- Adını ve resmini gördüğümde, onun üzerine sinen toprağın kokusunu hatırlıyorum. Ciwan’ın aklımda en çok böyle kalmasına biraz da seviniyorum. Şimdi biliyorum; o da öyle kokuyor.
FERİDE RAPO
“Ne kadar yaşadığınız değil, nasıl yaşadığınızın bir değeri vardır” ifadesi, her toplulukta, her toplumda ve her bireyde farklı anlamlar kazanır. Devrimci mücadeleye kendisini adamış bir savaşçı için ise bu söz, çok daha derin bir anlam taşır. İnsan, o anlamla büyür; yaşın, eskiliğin ya da yeniliğin taşıdığı önem giderek geride kalır. İnsanın arayışı oranında büyümesi başlar. Arayış güçlendikçe, anlam düzeyi yükseldikçe karakter oluşur ve bu karakter zamanla bir pratiğe dönüşür. Bu yüzden şair, “Bir çocuk daha bilgedir hayat karşısında” der. Çocuk, hesap ederek bakmaz; merak eder, sorgular. Korku henüz yaşamının bütününü kuşatmış bir duygu olmadığı için yaşam karşısında soruları çoğalır. Sorgular ve arar.
Nereden bakarsak bakalım, devrimci mücadeleye katılan her bireyin yaşam karşısında sorgulamaları vardır. Bir şeyleri reddettiği, başka bir yaşamın mümkün olduğuna inandığı için gelir. Bu nedenle “duygusal dahil olma” sözünü, günümüzde kapitalizmin yoğun bombardımanı altında yetişmiş bir gencin, böylesine ağır savaş koşullarını az çok bilmesine rağmen bu yolu tercih etmesiyle aynı yere koyamayız, çünkü bu kolay değildir. Kimyasal silahların kullanıldığı görüntüleri izlemek, kargo paketleriyle gelen şehitleri görmek ve bütün bunların ardından mevziye koşma cesaretini kuşanmak; yüksek bir vicdan, büyük bir sorumluluk ve güçlü bir irade ister. En çok da “ben” olgusunu merkeze yerleştiren bir sistem karşısında kendinden vazgeçebilmeyi, kendi benliğini toplumsal gerçekliğin karşısında yeniden kurmayı ve bunun için çaba göstermeyi gerektirir.
Zor olanın güzelliği
Bugünlerde şehadeti ilan edilen birçok değerli yoldaş arasında yer alan Ciwan Raperin şahsında, son 10 yılın ağır savaş koşullarında bu mücadeleye gerçekten özlü bir biçimde katılmış birçok arkadaşı da ifade etmeye çalışmak gerekir. Kürdistan ve Kürt gerçekliğinde irade olmak ve bu iradenin savaşını vermek zordur. Zor olduğu kadar da güzeldir. Arkadaşlarımızı uzun uzun anlatacağız, çünkü Şehit Atakan Mahir’in tarihe kazınan Bakur belgeselinde “bir çocuğa okuma ve yazmayı öğretirken biraz ekmek, biraz toraq alırız. Evlere gideriz, hakikati paylaşırız” sözleri, esas komünal yoldaşlık hareketinin ruhunu ifade ediyordu. Bu ifade bugün de güncelliğini koruyor.
Ne kadar özel, ne kadar güzel kelime kullanırsak kullanalım yine de noksan kalıyor, ancak bir şehide, Mahsum Korkmaz arkadaşın, yani Egîd’in adıyla birlikte anılan “yiğit” kelimesi çok yakışıyor. Hakikaten de her arkadaşın ayrı bir güzelliği, insanın kendi içinden yüzüne ve pratiğine yansıyan ayrı bir yiğitliği var.
Onlarca, yüzlerce arkadaşın içinde hepimizin canından bir parça olan yoldaşlarımız var. Kimiyle birlikte yaşamış, aynı battaniyeyi, aynı mevziyi paylaşmışız. Kimiyle yalnızca selamlaşmış, bir halayda el ele vermişiz. Kimiyle ise hiç karşılaşmamışız ama tümünü bir araya getirdiğinizde, her biri tanıdık bir yüz gibi geliyor.
