90'lı yılların ortalarından beri profesyonel olarak fotoğraf sanatçılığına yönelen ve Kürdistan'ın coğrafik güzelliklerini, tarihi yapı ve alanlarının yanısıra Kürtlerin kültürel yaşayışını yüzlerce fotoğrafla belgeleyen Mehmet Masum Süer, son bir yıl içinde 14 ülkede düzenlenen uluslarası yarışmalarda 64 ödül aldı. 'Kürtçe kokulu fotoğraflar çeken sanatçı' olarak tanınan Süer ile fotoğrafçılık macerasını konuştuk.


Bildiğimiz kadarıyla fotoğrafla ilişkinizin 40 yılı aşan bir geçmişi var. Fotoğraf sanatında bugünlere nasıl geldiniz? 

Fotoğrafla ilk tanışmam, Mardin’in Kızıltepe ilçesinde yaşadığımız günlerde henüz küçük bir çocukken gerçekleşti. 1970 yılında, nasıl olduysa elime üstten bakmalı 6x6’lık bir fotoğraf makinası geçti. Aile fertlerinin ilk fotoğraflarını -ki bazıları arşivimde hala duruyor- bu makinayla çektim. Fotoğraf çekmeyi sevmiştim ve bugüne kadar hiç makinasız kalmadım.  

Daha sonra liseyi henüz bitirmeden son sınıftayken Ankara’da yayınlanan ‘Başkent’ adlı aylık bir dergiye yazılar yazarak gazeteciliğe başladım. ‘Sanat ve İnsan’ adlı bir başka dergide de ilk fotoğraflarım yayınlandı. Liseyi bitirdikten sonra 1976 yılında bir haber ajansının bölge müdürlüğünde muhabir olarak işe başladım. Çocukluğumda başlayan fotoğraf sevgisi ve merakım, bu kez meslek gereği devam etti. 1993’e kadar değişik gazete ve haber ajanslarıyla dergilerde temsilci, muhabir, redaktör ve yazar olarak görevlerde bulundum. Bu süre içinde sadece haber fotoğrafçılığı yaptım.

Güncel gazeteciliği bıraktıktan sonra dil, tarih ve kültürel konularda araştırmalara yöneldim. Bu arada Hasankeyf ilgimi çekti. 1996’da internet üzerinden Hasankeyf’i dünyaya tanıtan ilk web sitesini kurdum, bu sitem hala yayındadır. Aynı yıl içinde, çok zor şartlar altında, bir süre ‘Kewar’ adlı, Kürt tarih, kültür ve sanatıyla ilgili belgelerin derlenip yayınlandığı bir web sitesi yayınladım. 

1996’da ilk Hasankeyf fotoğraflarımı çekmeye başladım. Fotoğrafla ilişkim, haber fotoğrafçılığından başka bir alana kaymıştı. 2000’li yılların başından itibaren Hasankeyf, Amed, Mardin ve Van’daki tarihi ve doğal güzelliklerin fotoğraflarını çekerek belgelemeye başladım. Tarihi yapı ve alanların fotoğraflarını bir kez çekmekle yetinmedim, belli aralıklarla izleyerek bu eserlerin gelişimini (yıkılma ve onarım gibi değişimi) bugüne kadar çekmeye devam ettim. 


Bu alanda çalışmalarınız sürerken Kürt kültür ve sanat yaşamına yöneldiğiniz, hatta bir projeyle birçok Kürt sanatçısı ve ünlüsünün portrelerini de çekmeye başladığınızı görüyoruz. Bu yönelim nasıl gelişti, hangi düşüncelerle bu tür fotoğrafları çekmeye başladınız?

2000’li yılların başında başta Amed olmak üzere birçok kentimizde Kürt kültür ve sanat yaşamı canlandı. Edebiyat, resim, heykel, tiyatro, sinema, müzik alanlarında önemli etkinlikler yapılmaya başlandı. Bu etkinlikleri hem belgeleyecek hem de kamuoyuna ulaştıracak fotoğrafların çekilmediğini gördüm. Sahne fotoğrafçılığı ilgi alanımın dışında olmasına rağmen konser ve tiyatro gösterilerinden fotoğraflar çekmeye başladım. Özellikle tiyatro oyunlarından güzel fotoğraflar ortaya çıktı. Bu fotoğraflarım, ülkemizin diğer parçalarında fotoğraf çeken gençler için örnek oluşturdu. Birçok genç arkadaş da artık bu türden fotoğraflar çekiyor, bu da beni sevindiriyor. 

