- Demokratik entegrasyonun koşulu, tarafların birbirini eşit ve meşru özne olarak tanımasıdır; ezen-ezilen, hâkim-mahkûm, sahip-öteki ilişkisi değil, karşılıklı kabul ve ortak irade esastır.
HALİT ERMİŞ
Kürt sorununun çözümü konusunda tercih edilen yöntemlerden biri, “demokratik entegrasyon” olarak tanımlanıyor. Bu yaklaşım, 20. yüzyılın ulus-devletçi çözüm modellerinden farklı olarak; halkları ve toplumları ayrıştıran değil, ortak bir gelecek temelinde bir araya getirmeyi amaçlayan bir çözüm yöntemidir.
Kuşkusuz bu soyut bir durum değil, günümüz Ortadoğu ulus-devlet yapıları ve yaşadıkları krizli yapıları gözetildiğinde son derece somut bir alternatifdir ama aynı zamanda Ortadoğu tarihsel toplumunun da geçerli ve zorunlu kıldığı bir demokratik sistem inşa etmenin yöntemidir.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, demokratik entegrasyonu öncelikli olarak, bölge açısından derin bir çıkmaza dönüşen Kürt sorununun çözümünde en uygulanabilir yöntem olarak geliştiriyor. Başındaki 'demokratik’' kavramının içeriği doğru ele alındığında bölgede kategorileştirilen yapıların ‘sürekli çatışan’ durumlarını anlaşma ve ortak yaşamı sağlamaya çekebilecek bir rol üstlenebilir.
'Pozitif entegrasyon' olarak da ifade edilen bu yaklaşımın hangi bağlam içinde ele alındığının doğru anlaşılması, yalnızca Kürt halkı açısından değil, bölge devletleri ve toplumları açısından da önem taşıyor. Entegrasyon kavramı, farklı kesimler tarafından farklı şekillerde tanımlansa da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan "demokratik birlik ve bütünleşmek” şeklinde nitelendiriyor. Birlik ve bütünleşmenin sağlanması, farklılıkların birer egemenlik hususu değil, karşılıklı kabul temelinde toplumsal zenginlik kaynağı olarak kabul edilmesine dayanıyor. Bu, aynı zamanda tekçi/tekleştiren ulus-devlet gerçeğinin yarattığı toplumsal sorunların aşılması açısından da bir çözüm yöntemidir, yani devletin demokrasiye duyarlı hale getirilmesidir. Özü; toplumun, kendi demokratik örgütlenmesinin devlet eliyle engellenmesinin aşılmasıdır.
Temel esasları
Demokratik entegrasyon, güçsüzün güçlü tarafından hakimiyet altına alınması, kendi içinde eritilmesi değil, farklılıkların bir arada birlikte yaşamasını esas alır. Demokratik entegrasyonun temel koşulu, tarafların birbirini eşit ve meşru özne olarak tanımasıdır; ezen-ezilen ya da ‘hâkim-mahkûm’, sahip-öteki ilişkisi değil, karşılıklı kabul ve ortak irade esastır. Demokratik entegrasyonda taraflar vardır, ancak taraflar demokratik hukuk sisteminde bir araya gelir. Tek taraflı değil, çift taraflı uyum esastır.
Tarihsel sosyoloji
Tarih, bize evrendeki tüm farklılıklar arasında kaçınılmaz bir ilişkisellik ve birbirinin varlığını koşullama olduğunu somut kanıtlarla gösteriyor. Evrensel tarihin toplumsal yaşam yönü de farklılık içinde birliğin kaçınılmazlığını ortaya koyuyor. Bu perspektiften ele alınca tarihsel toplum, zorunlu olarak özde demokratik entegrasyonu esas aldığı ve dolayısıyla farklılıkların; ayrışmanın, çatışmanın değil, birliğin ilişkiselliğine dayanıyor. Başka bir anlamıyla da tarihsel toplum; farklılıkların çelişki ve çatışmaları körükleyen değil, toplumsal farklılıkların simbiyotik ilişki temelinde ama aynı zamanda optimal dengeyi koruyarak birbirinin varlığına anlam katan, güçlendiren, buna dayalı kolektif yaşam organizasyonlarını yaratan bir özün varlığını gösteriyor.
İktidar olgusu
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarih ve sosyoloji biliminin kaçınılmaz bir aradalığına dikkat çekip, buna bağlı olarak tarihsel sosyolojinin, sosyal bilim açısından zorunlu bir yöntem olduğunun altını çiziyor. Bu bağlam içinde değerlendirdiği toplum içindeki farklılıkların da birer çatışma ve egemenlik unsuru olmadığını, ancak tarihsel süreç içinde birikerek gelen ama aynı zamanda iktidar olgusuna karşı komünal direnişin paydaşları olduğunu vurguluyor.
