Otuz yıldır ülkemden, topraklarımdan uzakta yaşıyorum. İlk defa çok uzun süre Türkiye'de ve Kürdistan'da kalma imkanım oldu. Dört hafta Amed başta olmak üzere çok farklı yerlerde bulundum ve halkın içinde, halkın ağzından var olan gelişmeler ile ilgili yorumları dinledim. Halkların düşünceleri, korkuları ve kuşkularını gözlemledim. Çok daha önemlisi şimdiki iktidarın yaratmak istediği farklı yerlerdeki farklı algıları gözlemlemek, gelecek için neler tasarlandığının sinyallerini bu algılar içinde görmek mümkün.
Ulusalcıların kalesi olan bölgelerde yaratılan algı ve algılar ulusalcılar ya da CHP lehine değil, İslam dini temel alınarak, halkları düşmanlaştıran uzun vadeli düşünülmüş ve uygulamaya konulmuş bir toplum mühendisliği. Bu farklı bir yazı konusu.
Asıl önemli olan, 6-8 Ekim olaylarında Amed'de neler yaşandı? Ayrıntılı yazmak köşe yazısının sınırlarını aşacağı için sadece birkaç önemli noktaya değinmek istiyorum.
IŞİD'in Şengal'de uyguladığı katliam, Musul'u işgal etmesi, ardından Kobanê'ye yönelmesi, çoğunluğu oldukça politikleşmiş Kürt halkında tansiyonu oldukça yükseltmiş. Erdoğan'ın ''Kobanê düştü, düşecek'' söylemi bardağı taşıran son damla olmuş. KCK ve Demirtaş'ın ''sokağa çıkma'' çağrıları zamanlaması oldukça iyi ve halkta karşılığı olan bir çağrı. Bu çağrılar olmasaydı, halkın kendiliğinden oluşan tepkisi nasıl sonuçlanırdı bir öngörüde bulunmak zor. Bu çağrı nedeniyle başlayan toplumsal tepkilerin sonlanması da tekrar bir çağrı ile mümkündü. Ve zaten bu da oldu. Kısacası müthiş bir toplumsal tepki ki buna isyan da denebilir, kontrollü yönetilebildi.
6-8 Ekim olayları aslında ''devrim'' diye de tanımlanabilecek bir deneyimdi. Ancak gözlemlediğim kadarıyla ve sonuçlarını bazı bilgiler ile birleştirince, ''karşı devrim'' hazırlıklarının da olduğu ve devlet içinde böylesi bir toplumsal olayda, yeterince hazırlıklarının olduğu ve bunları mobilize edebilecek güçte olduğunu söyleyebiliriz. Şeyh Said İsyanı, Dersim Soykırımı incelenirse, devletin bu tür planlarını uygulayacak mobil güçlerinin her zaman hazırda beklediğini düşünebiliriz.
Bu karşı devrim düşüncesi, Kürtlerin kitlesel olarak, PKK'ye karşı isyan etmesi düşüncesi yıllar önce, Taraf gazetesinin polis köşecisi tarafında ayrıntılı yazıldı. Hatta pilot bölge olarak Batman'ın seçildiği bile söylendi. Bu bilgileri de kullanarak olayları değerlendirdiğimizde, aşağıdaki soruları sormak bizim görevimiz. Doğru yanıtlarını bulmak da siyasetin işi.
6-8 Ekim olaylarında toplam 51 insan hayatını kaybetti. Demirtaş'ın söylediği gibi bunlar çoğunlukla HDP taraftarı ya da üyeleriydi. Ölenler polis ve asker kurşunları ile ölmediler (otopsi raporlarına dayanarak söylüyorum). Kim öldürdü insanlarımızı?
Dükkanları yağmalanan bazı esnaflar, ''Diyarbakır 5 nolu'' cehenneminden geçmiş, Kürt Özgürlük Hareketi taraftarı ya da sempatizanları. Aldığım bilgilere dayanarak söyleyebilirim ki, sanki bu esnaflar özel seçilmiş. Bir dükkanların üzerinde çarpı işareti(!) eksik. Neden bu esnaflar hedef seçildi?…
90'lı yıllarda HADEP Amed İl Başkanlığı yapmış, Avukat Hüseyin Turhallı'nın, Vedat Aydın'ın cenaze törenindeki bir anekdot ile bu duyumları birleştirince aslında yanıt bulmak çok zor olmuyor. Duygu, öfke patlamasının top noktada olduğu(kontrolun zorlaştığı) cenaze töreninde Vedat Aydın'ın evinin önünden geçerken, evi ve dükkanı göstericiler arasına karışmış, kontr-gerilla üyeleri tarafından taşlanmış. Hüseyin Turhallı bunun canlı tanığı ve bunu ayrıntıları ile toplum ile paylaşmıştı.
Şimdi neden bazı esnaflar sorusu açıklık kazanmıyor mu?
Peki kim bunlar?
Hatırlatmak ve yanıt bulmak için soru sormaya devam edersek; kısa bir süre önce ölen JİTEM'in kurucusu olduğunu söyleyen Arif Doğan Kürdistan'da onbin kadınlı-erkekli silahlı eğitim görmüş Kürt örgütlediğini (devlet için) söylemişti. Bu korkunç bir rakam. Arif Doğan'ın ruh hali ve kişilik yapısı incelendiğinde söyledikleri doğru olan insan tipolojisine giriyor.
Şimdi bunlar nerde? Hala aktifler mi yoksa pasifler mi?... Aktif iseler nerde aktifler? Pasif iseler ne için bekletiliyorlar?…
Soruları çoğaltmak, örnekleri zenginleştirmek için yeterince olay, olgu ve bilgi var. Örnek olarak Amed'deki iftar sofrasına saldırıyı, gerilla annelerinin belediye önündeki eylemlerini de ekleyip daha da zenginleştirebilirsiniz.
Kısacası 6-8 Ekim olayları bir devrimdi...
Ancak karşı-devrimin çabalarını da küçümsemek, yok saymak büyük kaybettirir. Ölümcüldür. Devrimi karşıtına dönüştürebilir…