Bu arada, yaşamın her alanından dünyadaki Kürt ünlülerinin portre fotoğraflarını çekip belgelemek düşüncesi gelişti. ‘Ên Me’ (Bizimkiler) adı altında bir proje çerçevesinde portre çekimlerim devam ediyor. Bugüne kadar 200 civarında ünlünün portrelerini çektim. Bu portrelerden oluşan ‘Ên Me’ sergisini Amed ve Viranşehir, Güney Kürdistan’da ise Ranya ile Süleymaniye kentlerinde açtım. Büyük ilgi gördü. 

Çektiğim fotoğrafların büyük bir bölümü Kürt kültür, sanat ve coğrafyası ile ilgili olunca, bu fotoğrafları kullanarak Kürt kültürü, sanatı ve yaşamını dünyaya tanıtmak istedim. Son yıllarda bu çabalarım değişik şekillerde giderek arttı. Fotoğraf ajanslarıyla ilişkiye girdim, halen dünyanın en büyük ajansı Getty-Images ve Istock’un fotoğrafçıları arasında yer alıyorum. Bu ajanslarda fotoğraflarım paylaşılıyor. National Geographic ve Light and Composition gibi dergilerin web sitelerinde de paylaşımlarım sürüyor. GPU (Global Photographic Union) ve PSA (Photographic Society of America) gibi birliklerin üyesiyim, bu dernekler aracılığıyla da Kürt kültürünü tanıtmaya çalışıyorum... Yurt içi ve yurt dışında son 10 yılda 15 sergi açtım. 


Kürdistan'ın görünmeyen, toplumun kayda değer bulmadığı güzelliklerini ortaya çıkarıyorsunuz. Fotoğraflarınızı hangi amaçlar doğrultusunda çekiyorsunuz? Nelere dikkat ediyorsunuz? 

Yaşamımızın iki yönü, iki yüzü var. Bir yüzünde dünyada günlük olarak yaşanan çatışmalar, ölüm, haksızlık, yolsuzluk ve açlık gibi insanı rahatsız eden olaylar, diğer yüzünde ise insanı mutlu eden, sevindiren ve günlük hayata bağlayan gelişmeler var. Kürt toplumu olarak özellikle son 30-40 yıldır hep ölümler, acılar içinde yaşadık. 

Bu yönelimimin gerçek nedenini bilemiyorum ama (çatışmalara ve yaşanan onca acıya rağmen) ben Kürtlerin günlük yaşamının mutluluk veren ve kişiyi yaşama bağlayan anlarını fotoğraflamayı tercih ettim. Bu tercihim bilinçli bir tercih değildi. Kendiliğinden gelişti. Mutlu eden, iç açan görüntüler dikkatimi çekiyor. Geniş açılı, aydınlık ve canlı renklere sahip fotoğraflar... Fotoğraflarımın büyük bir bölümünün ortak yanı budur. Bir Kürt insanı olarak, çatışmalı ortamdan dolayı yaşayamadığım mutluluk ve sevinç duygularını fotoğraflarımla bulmaya çalışıyorum. Halkımı, fotoğraflarımdaki gibi mutlu görmek istiyorum. Sizin de belirttiğiniz gibi bu acılı ortamda belki de kayda değer bulunmayan anlık güzellikleri, mutluluk ve sevinçleri estetize edip fotoğraflara döküyor, zaman tünelinde donduruyorum. Böyle olunca çoğu zaman fantastik fotoğraflar ortaya çıkıyor.Fotoğraflarımın çoğu, kültür ve sanat konulu olunca konser ve gösterilerde öne çıkan giyim-kuşam ve diğer kültürel öğeleri olabildiğince orijinal renklerine yakın ve canlı renklerle fotoğraflıyorum. Buna çok önem veriyorum. 


Katıldığınız sergi ve yarışma organizelerinde insanların Kürt kültürü ve Kürdistan'da yaşanan sorunlara bakışı size nasıl yansıyor? Fotoğraflar anlatılmak istenen her şeyi anlatmaya yetiyor mu?

Kürt halkı maalesef yüzyıllardır birbirinden kopmuş, aralarına sınırlar çekilmiş. Dört parçadaki Kürtler maalesef birbirlerini ve kültürlerini tanımıyor. Eskiden, fotoğraf, gazete, dergi ve televizyon gibi haberleşme araçlarının olmaması da Kürtleri birbirinden iyice uzaklaştırmış. 

Son 20-30 yılda yaygınlaşan kitle iletişim araçları sayesinde, birbirinden uzak ve habersiz yaşayan Kürtleri birbirlerini ve kültürlerini yeniden öğrenmeye ve keşfetmeye başladılar. Bu tanıtımda fotoğraf da önemli bir rol oynuyor. Ben çektiğim fotoğraflarla bu tanıtıma ve böylece ortak ulusal bir bilincin oluşmasına elimden geldiğince hizmet etmek istiyorum. 

