtlayın!…”
Kürtler, tam da bunu yapmaya devam ediyorlar. Cesaretle ve kararlılıkla sürdürdükleri mücadele ile kurtuluşlarına doğru yol alıyorlar.Bu yolda, hedefe varmadan rehavete düşmek de, kazanılanı küçümsemek de olmaz elbet. Örneğin, anadilde savunma hakkını düzenleyen yasanın kısıtlayıcı, hakkın kullanılmasını zorlaştıran hükümleri olduğunu biliyoruz. Buna ek olarak hakim ve savcıların da keyfi kısıtlamalar getirmeleri sürpriz olmayacak. Bu yüzden bu gün kazanılana sevinmekle beraber, anadilde savunma hakkını tam anlamı ile kullanılabilir hale getirene kadar, mücadele aynı kararlılık ve aynı cesaretle devam etmek durumunda.
Yani, eğitimi de içeren anadil hakkını kazanmak halen bir ihtiyaç olarak yerinde duruyor. İktidarın anadilde savunmaya kapı açan yaklaşımı yahut kamu hizmetinde Kürtçe hizmet sunulmasını sağlamaya dönük açıklamaları, gerçekleşmiş olsalar bile anadil hakkının tam olarak kazanılması anlamına gelmiyor.
Bu gün, devam eden askeri operasyonlar yanında, Kürt vekillerin siyasal faaliyetlerini engellemek için başvurduğu fiili yollar yetmediği için, dokunulmazlıklarını kaldırarak yasal yolla faaliyetlerini engellemeye çalışan iktidarın, bu saldırgan tutumu da, hak ve özgürlüklere yaklaşımının açık bir göstergesi. Ancak, Kürtler belli ki çıktıkları yolda hedefe varmadan durmayacaklar. Bu yolda devletin her türlü baskısı, iktidarın oyunları işe yaramayacak. Halk taleplerine de kazanımlarına da sonuna kadar sahip çıkacak.
Ancak bu mücadelenin gerçekten kazanılabilmesi, faşist devlet ve kapitalizmin azgın sömürüsüne aynı şekilde uğrayan herkesin kurtuluşunu hedefleyen, bir ortak mücadele geliştirilmesini zorunlu kılıyor. Bunun, bu güne kadar gereğince başarılamaması bir yana, Kürtler dışındaki dinamiklerin içinde bulundukları atalet moral bozmaya devam ediyor.
Bu noktada toplumun ilerici kesimlerinin, özellikle sosyalistlerinin üzerine önemli görevler düşüyor. İlk başta da, Clara’nın "cesaret, kendine güven, eylem kararlılığı” diyerek altını çizdiği mücadele ruhunu her yerde canlandırma görevi.