Dünyaca tanınan devrimci şair ve yazar Lorca, 38 yıllık kısa ömründen geriye hepsi birbirinden güzel ve anlamlı eserler bıraktı. Yaşadığı memleketin insanını, geleneklerini, düşünce yapısını kısaca Endülüs'ün ruhunu şiirlerinde ve tiyatrosunda ustalıkla yansıtır. Hayatı boyunca tek amacı halkının yaşadıklarını sanatı aracılığıyla duyurmak olur.

Granada'nın sesi
Federico Garcia Lorca, 1898'de Granada'ya on dakika uzaklıkta bir köyde doğar. Doğduğu köyde Çingeneler yaşıyordu. Sokakta yakılan ateşlerin, doğaçlama çalınan gitarların ve flamenkonun acı ezgileri arasında büyür. Bu acı, ayrılık ve ölüm teması Lorca'nın daha sonraki edebiyat yaşamında da etkili olur.
Hukuk Fakültesi’nden mezun olur ancak hiçbir zaman hukuk alanında çalışmaz. Kendini daha öğrenciyken başladığı edebiyat çalışmalarına verir. Elbette hiçbir zaman yazmayı devrimcilikten ayrı ele almaz. Kendini "Ben de her gerçek şair gibi devrimciyim" şeklinde tanımlayan Lorca, mücadelesiyle faşizme karşı direnişin sembolü olur. Hayatı boyunca İspanya halkının özgürlüğü için çaba harcar.

Şairane tiyatrolar yazar
1928′de yazdığı Romancero Gitano (Çingene Baladı) ile ün kazanan Lorca, Salvador Dali ile birlikte İspanya’nın çağdaşlaşması için çalışır. Şiirde, politikada ve ahlak anlayışında modernliğin savunucusudur. Şiirler Kitabı, Şarkılar, Çingene Türküsü, Cante Jondo Şiiri, Galisya Dilinde Altı Şiir, İlk Şarkılar, Şair New York'ta, Tamarit Divanı gibi şiir kitaplarına imza atar. Şiirlerinde genellikle aşk, ölüm ve tabiat konuları vardır.
Lorca'nın tiyatrosu sanatçının edebi olgunluğunun bir ürünüdür. Yapı ve psikolojik derinlik bakımından tiyatroda büyük bir başarı göstermiştir. Düz yazı ile kaleme aldığı oyunlarında şiirin etkisini görmek mümkün. Lorca da 1934 yılında yayınlanan bir makalesinde "tiyatronun kitap sayfalarından kalkarak insan şekline giren şiir olduğunu" yazmıştır. Tiyatro eserlerinde de ilhamını halktan ve yaşanmış olaylardan alan Lorca, 14 esere imza atar. Eskicinin Tazesi, Kanlı Düğün, Yerma, Bekar Bayan Rosita ve Bernarda Alba'nın Evi bunlardan bazıları.

Faşizmin fermanı
Lorca, tüm dünyada edebiyatının yanısıra devrimci kişiliği ile de tanınır. O, faşizme karşı mücadelesinde şiirler, oyunlar yazar, gezici tiyatrolarla İspanya’nın en ücra köşelerine mücadelesinin sesini taşır. Lorca'nın yazdığı 'İspanyol Muhafız Baladı' ölüm fermanı olur. Çünkü bu şiirinde de faşizmi anlatmaktadır:

"Karadır atları, kapkara
Nalları da kapkara demir.
Pelerinlerinde parıldar
Mürekkep ve mum lekeleri
Ağlamak nerede onlar nerede
hepsinin de kurşundan beyni
Yoldan ağır çıkageldiler
gönülleri cilalı deri.
O çılgınlar, o gececiler
boğarlar geçtikleri yeri
Zamk karası bir sessizliğe
ve bir dehşete kum incesi…"


Garcia Lorca, Ağustos 1936'da Avrupa coğrafyasını çiğneyen faşizmin İspanyol muhafızları tarafından gözaltına alınır. 2,5 gün ağır işkencelerden geçirilen Lorca, 19 Ağustos günü hücreden alınarak arabaya bindirilir. Araba Granada'ya on mil uzaklıkta durur. Arabadan indirilir ve faşistler önce silahların dipçikleriyle saldırırlar Lorca'ya. Ardından ateş ederler.

'Bir gitar kadar mutlu ve hüzünlü'
Şilili şair Pablo Neruda, Lorca'nın ardından yaptığı konuşmada şöyle demişti: "Federico Garcia Lorca! O, insanlarının bir parçasıydı, bir gitar kadar mutlu ve hüzünlü, bir çocuk kadar, insanları kadar berrak ve derin. Biri çıkıp da, yılmadan, ülkenin her karış toprağını adım adım dolaşarak, bir kurban, sembolik bir kurban bulmak için araştırmalar yaptıysa, o kişi, İspanya’nın özü, onun canlılığı ve derinliği olarak seçilen bu adamın mertebesine erişen hiçbir kimse ve hiçbir şey bulamayacaktır. Evet, iyi seçim yaptılar, onu vururlarken insan soyunun yüreğini hedeflemişlerdi. Onu, İspanya’ya boyun eğdirmek ve şehit etmek için seçtiler, onu en derin soluğunu tıkamak için seçtiler, onu özünü kurutmak için seçtiler, en solmaz kahkakasını susturmak için seçtiler... Size yalnızca bir şairin yaşamını ve ölümünü anımsattığım İspanya’nın tüm acıları içinde bağışlananlar olsa da, bu cinayeti asla unutamayız. Bunu asla unutmayacağız ve asla bağışlamayacağız. Asla!"

KÜLTÜR SERVİSİ