- 'Kürt Dirilişi' belgeseli, son 50 yıllık Kürt Özgürlük Hareketi tarihine müthiş bir tanıklıkla yaklaşmayı başarıyor. Yüzyıllık resmi tarih yazımına alternatif bir materyali ortaya koyuyor.
HEVAL TAHA
Belli bir periyoda dayalı düzenli yazı yazarken bir anda sadece akmakta, yaşanmakta olan gündemin peşine takılmak gibi bir risk vardır. Böyle olunca zaman zaman son derece kıymetli bazı detaylar, dikkatinizin dışında kalabiliyor. Bu ilüzyon hali yüzünden kimi zaman müdavimi olduğunuz bazı şeylerin, yazıya değer taraflarını kavramanız zaman alabiliyor. Vaktini hatırlamak için elinizdeki zaman hatırlatıcıyı kurduğunuz o günün o saatinde ne yapacağınızı önceden planladığınız halde o kıymetin uzağına düşüyorsunuz fikren. Buna basiret bağlanması da diyebilirsiniz.
Televizyon ya da gazete yayıncılığında tek bir program, tek bir haber ya da tek bir makalenin kurumsal birikimi temsil etmesi çok nadir rastlanan bir durumdur, ancak oldu mu da tam olur. Hangi yayın biçiminde olursa olsun bu yapımlar muadili diğer bir çok yapımın eksikliklerini de kapatacak olgunluktadır. Kurumsal birikimi öyle iyi temsil ederler ki; yayınlandığı genel yapının gücünü, yayın kapasitesini görmenize ve kavramanıza da önayak olurlar.
Şehit Gülistan Tara Belgesel Komününden Yönetmen Doğan Çetin’in yönettiği Kürt Dirilişi Belgeseli tam da bu ölçüleri temsil edebilen önemli bir proje oldu benim için. Uzunca bir süredir her cuma akşamı Amed saatiyle 20.00; Brüksel saati ile 19.00’da Medya Haber TV’de “Kürt Dirilişi” belgeselini (Bu arada Kürtçesi de her çarşamba akşamı Stêrk TV’de) seyrediyorum. Açık söylemek gerekirse bu süre içerisinde isteğim dışında bir kaç bölüm kaçırdığım oldu. Ciddi eksikliğini hissettim. Hal böyle olunca da (gecikmiş olmakla birlikte) bu kıymetli yapım hakkında bir şeyler yazmak farz oldu.
Şöyle sıralamaya çalışayım bende bıraktığı etkiyi:
* Bir televizyon programı olarak alışkanlık yapan bir yanı var ki seyretmediğimde eksikliğini hissettirdi. Bu oldukça uzun zamandır bir televizyon programı için hiç hissetmediğim bir durum.
* Sahicilikten uzak ve abartılı metin oyunlarına tevessül etmeyen, anlaşılır olmayı hedefleyen dili ve kurgu hileleri yerine son derece ince görsel imgeleri kullanmayı başarmayı bilen kurgusu.
* Ele aldığı başlıkları farklı zaman dilimlerinde farklı kişiliklerle yapılan görüşmelere dayandırarak ciddi bir sahicilik inşa edebilme başarısı. Bunu yaparken yürütülen büyük emek gerektiren son derece ciddi arşiv taramaları dikkatten kaçmıyor.
* Kestirme yollar seçmek yerine oldukça meşakkatli, uzun, detaylı bir anlatım dili tercih etmesine karşın seyirciyi sıkmaması. Aksine merak duygusunu sürekli yüksek tutarak, seyredeni diken üstünde tutmayı başarması. Bu oldukça büyük bir maharet, dahası da işinde zanaatkarlık gerektirir.
* Bir haber televizyonunda olmasına karşın haberci heyecanına kapılmadan ele aldığı konuya belgeselci sakinliğiyle yaklaşabilmesi.
Tüm bunlar bir araya geldiğinde Kürt Dirilişi belgeseli, son 50 yıllık Kürt Özgürlük Hareketi tarihine müthiş bir tanıklıkla yaklaşmayı başarıyor. Oldukça zengin bir malzeme deryasından ince işçilik bir belgeseli, adeta bu coğrafyanın halklarına hediye ederken “Kürt televizyonculuğu var mı?” sorusuna da çok ciddi bir cevap veriyor. Evet, belgesel ekibi çok geniş bir arşive ulaşma şansı bulmuş ve bu şansı son derece yerinde değerlendirmeyi başarmış. Tam da burada Kürt Özgürlük Hareketi’nin oluşturduğu arşive de dikkat çekmek gerekir. Ankara’da bir araya gelen üniversite öğrencilerinin buluştuğu apartmanın adından, dairenin kaçıncı katta olduğuna varana kadar tüm detayların hala en ince ayrıntısına kadar hatırlanıyor olması, devrim yolcularının ciddiyeti konusunda da çok önemli bir fikir veriyor.
Çatışma alanlarından gerillanın günlük yaşamına, gerillanın eğitim süreçlerinden kurumlarına/üretim birimlerine (ekmek, yemek, tiyatro, müzik ve atölyelere), yazılı belgelerden parti kongrelerine, son derece zengin portrelere yaşamın nabzının attığı her hareketlilik büyük bir titizlikle kayıt altına alınmış. Süren mücadelenin tüm amansızlığına karşın bugün yaşananın geleceğe intikali sağlanmış. Bu, hayati ihtiyaç ihmal edilmemiş.
Bu haliyle belgesel, yüzyıllık resmi tarih yazımına alternatif bir materyali ortaya koyuyor. Tarih okumasına yeni bir metod önerisi ile geniş halk kesimlerine ulaşmayı hedefliyor. Tarihi özgürce, halkların safından bakarak, doğru yerden son derece dürüst, ahlaka sadık kalarak yeniden yazmayı deniyor. Bu gücünü de tarihi yapanların tanıklığından alıyor.
Bu deneme esnasında bir kaç eksikliğe-fazlalığa düşmüyor da değil kanımca. Hal böyle olduğunda da elbette naçizane bir iki eleştirim de yok değil. Özellikle belgeselin Diyarbakır zindanlarına ilişkin bölümlerinde kullanılan canlandırma ve başka yapımlardan alınan kesitler, büyük yapıyı zedelememekle birlikte belgeselin görsel anlatımında yakalanan ahenge cevap vermekte yetersiz kalıyor kanımca.
Zaman hatırlatıcıyı bir kez de sizin için ayarlıyorum; Kürt Dirilişi’ni Medya Haber TV’de her cuma Amed saati ile 20.00; Brüksel saati ile 19.00’da; yine her pazar Amed saati ile 17.00 ve Brüksel saati ile 18.00’de seyretmelisiniz.