İsimlerimiz de öyle
Hakeza her birimiz, bir başka şehidin adını almışız; birbirimizin devamı olma iddiasıyla yaşamışız. Bunun yarattığı duygu, bir ananın duygusu gibi onurlu ve derindir. İnsanın derin derin nefes alıp gözlerini gökyüzüne çevirdiği bir hâlidir.
Ciwan Raperin de İstanbul şehitleri içerisinde adı ve sicili verilen arkadaşlardan biri. Onu uzun boyu, sürekli hareket hâlindeki yapısı, emekçiliği ve gerçekten hesapsız kişiliğiyle tanıdım. İlk olarak Avrupa’ya gelişinde görmüştüm onu. Merakla ülkeye gitmeyi bekliyordu. Okuyan, sorgulayan ve tartışan bir yapısı vardı. Çok sonraları aynı eğitimde yan yana geldik. Önceden Bahoz adını kullanıyordu, şimdi ise Ciwan’dı. Adı gibi olmak istiyordu; o yüzden adını da böyle koymuştu. Mütevazıydı. Hep koştururdu. Kadın arkadaşlara duyduğu saygı ve yaklaşımı hepimiz üzerinde gerçekten iz bırakıyordu.
Her şeyi iyisiyle
Bazı arkadaşlar vardır; ilk gördüğünüzde başka, yıllar sonra yeniden gördüğünüzde bambaşka bir etki bırakırlar. Kendini geliştirmiş, değişmiş, daha fazla olgunlaşmış ve ayakları biraz daha yere basan biri karşınıza çıktığında bundan mutlu olursunuz. Ciwan arkadaşta yaşadığım duygu tamamen buydu.
Okul bitince bir süre tünel yapma işinde birlikte kaldık. O süreçte de hep çok emekçiydi. Biz kadın arkadaşlar ise toprak atan gruptaydık. Her arkadaşın kendi sorumluluğu vardı. Günlük toprak atma işi bittiğinde Şehit Ciwan beni ya da başka bir arkadaşı el arabasına bindirir, ambulans sesi çıkararak kameriyeye kadar götürürdü. Bütün günün yorgunluğunun ardından o moral, o coşku ve o çocukça neşe hiçbir şeyin yerini tutmuyordu.
“Her şeyi iyisiyle yapmaya çalışan Ciwan” dersek, sanırım onu biraz anlatmış oluruz. Gerçekten de ne yaptıysa heyecanla, severek, içinden gelerek yaptı. Doğalında çok şeyi sığdırdı hayatına. Şimdi ise sığdırdığı o hayatı, hepimize ilham ve örnek olan bir şeye dönüştürdü.
Toprak, toprağın kokusu
En son onu gördüğümde farklı yollara gidecektik. Yağmur yağıyordu. O süreç boyunca, daha önce şehit düşen arkadaşlar için şehitlikte yer kazıyor, arkadaşlarımızı getiriyorduk. Bir anda çağırınca, öyle çamurlu ve toprak içindeyken çıkmak zorunda kaldı. Sonra, askeri alanda kalmanın bazı gerekliliklerinden dolayı çekindiği bir anda bana:
“Yoldaş, seninle vedalaşırken sarılabilir miyim?” dedi.
Çok hüzünlendim.
Onu son görüşüm oldu.
Son sarılışım…
Adını ve resmini gördüğümde, onun üzerine sinen toprağın kokusunu hatırlıyorum. Ciwan’ın aklımda en çok böyle kalmasına biraz da seviniyorum.
Şimdi biliyorum, o da öyle kokuyor.
Toprağını kazdığı, arkadaşlarının rahat etmesi için yerleştirdiği toprak gibi…
Belki de bu yüzden ne söylesek noksan kalıyor.
Onlarla çoğaldık ama çoğaldıkça, onları ifade etmek için kullandığımız kelimelerin ne kadar eksik kaldığını daha fazla hissediyoruz. Bazı hayatlar anlatılmak için değil, yaşanarak anlaşılmak içindir. Ciwan’ın hayatı da böyleydi. Kısa ya da uzun yaşamasından çok, nasıl yaşadığı kaldı geriye. Şimdi onun yaşadığı hayat, hepimizin içinde yaşamaya devam ediyor.
* Ciwan Raperîn (Berzan Elüstü), 10 Aralık 2025'te Qendîl'de şehadete ulaştı.