Hem Kuzey'de hem de Güney’de açtığım sergilerde halkın bu anlamda büyük ilgisini gördüm. Kürtler, diğer parçalarda yaşayan Kürtlerin kültür ve sanatlarını ve yaşam biçimini merak ediyor ve öğrenmek istiyor. Kürt ünlülerinin portrelerinden oluşan sergiyi Viranşehir, Amed, Süleymaniye ve Ranya kentlerinde açtım. İki tarafta da sergiyi gezenlerin, her fotoğrafı dikkatle izleyip, fotoğrafların altındaki biyografileri merak edip ilgiyle okuduklarını gördüm. 


Bu bağlamda Kürdistan'da fotoğraf sanatçılığının önemi nedir? 

Ülkemizde fotoğraf sanatını biraz önce verdiğim yanıttan dolayı önemli buluyorum. Hem her parçada yaşanan çatışmalı ortamın ve sonuçlarının habercilik açısından belgelenmesi; hem de dediğim gibi Kürt kültür ve sanatı ile günlük yaşamının, kültürel ve tarihi değerlerinin ve coğrafyasının fotoğraflanıp belgelenmesi ve hem dünya kamuoyu hem de Kürtler’e ulaştırılması bakımından fotoğraf önemlidir. Bunu yakın tarihlere kadar Batılı yabancı fotoğrafçıların yaptığını görüyoruz. Ancak günümüzde haber fotoğrafçılığı hem de sanat fotoğrafçılığı anlamında çok iyi işler çıkaran Kürt arkadaşların olduğunu görüyoruz. Bu da fotoğrafçılık adına sevindiricidir. 


Bir yıl içerisinde bazı fotoğraflarınız 14 ülkede düzenlenen uluslarası yarışmalarda 64 ödül aldı. Bu ödüllerin hikayelerini okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?

Son iki-üç yıldır yaşadığım bazı üzücü ve rahatsız edici gelişmeler, beni dünyaya açılma ve fotoğraflarımı uluslar arası ortamlarda paylaşma ve değerlendirmeye açmaya yöneltti. Önce dünyanın en büyük iki fotoğraf kurumuna (GPU ve PSA) üye oldum. Yine bazı uluslar arası haber ajansı ve dünyanın en büyük fotoğraf ajansı Getty Images’la ilişki kurdum. Şu anda Getty Images ve Istock’un fotoğrafçıları arasında bulunuyorum. Bu ajanslarda fotoğraflarımı paylaşıyorum.

Dünya açılmanın diğer ayağını uluslar arası yarışmalar oluşturdu. Bazı çevrelerin fotoğraflarıma yönelik eleştirilerine ancak bu yarışmalardan alacağım sonuçlar yanıt verebilirdi. Fotoğraflarımın hiçbirisini, yarışmalara katılmak üzere çekmemiştim. Bir yıl önce, uluslar arası fotoğraf yarışmalarına fotoğraflarımı göndermeye başladım. Bu yarışmalar, Dünya Fotoğraf Sanatı Federasyonu FIAP’ın gözetiminde ve FIAP’ın onayladığı jüri üyelerinin yer aldığı yarışmalardır. Çok sayıda ülkede yarışmalara katıldım. Bugüne kadar 15 ülkede 26 ayrı fotoğrafımla toplam 64 diploma veya sergileme ödülü kazandım. Bu fotoğraflarımdan Amed’deki Surp Giragos Kilisesi 10, Amed keklik satıcıları 5, Adıyaman-Nemrut Dağı Commagene heykelleri 4, Van-Muradiye şelalesi 3 ödül kazandı. 1-2 ödül alan fotoğraflar arasında Amed’i ve Kürt kültürü ile sanatçılarını  tanıtan fotoğraflar da yer alıyor. 


Biraz önce yaşadığınız 'üzücü ve rahatsız edici gelişmeler'den söz ettiniz. Bundan bahsetmek ister misiniz?

Sosyal medyada son üç yıldır maalesef fotoğraflarım ve sanat anlayışımla ilgili rahatsız edici birçok paylaşım ve yayın yapıldı, hala yapılıyor. Paylaşımlar ve yayınlar, kısa yoldan ve yorum yapmadan kötüleme, karalama ve aşağılama amacını taşıyor. Bunu yapanlar arasında fotoğrafla ve sinemayla ilgilenen kişilerin ve bazı yazarların da olması düşündürücüdür. 

