"Kördüğüm olmuş toplumu çözüyor, 

sizin için bitmiş bir tarihi yeniden başlatıyoruz." A.Öcalan


AKP’li Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Fiili durum değişmiştir, şimdi bunu anayasal çerçeveye oturmak gerekir" dediğinde çok tepki topladı. O ve şürekası yıllardır önlerine koydukları stratejinin gereğini yapıyor ve istikrarlı bir şekilde yeni yöntemlerle bunu adım adım uyguluyorlar. Dün çözüm süreci adı altında oyalama taktiğini uyguladı, bugün de koalisyon kurma bahanesiyle bu taktiğini sürdürüyor. Erdoğan’ın fiili durum dediği, kendisinin değiştirdiği koşulların adıdır. Yani önce savaşı başlatarak fiili durum yarattı; şimdi de "fiili durum değişti" diyerek başkanlık/sultanlık sisteminin yasal dayanaklarını (bu fiili duruma göre) oluşturacak. Çünkü Erdoğan yasalar üstüdür. O yasalara göre değil yasalar ona göre uyarlanır. ’82 Anayasası artık ona da dar gelmektedir. 

Erdoğan Rojava’da ve seçimlerde aldığı yenilgiyi yarattığı fiili durumla zafere dönüştürmek istiyor. İşlediği suçların hesabını vermemek için her yolu deniyor ve her türlü vahşeti yapmaya devam edecek. Çünkü onun için esas olan halkın ve ülkenin özgürlüğü değil, iktidarının korunmasıdır. O bu hırsını asker cenazelerinin tabutlarının altında saklıyor. Acıları çoğaltarak insanlara kin ve nefret aşılayarak onları cenazelerle ilgilenir duruma getirerek başkanlığını/sultanlığını bu kargaşada ilan etmek istiyor. Bu durum Hz. Muhammed’in cenazesi yerdeyken iktidar kavgası verenlerin durumuna benziyor. O gün, Hz. Muhammed’in cenazesiyle ilgilenmeyi iktidara tercih eden Hz. Ali’nin durumu neyse HDP’nin bugünkü durumu da odur. Bugünkü cenaze ise ülkenin ve halkın kendisidir. Bu cenaze Erdoğan'ı ilgilendirmemektedir. Çünkü onun çocukları ve çevresi güvenli bir yaşam sürmektedirler. Zaten onların kutsal dedikleri vatan dün ayakkabı kutularında bugün de özel yerlerde ve farklı ülkelerdeki kasalarda özenle korunmaktadır.

AKP’li cumhurların başkanı Erdoğan doğru söylüyor; fiili durum değişmiştir. Onun fiili durum dediği aslında demokrasi güçleri açısından devrimci durum fazlasıyla olgunlaşmıştır anlamına gelmektedir. Fiili durum sadece onun açısından değil, ezilenler ve Kürt halkı açısından da değişmiştir. O nasıl bunu görerek sürece kendisi açısından müdahale ediyor ve kendi saltanat devrimini yapmak istiyorsa, Kürt halkı da bunu görerek kendi özerk alanlarını ilan ederek öz savunmasını fiili duruma göre yeniden konumlandırıyor. Yani olgunlaşmış objektif koşulların bir gereği olarak, hazırlanmış olan subjektif koşullar devreye giriyor. 

Burada ikili bir "iktidar" durumuna ilişkin fiili durumdan bahsetmek daha doğrudur. Adım adım bu örülmektedir. Bir tarafta Erdoğan ve hizmet ettiği sermaye gücü kendi iktidarını tahkim eder ve biçimsel değişikliklere giderken, halk ise sözün, yetkinin, kararın ve uygulama gücünün kendisinde olduğu özerk alanlarını inşa ederek bu temelde sosyal, siyasal, kültürel, psikolojik vb. tüm alanlarda meşru olan öz savunmasını, komün ve meclislerini inşa ediyor. Bugün için Erdoğan’ın kurmak istediği sistemin sembolü, yalan dünyaların kan kokulu kaçak Saray'ı iken, Kürt halkının sembolü ise kurdukları barikatlarda özgürlük savaşında ölümsüzleşen şehitlerin dalgalanan bayrakları ve bunların toplamı olan önderliğidir. Bu bağlamda, Erdoğan’ın savaşı Saray'ın saltanatını koruma amaçlıyken, halkın direnişi de özgürlüğünü kazanma ve varlığını koruma direnişidir. Erdoğan devleti korumanın, Kürt halkı ise onurunu korumanın savaşını vermektedir. 

Erdoğan, insanlığın doğallığını bozan, kendine yabancılaştıran, kirleten ve köleleştiren devleti sağlamlaştırmanın peşindeyken, Kürt halkı doğal toplumun demokratik komünal değerlerini günümüz ve geleceğin (ahlaki politik değerlere yabancı olmayan) güzellikleriyle buluşturan "demokratik ekolojik ve kadın özgürlükçü" sistemini kurmanın peşindedir. Bunun adı demokratik sosyalizm/demokratik konfederalizmdir. Değişen fiili durum bunun daha da belirginleşerek sokaklara yansıması ve halkın gidişata el koymasıdır. Erdoğanın telaşı bundandır. Çünkü olası bir erken seçimde kaybedeceğini görmüştür. Korkusu derinleşmiş ve ne dediğini bilemez duruma gelmiştir. Bu onu daha da saldırganlaştıracak ve olası bir seçimin de çok kanlı geçmesinin zeminini oluşturacaktır. Umudunu asker ve polis cenazelerine bağlayan bu zat, ailelerin cenazelerde verdiği tepkilerden dolayı seçimlerde daha büyük bir yenilgi alacağını görmüştür. Girdiği paradokstan daha fazla kan dökerek çıkmaya çalışmaktadır. Çünkü barış ve kardeşlik çözümüne aklı yetmemekte olup, atalarından kalan genlerinde de bu yoktur.

Kriz iyice derinleşiyor ve kaos artıyor. Krizlerden çıkmak için geçici çözümler bulunabilir. Ama kaostan ancak kalıcı çözümlerle çıkılabilir. Erdoğan bunu da göremiyor ve battıkça batıyor.

Bütün bunlar, Türkiye ve Kürdistan’daki halkların ortak geleceğini inşa etmenin şansını da olgunlaştırıyor. Kürt halkı buna hazır olduğunu attığı fiili adımlarla göstermeye devam ediyor. Peki ezilen ve sömürülen Türk, Çerkez, Ermeni, Laz, Abaza, Pomak ve diğer Türkiyeli halklar ve onlara öncülük iddiasıyla ortaya çıkmış olan yasal ve yasal olmayan devrimci demokrasi güçleri hazır mı? Yoksa hala olası bir erken seçimde iktidar olmayı mı düşlüyorlar! Türkiyeli erkekler ve kadınlar, farkında mısınız, TBMM çözüm yeri olmaktan çıkmıştır. Çözümün siz olduğunu artık fark edin! Devletli yaşama yani "daha önceki yaşama" yaşam demeyin. İnsanlık tarihinde Zagros eteklerinde başlayan yaşam, aslında bir kez daha yenilenmiş olarak eşit ve özgür temellerde başlıyor." (Öcalan) Ve temelleri Kürdistan’da atılıyor.