
Kürdistan kentlerinde 2015 yazında başlayan özyönetim ilanları aynı
zamanda yaşamın özgürlük dışında bir anlam taşımadığını bilen yüzlerce
genç kadın ve erkeğin direniş öykülerini de oluşturan yeni bir dönemin
adı oldu. Okullarını, evlerini, işlerini bırakan yüzlerce genç son
nefeslerini verene kadar savunmasını yaptıkları özgür sokaklarda,
mahallelerde, kentlerde yaşadılar. Bu gençlerden biri olan Hikmet Çark,
AKP'nin özel savaş güçlerinin tarihin en vahşi yöntemleriyle saldırdığı
Cizîra Botan'da yaşamını yitirdikten sonra önce devlet tarafından
Dîlok'ta (Antep) kimsesizler mezarlığında defnedildi daha sonra ailenin
girişimleri sonucu alınarak doğduğu topraklar olan Îdır'in (Iğdır)
Aralık ilçesi Çamurliya Jorîn (Yukarı Çamurlu) köyünde defnedildi.
Soykırım saldırılarına karşı Cizîr'de toprağa düşen Çark'ın babası
Mehmet Sıddik Çark'ın da 1992 yılında Îdir'da gerçekleşen bir demokratik
eylem sırasında devlet güçleri tarafından katledildiği ortaya çıktı.
Devlet eliyle katledilen baba ve oğlu anlatan aile bireyleri, 1992'den
2016'ya kadar değişen hiçbir şeyin olmadığını, değişen tek şeyin yıllar
olduğunu dile getirerek acı ve öfkelerini dile getirdi.
'Babamın okul ihtiyaçlarımız için gittiğini sanıyorduk'
Babası Mehmet Sıddık Çark'ı anlatan kızı Aysel Çark, Güney savaşını
protesto etmek için 2 Kasım 1992 tarihinde Kürdistan'ın birçok kentinde
eylemler yapıldığını belirterek, "Serhat bölgesinde herkes bu protestoya
davet edildi. Babam da Iğdır'da yapılacak yürüyüşe katılmak için o
sabah evden çıktı. Evden çıkarken okul ihtiyaçlarımızı da gidermek için
çıkmıştı. Babam anneme söylemişti yürüyüşe katılacağını. Ancak biz küçük
olduğumuz için sadece okul ihtiyaçlarımızı bekliyorduk. Bize haber
geldi ve dediler ki 'babanız yürüyüşte' yaralanmış, Erzurum'a
götürmüşler" dedi. Sıddık Çark'ın oğlu Muzaffer Çark da dönemin
yetkilileriyle görüşme yapılmasına ve izin alınmasına rağmen yürüyüşe
saldırdıklarını anlatarak babasının hedef gözetilerek öldürüldüğünü
söyledi.
'Hikmetin yolu doğru yoldu'
Oğlu Hikmet Çark'ın yaşamını yitirmesi ile acısının ikiye katlandığını
dile getiren anne Fadime Çark, yıllardır yaşanan acıları asla
unutmayacaklarını vurgulayarak sözlerine başladı. "Hikmet'in gittiği
yol doğru bir yoldu" ifadeleriyle konuşmasını sürdüren anne Çark,
oğlunun 5 buçuk yıl cezaevinde kaldıktan sonra yanına geldiğini
anlatarak şunları söyledi: "Ben bir anne yüreği ile yanımda kalması için
onunla konuştum. Ama o bana yolunun parti yolu olduğunu söyledi. Parti
çalışmalarını aksatmayacağını söyledi. 1 ay yanımda kaldı. Sonra gençlik
çalışmaları için tekrar gitti. Ona yolunun açık olmasını söyledim."
Anne Çark, yaşadığı tüm acılara rağmen "Bu bahar mevsiminde benim
yüreğim yandı artık kimsenin yüreği yanmasın" ifadeleriyle devlete tepki
gösterdi.
'Hem eşimi hem oğlumu bu yolda kaybettim'
1992 yılında eşinin ölümünden sonra çok zorluklar yaşadığını ifade eden
anne Fadime Çark, "Ben hem eşimi hem de oğlumu bu yolda kaybettim. Bir
gün olsun onlara kızmadım. Onların seçtiği yol hak yoluydu. Şimdi devlet
her tarafta insanları öldürüyor. Bu ölümler artık dursun. Çektiğimiz
acılar son bulsun. Bizim evimiz yas evine döndü, kimsenin dönmesin"
dedi.
'Bu yoldan vazgeçmeyeceğini biliyorduk'
Hikmet'in yurtdışında yaşayan ablası Aysel Çark ise, 1992 yılında babası
öldürüldükten sonra Hikmet'in 3 ay boyunca babasının yatağını yerden
kaldırmalarına izin vermediğini belirterek, babalarının ölümünden sonra
Hikmet'in oynadığı oyunların bile intikam üzerine olduğunu söyledi. Abla
Çark, "Hikmet küçük yaştan itibaren parti çalışmalarına katıldı. Okul
dönemlerinde de hiç bir şekilde uzak kalmadı. Hikmet büyüdükten sonra
metropollerde partinin gençlik çalışmalarına katıldı. 2010'da Urfa'da
yakalandı. Oradan Erzurum Cezaevi'ne gönderildi. 5 buçuk yıl cezaevinde
kaldıktan sonra tahliye oldu. Biz de artık Hikmet'in bu yoldan
vazgeçmeyeceğini biliyorduk. Çok onurlu bir yolu seçmişti. Sadece
kardeşimiz değil. Tüm Kürt halkının evladıdır" dedi.
DİHA