İktidar olgusunu, tarihsel sorunların baş aktörü olarak değerlendiren Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bu olgunun tarihsel süreç içinde geçirdiği evreler sonucunda sürekli olarak toplumu köleleştirdiğinin altını çizer. İktidar olgusunu, avcı erkeğin kadına karşı geliştirdiği ve 'kastik katil' olarak nitelendirdiği zorla el koyma-hakimiyet kurma saldırısına kadar götürüyor. Hatta toplumsal ayrışmada en temel sorunu, avcı erkek kulüplerinin kadına karşı geliştirdiği hakimiyette görür.
Kadın özgürlüğü
O nedenle kadın özgürlüğünün toplumsal sorunların çözümünde başat rol oynayacağını belirtir. Toplumsal sorunun aşılmasında kadın özgürlüğünün birinci sırada olması gerektiği tezi de yine kadının ilk sömürülen kesim olmasından kaynaklıdır. Zira yaşam, kadın eksenlidir. Toplumsal yaşamın özü budur. Kadına dönük saldırı ve değerlerinin gaspı da toplumsal sorunların başlangıç noktasıdır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan konuya geniş yer verdiği Demokratik Toplum Manifestosu'nda, "Toplumsal sorunun kaynağında, klan toplumunda kastik katilin gaspçı, talancı ve öldürücü bir zümre olarak ortaya çıkması vardır. Önce kadın ve çocuklar üzerinde bir baskı uygulayarak, hiyerarşik güç birikimini başlatır. Bu baskıdan istediği sonucu alınca, ardından baskıyı toplumun geneline yayar ve toplumsal değerlere el koyarak sorunu genişletir" diyor.
Komün-devlet
Sosyolojik açıdan sapma olarak da değerlendirilebilecek ilk el koyma-hakimiyet kurma saldırılarını günümüze değin farklı yöntem ve argümanlarla gelişen iktidar olgusundan kurtularak da toplumsal sorunlara gerçek anlamda çözümün bulunacağının altını çizer. Tarihsel sosyoloji yaparken, toplumsal sorunların başlangıcına, kadının erkek tarafından sömürüsünü koyması kadar, uygarlık tarihini komünal toplum ile devlet arasındaki çelişki şeklinde nitelendirmesi de son derece dikkat çekicidir. Demokratik Toplum Manifestosu'nda sürekli olarak "biz tarihsel sosyoloji yapıyoruz" diyerek toplumsal sorunların tarihsel birikimine işaret ediyor, ancak çözümün de sapmanın yaşandığı yerden düzeltmeyle gelişebileceğinin altını çiziyor.
Demokratik uzlaşı
Dolayısıyla geliştirdiği demokratik entegrasyon yoluyla da tarihsel olarak toplumsal sorun haline gelmiş sistem ve zihniyet yapılarını köklü bir değişime zorluyor. Devleti zor ve şiddetle yıkma değil, devlet içinde ancak toplumun kendisini örgütleyip doğrudan kendi iradesiyle yönetebileceği alanı genişletmeye çalışır. Bunu da demokratik toplum ile devletin demokratik uzlaşısı olarak nitelendirir.
Toplumun öznelleşmesi
Kürt Halk Önderi, bu tezini geliştirirken iktidar ve devletin zor ve baskısıyla denetime alarak nesne haline getirdiği toplumu yeniden özne olarak belirliyor. Özne olmak kolektif özgürlüğün kurmay gücü olarak nitelendirilebilir. Özne olmak, yönetilen değil, kendi kendini yöneten pozisyona gelmeyi, kendi karar gücünü kazanmayı ifade eder. Bu da kolektif bilinç ve mücadeleyi zorunlu kılar. Burada bireyin iradesinin yok sayılması gibi bir çıkarsama yapılmamalı. Bilinmelidir ki; özgür bir toplum ancak özgür bireylerle vücut bulabilir ve toplumsal özgürlük geliştiği oranda da birey özgürlüğünden söz edilebilir.
Kolektif özgürlük ancak komünal toplum olmakla, yani toplumun ortak karar ve sorumluluk içinde bir arada yaşamasıyla mümkündür. Bu da toplumun özne haline gelmesini zorunlu kılar. Toplumun özne haline gelmesi, yerel demokrasinin zorunlu koşulu olarak öne çıkar ki bu da ulus-devlet çıkmazının aşılmasında, en azından demokrasiye duyarlı hale gelmesinde zorunlu koşul olur.
Demokratik entegrasyonun yaşanabilmesi açısından da demokratik toplum ile devlet, taraflar olarak kabul ediliyor. İki taraf arasındaki çelişki ve sorunların da ancak demokratik siyaset yoluyla çözülebileceğine vurgu yapılıyor. Burada önümüze çıkan en temel şart ise iki tarafın demokratik müzakereyi kabul etmesi ve demokratik hukuk sistemi içinde sorunları çözme konusunda mutlak irade koymasıdır.
Devam edecek: Ulus-devletin yapısal krizine karşı demokratik entegrasyon.