
Başbakan Davutoğlu’nun, Diyarbekir dönüşü "PKK 2013 Mayıs’ına dönerse her şey konuşulabilir" açıklamasına mukabil, Erdoğan "ortada müzakere edecek de görüşecek de bir konu yoktur" açıklaması, Davutoğlu’nu "Terör örgütünü muhatap almayacağız" hizasına çekti. Haddizatında, bu hiza, 40 yıllık Türk devletinin Kürt meselesi hususundaki müktesebatının kendisinden başka bir şey değil. Öte yandan, "teröristlerle pazarlık yapmayız, sonuna kadar devam edeceğiz, kökünü kazıyacağız" minvalli kavrayış salt Türk devletine mahsus da değil. Dünyadaki hemen tüm çatışma bölgelerinde, devletler benzer açıklamalar yapadururlar. Ancak eş anlı olarak Türk devleti dahil olmak üzere, dünyadaki tüm devletler çatıştıkları taraflarla ekseriyetle gizli ve nihayet açıktan müzakere ederler. Hatta öyle ki son on yılda radikal İslamcı-cihatçı örgütlerle dahi müzakere kanalları aranmaktadır.
Peki silahlı bir örgüt ya da etnik bir çatışma, liderleri ve isyancıların tamamı ortadan kaldırılarak çözüme kavuşturulabilir mi? Birkaç örnekle bunu açıklamaya çalışacağım; Evvela, siyasal ve sosyolojik bir tabana sahip olmayan, daha çok "devrimci terör" dedikleri yol ve yöntemleri benimseyen örgütler bu tartışmanın dışında bırakılmalıdır. Zira bu tip örgütler ( RAF, ARJ, AD, WUO gibi) askeri ve güvenlik operasyonları ile ortadan kaldırılabilirler, nitekim öyle oldu. Fakat, siyasal ve sosyolojik tabana sahip, münhasıran ise etnik temelli örgütlenmeler için benzer bir tespit yapmak neredeyse gayrı mümkündür. Dünya üzerinde etnik temelli bir çatışmanın ya da güçlü siyasal ve sosyolojik dayanağı olan bir örgütün askeri yöntemlerle ortadan kaldırılması ile ilgili yaygın olarak dillendirilen iki örnek söz konusudur.
Bunlardan biri, "Rajapaska Modeli" olarak da anılan ve Türkiye’de iştahları kabartan Sri Lanka hükümetinin 2009’ta Tamil Kaplanları olarak da bilinen, Tamil Elam Kurtuluş Ordusu’nu (LTTE) büyük bir askeri operasyonla yok etmesidir. Sri Lanka ordusu, içinde binlerce sivilin de bulunduğu on binlerce kişiyi Nandikadal Lagünü’nde katletti. "Rajapaska Modeli"nin belirli kıstasları vardı, en dikkat çekici olanları; uluslararası tepkileri dikkate almama, orduya ve güvenlik birimlerine sınırsız operasyon özgürlüğü ve operasyonlarda sivil ölümlerin olacağının peşinen kabul edilmesiydi. Nitekim öyle oldu, Rajapaska hükümeti Kaplanların büyük bölümünü sivillerle birlikte yok etti. Burdan çıkarılacak iki sonuç mümkün gözükmektedir. İlki Tamil sorunu çözülmedi ve Kaplanlar çok büyük bir darbe almalarına rağmen yeniden örgütlendiler, eskisi kadar güçlü olmasalar da. İkincisi ise, ortalama demokrasi standartlarına sahip ya da onu hedefleyen hiçbir ülkede bu tarz bir operasyon yapılamaz. Özetle "başarılı" olarak anılan Tamil örneğinde ne Kaplanlar tamamen yok edilmiş ve daha da önemlisi ne de Tamil sorunu çözüme kavuşmuştur.
Literatürde büyük isyancı bir hareketin askeri operasyonla yok edilmesine diğer bir örnek olarak da Peru’daki Aydınlık Yol hareketidir. Bu örnek ayrıca silahlı hareketin liderinin yakalanmasıyla örgütün yok edilmesine de örnek olarak verilir. Aydınlık Yol hareketinin karizmatik lideri Abimael Guzman, namı diğer Gonzalo, 1992’de Lima’da hareketin üst düzey yöneticileri ile birlikte yakalandı. Guzman’ın yakalanması ile birlikte örgütte belirgin bir dağılma yaşandı. Ancak eş anlı olarak Fujimori hükümeti Aydınlık Yol gerillalarına ve yerli halka dönük katliam düzeyinde operasyonlar yaptı. Bu örnekten çıkarılacak birkaç sonuç; öncelikle Aydınlık Yol, 1980-1991 yılları arasında çok hızlı bir şekilde yükselmiş ve Peru’nun kırsal bölgelerinde ciddi bir kontrol elde etmesine rağmen, örgütün sosyal tabanının zayıf olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla liderin yakalanması ve vahşi operasyonlarla örgüt önemli ölçüde pasifize edilmiştir. Daha da önemlisi Aydınlık Yol hareketi Peru’nun kırsal bölgelerinde hala gerilla savaşı vermektedir. Yani örgüt tam olarak bitmemiştir. Bu iki örnekten çıkarılacak birkaç sonuç; hem Peru hem de Sri Lanka hükümeti vahşi operasyonların yanı sıra adı geçen örgütlerle defalarca görüştüler ve kuvvetle muhtemel gelecekte tekrar görüşmek zorunda kalacaklar. Neden, çünkü adı geçen örgütler yok edilmedi ve özellikle Tamil sorunu hala tüm yakıcılığı ile ortada durmaktadır, sadece işleri daha da zorlaştırdı Sri Lanka hükümeti.
UCDP/PRIO verilerine göre 2014 yılı itibariyle dünya üzerinde 40 silahlı çatışma yaşanmaktadır ve bu oran 1999’dan beri tespit edilen en yüksek orandır. Yine UCDP/PRIO’nun 2012 verilerine göre II. Dünya Savaşı’ndan bu yana dünya üzerinde en uzun zamana yayılan ve hala devam etmekte olan üçüncü büyük silahlı çatışma PKK ile Türk devleti arasındadır. İlk ikisi ise Sudan devleti ile Sudan Devrimci Cephesi (SRF) ve Kolombiya devleti ile Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) arasındadır. Dünyadaki en uzun soluklu üçüncü çatışmayı Türk devleti iki yıllık bir müzakere denemesinin ardından yeniden askeri operasyonla hal yoluna koyacağı kanaatinde. Üstelik dört ulusal devletin sınırları içinde var olan ve ilaveten Avrupa ayağı olan bir hareketten bahsediyoruz.
Kürt meselesinin askeri operasyonlarla neticelendirilemeyeceğini bunu bizatihi dile getirenler de biliyor, benzer şekilde nasıl hal yoluna koyulacağını bildikleri gibi. Tıpkı Şimon Perez’in "Ortadoğu’daki nihai barış anlaşmasının toprak, mülteciler ve hatta Kudüs konusundaki ana çizgilerini herkes biliyor ama bizi oraya ulaştıracak bir sürecimiz yok" demesi gibi. Perez’nin ünlü sözüyle devam edersek "iyi haber tünelin ucunda ışık olduğu; kötü haber ise tünel yok". İçinde bulunduğumuz durum tam olarak bu. Ama esas olan da tüneli inşa etmek o halde. Belki hâlihazırda açıktan müzakere yapmak çok mümkün gözükmüyor olabilir ancak tek yol en azından gizli de olsa görüşmelerin yapılması bir an evvel. Umarım budur.