Fotoğraflarımın üzerine adımı yazmam, büyük bir eksiklikmiş gibi yaygın olarak işleniyor, alay konusu yapılıyor. Geçen gün bir fotoğrafçı adımı vermeden, ‘Fotoğraflarının üzerine adını yazıp, bu fotoğrafı ben çektim diyen kişi’ olarak söz ediyordu. Günümüz dünyasında, tüm dünya sanatçıları gibi sosyal medyayı ve basın-yayın araçlarını kullanıyor ve fotoğraflarımı, çalışmalarımı, düşüncelerimi, duygularımı geniş halk kitlelerine ulaştırmaya çalışıyorum. Bu çabam da maalesef bazı kimse ve çevre tarafından ‘Kendini övüyor, reklamını yapıyor’ şeklinde yanlış olarak değerlendiriliyor.

Yine bazı çevreler, fotoğraflarımı ‘fantastik’ olarak nitelendirip ‘sanatsal bir değerlerinin olmadığını’ öne sürüyor. Benden özellikle sokak eylemleri ve çatışma alanlarından fotoğraflar bekliyorlar. Ben de onlara, sokak eylemlerinden ve çatışma alanlarından fotoğraf çeken çokça arkadaş olduğunu ancak benim çektiğim anlamda fotoğrafların az olduğunu söylüyorum. Fotoğrafçılar olarak ilgi alanlarımızın farklı olmasının doğal olduğunu anlatıyorum. Kimi arkadaşlarımız sadece manzara, kimi sadece kuş, kimi sadece portre fotoğrafları çeker ve bu alanlarda uzmanlaşır. Bu arkadaşların tercihlerine saygı duymak gerekir. Her fotoğrafçı her türlü fotoğrafı çekmelidir gibi bir yaklaşım bence yanlıştır.  


Fotoğrafçılık kariyeriniz açısından sizi bundan sonra bekleyen nedir?

Yıl sonuna doğru tüm Kürt kamuoyunu ve dost ve arkadaşlarımı da onurlandırıp sevindirecek önemli bir gelişme yaşanacak. Onu şimdiden açıklamıyorum, sürpriz olarak kalsın… 


'1992'de çektiğim Sur fotoğrafları şimdi daha değerli'


Kürdistan'ın güzelliklerini resmederken, özellikle Amed'in kadim ilçelerinden Sur'u çokça fotoğrafladınız. Sur'un yıkımı karşısında neler hissettiniz/hissediyorsunuz? 

Evet, muhabirlik yaptığım yıllarda, 1992 yılında, Amed’in Sur ilçesinin havadan 3 fotoğrafını çektim. Sur’a henüz betonun girmediği yıllardı. Siyah bazalt taştan yapılma evlerin hemen tümü iki katlı ve bahçeli evlerdi. Bu bahçelerin çoğunda  ağaçlar vardı. Havadan çekilen fotoğrafa dikkat edilince alanın hemen tümü yemyeşil görünüyor. Bazalt taşlarla örülü dar sokaklarıyla bilinen Sur ilçesi, camileri, kiliseleri, hanları ve çarşılarıyla adeta bir açık hava müzesi gibiydi. Hem Amedliler’in hem de kenti ziyaret eden turistlerin hemen her gün uğradığı, tarihi ve kültürel doku ve kokuların birbirine karıştığı çok değerli bir alandı. 

Sur ilçesinde 3 ayı aşkın bir süre devam eden çok şiddetli patlama ve çatışmaları 3 ayı aşkın bir süre en yakından duyan ve yaşayan Amedlilerden biriyim. Evim ve işyerim, çatışmaların meydana geldiği Sur’a 300-500 metre kadar mesafedeydi. Çatışma alanıyla aramızda 12 metre yüksekliğindeki surlar vardı. Bu süreçte her Amedli gibi biz de büyük acılar, travmalar yaşadık. Patlayan her bomba ve kurşun sesini her defasında adeta içimizde hissettik. Patlama ve çatışmalar bir yana Sur’un öte yanında nelerin olup bittiğini bilememek, sağlıklı haber alamamak da ayrıca üzüyordu. 

1992’de havadan çektiğim fotoğraflar, şimdi benim için çok daha önemli ve değerli. Ancak fotoğraflara her baktığımda, içimi bir hüzün kaplıyor, üzülüyorum. Sur’un önemli bir bölümü yıkılmış durumda. 40 yıldan beri yaşadığım Amed’de bu 40 yılımın 30 yılını Sur’da geçirdim. Evim ve çalıştığım iş yerleri bu semtteydi. Sur’un 30 yıllık değişim ve gelişimini bizzat yaşayarak görmüştüm.


Sozdar DERSIM