-
Demokratik çözüm fırsatının bazı sığ siyasi hesaplarla ıskalanması halinde geri dönülemez bir kırılmanın yaşanması olasılığını gören devlet refleksi, Bahçeli’yi memur kılıyor.
- Devlet Bahçeli, askeri hastaneler meselesini Meclis kürsüsüne taşıyarak, süreç konusunda ayak direten AKP’ye yeni bir "beka sorunu" yaratmama uyarısında bulunuyor.
HEVAL TAHA
Kürt inkarına dayalı tekçi Türk devlet ideolojisinin iflasını ilk telaffuz edenlerden biri Prof. Fikret Başkaya’dır. Başkaya, 1991'de yayımlanan “Paradigmanın İflası” başlıklı kitabında, Cumhuriyet ile birlikte modernleşme ve kalkınma adı altında dayatılan tek tipçi Batılılaşma paradigmasının toplumları yoksulluğa ve kültürel çürümeye sürüklediği saptamasını yapıyor. Başkaya, Kürt Özgürlük Hareketi ile Türk devleti arasındaki çatışmalı durumu da yine Cumhuriyet tarihi boyunca uygulanan inkâr, asimilasyon ve şiddet politikalarının bir sonucu olarak değerlendiriyor. Başkaya’ya göre; Kürt direnişinin inkara dayalı devlet politikalarını boşa çıkarması sonucu, asimilasyoncu ve tekçi devlet paradigması iflas etti.
Bugün yürütülmeye çalışılan diyalog sürecine, bir de Başkaya’nın iflasını ilan ettiği Türk devlet paradigması üzerinden bakmak gerekir. Yüzyılı aşkın bir süredir şiddete dayalı bir politikayla Kürt inkarında ısrar eden Türk devlet aklının, bugün hâlâ diyalog sürecinden müzakere aşamasına geçme konusunda direnç göstermesi, iflas eden paradigmanın sağladığı iktidardan bir türlü vazgeçmemesi olarak da yorumlanabilir.
Görünürdeki Cumhur İttifakı, bu iktidar halinin son örneğini temsil ediyor. Tam olarak nasıl gerçekleştiği bir türlü açıklığa kavuşmayan 15 Temmuz “darbe girişimi” sonrası vücut bulan ittifakın tarafları, dünün kanlı bıçaklı siyasi rakipleriydi. Unutmamak gerekir ki; bu ittifak, bir OHAL ittifakıdır. İttifak programı da ülkeyi cendere altına alan Kanun Hükmünde Kararnamelerdir. İttifakın iki ortağı da demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi ahlaki ölçülerden nasibini almamış siyasal yapılardır.
Madem öyle, “bu ittifakla bir süreç işletilebilir mi?” sorusu akıllara takılabilir. Dikkat edilirse hem AKP hem de MHP, olası bir başarısızlığın sorumluluğunu üstlenmemek için sürecin bir “devlet stratejisi” olduğunu sık sık vurgulama ihtiyacı içindeler. Hangi devlet? 1991’de paradigmasının iflas ettiği ilan edilen devlet. Şiddet ve zorla kendini ayakta tutmaya çalışan devlet. İşte bu güçleri böylesi bir sürece mecbur bırakan, iflas eden paradigmanın artık bir adım daha ilerleyebilecek bir dinamiğinin kalmamasında aranabilir.
