AKP'nin 14 yıllık iktidarının sonu gelmiş gibi görünüyor. AKP'nin kuruluş ve iktidara geliş dönemini hatırlayanlar, içte ve dışta AKP'ye umut bağlayanların şimdi hayal kırıklığı içinde kıvrandığını görüyor. Gül, Arınç gibi bir bölüm AKP kurucusu ve geçmişteki ana kadroları bugün yeni arayışlar içinde. AKP'nin tek başına iktidarını sürdürmesi olanaksız görünüyor. Hele hele, tek kişinin diktası olarak tasarlanan başkanlık sisteminin ayakta kalması çok zor. Fiilen kurulan bu sistemin yine fiilen yıkılması kaçınılmazdır.

AKP'nin kuruluşu ve iktidara gelmesi-getirilmesi iyi incelenirse, bugün geldiği nokta ve akıbeti de doğru anlaşılabilir. AKP, kendi deyimleriyle "milli görüş gömleği"ni çıkarttı ve ılımlı İslam-Yeni Osmanlı sloganıyla İslam aleminde lider olmaya, bütün İslam ülkelerine model olmaya-oluşturmaya çalıştı.

İşe içeriden başlarsak, AKP statükoya-vesayete son diyerek, 1924'ten beri kurulan statükoya karşı olduğunu, bunu değiştireceğini açıkladı. Bu basit bir iddia değildi. 1924 anayasasıyla kurulan ve 12 Eylül 1980 anayasasıyla kemikleşen ırkçı-ayrımcı sisteme son verilmesi demekti. AKP, bu çerçevede Kürt sorunu başta olmak üzere, birikmiş bütün sorunları demokratik reformlarla çözeceğini iddia etti. Erdoğan, CHP'ye Dersim katliamının hesabını soruyor, 12 Eylül idamlarını ağlayarak kınıyordu. Açılım süreçleri Kürtlerden başlayıp Aleviler, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Çerkesler, Lazlar derken Romanlara kadar geldi. Bu süreçler halka güven vermese de, "Ya tutarsa" denerek toplumda bir heyecan ve umut yaratmadığı da söylenemez. AKP, halkın bu değişim-demokratikleşme istemlerini-özlemlerini hayasızca sömürdü ve harcayıp bitirdi. Bu inançla, AKP'ye AKP'lilerden daha çok ve sınırsız destek veren liberallerin bir çoğu bugün AKP'ye isyan halinde.

Dışarıda ise ABD-AB çevreleri AKP eliyle, ılımlı İslam formülüyle Türkiye'yi AB ölçülerinde demokratikleştirecek, Türkiye'yi AB ile bütünleştirecek ve İslam alemi ile Batı arasında köprü olacak bir Türkiye hayal ediyorlardı. Böyle bir Türkiye İslam aleminde etkili olursa El Kaide, İhvan-ı Müslimin, DAİŞ ve benzeri radikal, silahlı, fundemantalist İslamcı akımlar dizginlenir, hem bölgenin hem de dünyanın güvenliği sağlanmış olurdu. Ama AKP çetesi, Kürtlere karşı, Rojava Devrimine karşı DAİŞ ve her türlü gerici çete ile işbirliğini tercih etti.

Sonuçta, AKP içte ve dışta kendisine bağlanan bütün umutları tüketti, hayalleri yıktı. Geriye Neron tarafından yıkılıp yakılmış harabeye dönmüş bir Roma gibi Türkiye kaldı. Statükocuların tercihi bu Türkiye'dir. Statükocular ile Erdoğan şefliğindeki AKP çetesi arasında bu statükoyu sürdürmek üzere bir şer ortaklığı kurulmuştur. Erdoğan ve AKP çetesi hesap vermekten kurtulmak için iktidarda kalmak zorunda olduğunu görüyor. Statükocular ise vesayeti ve statükoyu sürdürebilmek için Erdoğan ile birleşmek tercihini çoktan yaptılar. Bu uğursuz halk düşmanı ittifak, çözüm yolu olarak ortaya başkanlık sistemi adı altında yeni bir milli şeflik sistemi çıkardı. "Vesayete son vereceğiz" diyen AKP çetesi, dönüp dolaşıp 1930'ların yasa, anayasa, hukuk tanımayan, keyfi tek parti ve milli şeflik sistemine sarıldı. Bu sistemi yerleştirmek için Dersim benzeri hatta Dersim'i aşan katliamlara başladı.

AKP'nin ılımlı İslam politikası ise Kürt düşmanlığı temelinde DAİŞ, El Nusra ve Ahrar-uş Şam gibi terör örgütleriyle, Katar ve Suudi Arabistan ile Sünni İslam cephesi kurmaya dönüştü.

Kürdistan halkı başta olmak üzere tüm ezilenlerin bu diktaya karşı kahramanca direnişi bu nedenle tarihi bir önem sahiptir. Erdoğan ve AKP çetesi ise hala halkı, halkın temsilcilerini ve HDP'yi suçlamaya devam ediyor.

Erdoğan ve yalakaları HDP'lilerin tutuklanmasını, HDP'nin susturulmasını isteyerek "Böyle parti nerede var?" diyorlar. Doğru, ama böyle bir devlet ve cumhurbaşkanı nerede var?

Dünyanın gözü önünde kendi sınırları içindeki şehirleri bombalayan, aylarca sokağa çıkma yasakları koyan, çoluk-çocuk demeden katleden, yaralı insanları ölüme terk eden, cenazelerini vermeyen, cenaze törenlerini yasaklayan, ölenlerin ailelerini bile tutuklayan başka bir devlet var mı?

Böyle bir devlete-hükümete bugünkü dünyada lüzum var mı, yer var mı?

İçeride ve dışarıda zamanın ruhuna ve hayatın akışına ters olan bu çetenin iktidarda kalması, en başta Türkiye halkları için büyük bir tehlikedir.

Ya AKP diktası bölünüp parçalanacak, bu gidişe son verilecek ya da ne yazık ki, Türkiye kan içinde debelenerek paramparça olmaya doğru gidecektir.