• Bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şey, onlara tutunmak; onların hatıralarına, iyilik ve güzelliğine… Onlara tutunup güçleneceğiz. Onlar, cesaret abideleriydi, isyana duranlardı, kutup yıldızlarıydı…

BEDRİ ADANIR

Önce Amed’de, sonra Wan’da, ardından Colemêrg’de… Kürt Özgürlük Hareketi, farklı yıllarda şehit düşen gerillaların kimliklerini açıklıyor. Barış umudunun yükseldiği bugünlerde, onlarca gerillanın yasını tutmak çok ağır… Elbette Kürdistan’da matem, onurlu barış isteğinin sağduyusu içinde, bir yerlerde kışkırtılan ırkçılığa ve ırkçı saldırılara rağmen sürerken, açığa çıkan sahiplenme; deyim yerindeyse “insanlık” adına umut ve cesaret verici…

“Manevi değerler aşınmış, bitmiş!” mealindeki cümleler gündelik sohbetlerden eksik olmazken, Kürdistan’da bir “maneviyat”, bir “metafizik” yaratan şehit gerçekliğinin “silkeleyen”, “arındıran”, “temizleyen” etkisi, bir kez daha Amed’den Wan’a kadar bütün Kürdistan’da hissediliyor; başlar eğiliyor, gözyaşları dökülüyor, kararlılık bileniyor, azim harlanıyor.

Çoğumuzun çocukluk kahramanları olan o gerillalar, toplumda ahlak ve vicdanın da temsilcileri oldu. “İyi” ve “kötü”yü, onları ölçü alarak tarif ettik. Oyunlarımızda “gerilla” olduk. Onlara “terörist” denildiğinde öfkelendik. Çocuklarımıza onların adını verdik: Egîd, Mazlûm, Zîlan, Viyan… Onlar şehit düştüğünde, hiç tanımasak bile gözyaşı döktük, yas tuttuk. Artlarından gidenler, kod isimleriyle birlikte silahlarını da aldı. Hunharca katledildiklerinde serhildana durduk, cenazelerine hakaret edildiğinde ayağa kalktık: “Çek ayağını hayvan, o bir insan!” diye haykırdık!

Onlar, atalarımıza yapılan zulmün karşısına dikilen cesaret abideleriydi… Şêx Seîd kokuyorlardı, Seyid Rıza’ya benziyorlardı…

Onlar, yenilmiş isyanların öfkesini kuşanıp isyana duranlardı…

Onlar, “yoldaşına canı pahasına avuçlarıyla su taşıyanlardı…”

Onlar, “karanlığa ışık saçan” kutup yıldızlarıydı…

Kısır döngü anlaşılmalı

Başka bir zaman diliminde olsa, barış umudunun, tüm gecikme ve eksikliklere, hatta güvensizliğe rağmen yükseldiği bir dönem olmasa, acaba nasıl bir atmosferde yas tutulurdu diye düşünüyorum. Koşuyolu Parkı’nda tek yürek olmuş binlerce insan, muhtemelen bir kez daha serhildanlarda buluşacaktı. Kentte kepenkler kapanacak, hayat duracaktı… Elbette hayat durmasın, ne kepenkler kapansın ne de çocuklar/gençler panzerlere taş atsın. Enes Atalar polisin biber gazı fişekleriyle toprağa düşmesin…

Daha önemli bir şey var: Bu büyük sağduyulu yasın, doğru anlaşılması ve hak ettiği kıymeti görmesi gerekiyor. Kimsenin “Yenildiler!” yanılgısına düşmemesi ve bunun üzerine denklem kurmaması gerekiyor; bu apaçık yanlıştır, kaybettirecek bir hesaptır. Kimsenin savaş kazandığı da yok, kaybettiği de… Doğrusu şudur: Artık şiddet dışı yöntemler kullanmanın zamanıdır, kısır döngünün kimseye bir hayrı yoktur.

Uğruna can verdikleri

Acının derinleşip dayanılmaz olduğu anlarda insan, içten içe “Onlar gitti ya, varsın dünya yıkılsın” diyor ama sonra uğruna can verdikleri, canlarından geçtikleri hayalleri hatırlanıyor: “Asla boşa gitmeyecek, asla! Hayalleri gerçekleşecek; bu toplum özgürleşecek!” alıyor, “Dünya yıkılsın”ın yerini…

Öyle ya, bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şey, onlara tutunmak; onların hatıralarına, onların hatıralarıyla kendimize inşa ettiğimiz o eşsiz metafiziğe tutunmak; onların iyilik ve güzelliğine… Meşe ağaçlarına, berûlara, pezkovîlere, sincaplara; dağlarımıza, dağların sahiplerine… Ancak öyle “kendimize geleceğiz,” “kendimizi bulacağız,” “anılarını yaşatacağız” ve “hayallerini gerçekleştireceğiz!”

Güçleneceğiz; demokratik bir toplum inşa edeceğiz. Bu toplumda kadınlar katledilmeyecek, kadının emeği istismar edilmeyecek… Hiçbir canlı, başka bir canlının avı olmayacak; avcılığı insanlığın kodlarından söküp atacağız. Kastik katili öldüreceğiz!

Çağın bitmeyen hengâmesi, devasa kalabalıkların içindeki yapayalnızlıklar, kudurtulmuş bencillik halleri, kavgalar, cinayetler, hırsızlıklar, savaşlar… Aslında hepsinin karşısında tutunacağımız biricik inanç, o eşsiz “metafizik” onlardan başkası değil...

Oysa bitmedi kavga

Bugün belki de o serhildanların ruhumuzda, beynimizin kılcallarında kopması gerekiyor. Dört bir yandan ruhumuza saldırmıyorlar mı zaten? İnançsızlıkla, güvensizlikle zehirlemeye çalışmıyorlar mı? “Bitti, o devir kapandı, onlar kazandı, teslim olun” diyor, hiçbir zaman direnmeyenler ve ruhunu satmış olanlar. Oysa devam ediyor kökleri tarihin derinliklerinden gelen kavga… Dövüşürken güzelleşiyoruz biz, dövüşüp düşenlerin hatıralarına tutunarak…