Düne kadar bırakın siyasette, sokakta dahi kullanılmayacak bir üslupla birbirini hedef alan AKP ve MHP’nin bir araya getirilmesi de bu iflası perdelemenin bir çabasıydı. Bugün ortaya çıktı ki o proje de iflasla sonuçlandı. Örgütlü Kürt dinamiğinin başta Kuzey Kürdistan olmak üzere diğer parçalarda da egemen iktidarları toplumsal demokratikleşme yönünde değişime zorlaması bu zemini yarattı. Bugün de bu değişim talebi etkilerini gösteriyor. 'Çerçeve yasa' adı altında hazırlandığı söylenen taslağın içeriğinin Kürt inkarını sonlandıracak bir düzeyde olmayacağını biliyoruz. En azından asgari bir demokratikleşmenin nüvelerini içerirse 'çerçeve yasa' vasfı kazanabilir. AKP’nin hazırladığı taslağın bu beklentilerin çok uzağında olduğunu tahmin etmek güç değil. İttifak ortağı MHP’nin de bu konuda belli rahatsızlıkları olduğu basına yansıyor.
BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın 26 Haziran tarihli haberine göre; Bahçeli, “susarak” AKP’ye bir mesaj veriyor. Bugüne kadar taraflarca yalanlanmayan habere göre; Bahçeli'nin süreçle ilgili şimdiye kadar çok net mesajlar verdiğini belirten bazı (MHP’li) kurmaylar, "suskunluğuyla" da iktidar partisine mesaj verdiğini savunuyor ve şu yorumu yapıyor: "Siyaset sadece konuşarak yapılmaz. Konuşmayarak da yapılır ve öyle bir zamanlama yaparsınız ki, mesajınız bazen konuşmanızdan daha etkili hale gelir."
Çok açık bir biçimde ittifak ortağı iki partinin konuşarak sorun çözme zeminini kaybettiği anlaşılıyor. Haberde, AKP’nin 'çerçeve yasa' için ısrarla üzerinde durduğu “son silah da teslim edilmeden yasal düzenleme olmaz” yaklaşımı konusunda da ittifak ortakları arasında bir ihtilaf söz konusu olduğu belirtiliyor. Buna göre; MHP, AKP’nin aksine, "Son silah teslim edilmeden yasa çıkarılamaz" yaklaşımıyla “ilerleme sağlanamayacağını” savunuyor.
Bir süredir partisinin grup toplantılarında sürece ilişkin konuşmadığına dikkat çekilen Bahçeli, bu hafta da “suskunluğunu” sürdürdü. Konuşmasının son bölümünde AKP iktidarı ile ayrıştığı son derece tehlikeli bir başka konuyu gündeme getirdi. Bu başlıkla TSK içerisindeki bir rahatsızlığın da sözcülüğünü yapan Bahçeli, böylelikle ordu içerisinde de desteği olduğunun altını çizmiş oldu. Bahçeli, Cumhur İttifakı'na vesile olan 15 Temmuz sonrası AKP iktidarı tarafından kapatılan askeri hastaneleri gündeme getirerek, “Askeri hastanelerin yeniden açılması beka meselesi… NATO’da askeri hastanesi olmayan tek ülkeyiz… Askeri hastanelerin yeniden yapılandırılması şarttır. Bu milli beka meselesidir. Askeri hekim ordusu zaruridir. Askeri hastanelerin yeniden açılması hayati önemdedir” dedi.
AKP iktidarının sebep olduğu ve Bahçeli’nin dile getirdiği “beka meselesi"nin TSK içerisinde de ciddi bir rahatsızlık yarattığı anlaşılıyor. Konuyu Meclis kürsüsüne taşıyan Bahçeli, Erdoğan’a bu "beka meselesi"ni kimin yarattığını da hatırlatıyor. Bahçeli, bu çıkışıyla süreç konusunda ayak direten AKP’ye yeni bir "beka sorunu" yaratmama uyarısında bulunuyor.
MHP’nin, dolayısıyla Bahçeli’nin Kürt inkarı konusudan kurumsal ve kişisel inisiyatif alarak yapıcı bir tutum takınması beklenemez. Demokratik çözüm fırsatının, başta AKP olmak üzere bazı sığ siyasi hesaplarla bu sefer de ıskalanması halinde geri dönülemez bir kırılmanın yaşanması olasılığını gören devlet refleksi, Bahçeli’yi memur kılıyor.